Avrupa Birliğinin çevre politikası ve Türkiyenin uyumu
Giriş
Çevre, günümüzde, siyasi gündemin parçası haline gelmiştir: Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde müzakerelere konu olmakta ve Avrupa Birliğine (AB) katılım müzakereleri sürecinde ise ayrı bir müzakere başlığı olarak ele alınmaktadır. Topluluğun çevre politikası, yüzme ve içme sularının temizliğini, hava kalitesini, atıksuların ve katı atıkların bertaraf edilmesini hedeflemektedir ve bu nedenle hayat kalitesi, güvenlik ve sağlık için vazgeçilmezdir.
Çevre mevzuatında, yatay konular (çevresel etki değerlendirmesi, çevresel bilgiye erişim, iklim değişikliği) yanında, hava, su, atık, doğa koruma, endüstriyel kirliliğin kontrolü, kimyasallar, genetik olarak yapıları değiştirilmiş organizmalar, gürültü, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konularında kalite standartları ve/veya ilgili prosedürlere dair düzenlemeler yer almaktadır.
Bu çalışmada Avrupa Birliğinde çevre politikası ve Türkiye nin Topluluk Çevre Mevzuatına uyum durumu, çevre müzakereleri, uygulama planları ve çevresel finansman konularına ilişkin incelemeler ve değerlendirmeler yer almaktadır.
A. Avrupa Birliğinde Çevre Politikası ve Türkiye nin Topluluk Çevre Mevzuatına Uyum Durumu
1. Avrupa Birliğinde Çevre Politikasının Hedef ve İlkeleri
Genel olarak çevre politikası, bir ülkenin çevre konusundaki tercih ve hedeflerinin belirlenmesi olarak tanımlanmaktadır. Çevre politikası geniş anlamıyla çevre sorunlarının çözümü için geleceğe yönelik olarak alınması gereken tedbirlerin ve benimsenen ilkelerin bütününü oluşturur .
Topluluğun çevre politikasının hedefleri, kısaca, kirliliği ortadan kaldırmak, azaltmak ve önlemek, doğanın ve doğal kaynakların, ekolojik dengeye zarar verecek şekilde işletilmesini önlemek ve rasyonel bir şekilde yönetilmelerini temin etmek, kalkınmaya, kalite gereksinimleriyle uyum içerisinde, özellikle de çalışma şartlarının ve çevrenin iyileştirilmesiyle yön vermek, kent planlaması ve toprak kullanımında çevresel etkilerin daha fazla hesaba katılmasını sağlamak, üye devletler dışındaki devletler, özellikle de uluslararası örgütlerle çevresel problemlere ortak çözüm aramak şeklinde sıralanabilir.
Çevre sorunları ile mücadelede Topluluğun alması gereken tedbirlerin dayanağını teşkil eden ilkeler, Antlaşmanın 130R maddesi 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu hükme göre, Topluluk, tedbir alırken özen gösterme, kaynağında önleme ve kirleten öder ilkelerini göz önünde tutar. Önleme ilkesi zararı gidermeye çalışmaktansa oluşmadan önce önlemler almayı tercih eden bir yaklaşımın ürünüdür. Önleme ilkesi ancak somut bir tehlike söz konusu ise uygulama alanı bulur. Tehlike “gerçek” değil de bilimsel belirsizliğe dayanıyorsa önleme ilkesi değil, özen gösterme-ihtiyat ilkesi devreye girer . Kaynağında önleme ilkesi ilk olarak, Üçüncü Çevre Eylem Programında ortaya atılmıştır. Kirliliğin ve çevre zararlarının, ortaya çıkışlarına göre mümkün olan en erken safhada,
yani kaynağında engellenmesi gereğinden söz edilmektedir. Çevre kirliliği tamamen önlenemiyor ise, başlangıcından itibaren en azından, mümkün olduğunca dar bir alanda tutulmalıdır. Bütünleyicilik (entegrasyon) ilkesi, çevre koruma ilkelerinin diğer birlik politikalarına entegre edilmesi veya daha açık bir ifade ile diğer politikalar saptanırken ve uygulanırken, çevrenin korunmasının gözetilmesini gerektirmektedir .
2. Avrupa Birliğinde Çevre Politikasının Teknik Araçları
Çevre Politikalarının Diğer Politikalarla Bütünleştirilmesi: Çevre ile ilgili prensiplerin diğer politikalara dahil edilmesi, Avrupa Tek Senedinden beri kabul gören bir ihtiyaçtır. Ayrıca, Beşinci Çevre Eylem Programı da bu hedefi bir öncelik haline getirmiştir. 15-16 Haziran 1998 tarihinde, Cardiff Zirvesinde, çevre sorunlarının bütün politikalara dahil edilmesi isteği dile getirilmiştir. Çevre prensiplerinin bütün politikalara tam olarak entegrasyonu uzun vadeli bir hedeftir.
Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrolü: Çevrenin en etkin ve geniş kapsamda korunması amacıyla hava emisyonları, atıksu deşarjları ve katı atık yolu ile meydana gelen kirlenmenin önlenmesini ve kontrol edilmesini bütüncül bir yaklaşımla sağlamak üzere, bu konudaki diğer mevzuatlara uyumlu olmak kaydı ile, entegre kirlilik önlenmesi ve kontrolüne ilişkin 96/61/EC sayılı Direktif yürürlüğe koyulmuştur.
Uygulama ve Denetim: Topluluk politikalarının ve bütünleşme çabalarının sonuca ulaşabilmesi açısından halkın desteğinin sağlanması, hayati öneme sahiptir. Vatandaşların kendileri ile ilgili verilen kararlar hakkında bilgilendirilmeleri sayesinde, yasama ve yürütme erklerini kullananların hatalarını veya yetkilerini kötüye kullanmalarını önlemek üzere önemli bir denetim mekanizması işletilebilmektedir. Çevre ile ilgili olan ve resmi makamların elinde bulunan bilgileri edinme ve yayma özgürlüğünün sağlanması ve bilgilerin hangi hüküm ve şartlar altında verileceğinin belirlenmesi amacıyla bilgiye erişim Konsey Direktifi çıkarılmıştır. Çevre Sorunları Konusunda Bilgiye Erişim, Karar Verme Süreçlerine Katılım ve Yargıya Başvurma İmkanı Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi), 25 Haziran 1998 tarihinde kabul edilmiştir. Kamu makamları, çevre sorunları ve düzenlemeleri hakkında vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının bilgiye erişimi, karar verme süreçlerine katılımı ve çevre hukuku hükümlerinin ihlali halinde yargıya başvurabilme imkanları konusunda teminatlar sağlama açısından etkili yükümlülükler altına sokulmaktadır.
Avrupa Çevre Ajansı ve Çevre Alanında Diğer Kuruluşlar: Objektif, güvenilir ve mukayese edilebilir bilgiler sağlayarak, çevrenin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasına, tedbirlerin uygulanışını değerlen-dirmeye ve halkı çevre konusunda yeterince bilgilendirmeye katkıda bulunmak üzere, Avrupa Çevre Ajansı ve Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı kurulmuştur. Avrupa Çevre Ajansının amacı, sürdürülebilir kalkınma hedefi doğrultusunda, Antlaşmanın ve çevre eylem programlarının hükümleri uyarınca çevrenin korunması ve geliştirilmesidir. Ajans, bilgi değişimi konusunda diğer kuruluşlarla işbirliği yapabilir. Üye devletlerle Komisyonu birbirine bağlayan, çevre mevzuatı uygulama bilgi ağı (IMPEL) da bu kuruluşlar arasındadır.
Avrupa Birliği Çevre Etiketi (Eco-label): Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde çeşitli çevre etiketlerinin hazırlanması ve yaygınlaştırılması üzerine, bütün üye ülkeler için geçerli olacak AB çevre etiketi geliştirilmesi çalışmaları başlatılmış; bunun sonucunda Bakanlar Konseyinin 23 Mart 1992 tarihli 880 sayılı Tüzüğü ile çevre etiket sistemi kurulmuştur. Bu sistem kapsamında, çevre dostu ürünler çevre etiketi ile ödüllendirilmektedir. Bu sistemde, çevre etiketi edinilmesi bir zorunluluk olmayıp, gönüllü bir uygulamadır. Çevre etiketi sisteminde, bir ürüne verilecek çevre etiketi için söz konusu ürünün tanımı ve ilgili çevre kriterinin belirlenmesi gerekmektedir. Kriterlerin belirlenmesinde ürün için hammadde seçiminden, imalatına, dağıtımına, tüketimine ve kullanımı bittiğinde geri dönüşümünün sağlan-masına kadar bütün evreler temel alınmaktadır.
Çevre Yönetimi ve Denetimi Sistemi: Çevre yönetimi ve denetimi sisteminin (EMAS) amacı, çevre yönetimi politikalarının, programlarının ve sistemlerinin uygulanması, etkilerinin değerlendirilmesi ve halkın bilinçlen-dirilmesi ile endüstri dallarının çevre performanslarının geliştiril-mesidir. Bu sisteme katılmak isteyen bir firmanın, kendi çevre faaliyetlerinin hedef ve ilkelerini belirleyen bir çevre politikası kabul etmesi, işyerinde çevre incelemesi yapması, çevre politikasının uygulanması için kabul edilecek hedefleri ve alınacak tedbirleri belirleyen işyeri çevre programı başlatması, çevre yönetimi sistemini yürürlüğe koyması, düzenli çevre denetimleri yapması, bir çevre bildirimi hazırlaması gerekir.
Çevresel Etki Değerlendirmesi: Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), herhangi bir alandaki proje önerilerinin uygulanmasına başlanmadan önce, çevreye olası etkileri bakımından sistemli bir inceleme ve değer-lendirmeye tabi tutulmasını ifade etmektedir. ÇED, yoğun ve kapsamlı bir danışma içermektedir, böylece vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının ilgili proje hakkında bilgi sahibi olmaları ve gelişmeleri etkileme fırsatına kavuşmaları mümkün olabilmektedir. ÇED, projelerin, insan sağlığı, flora ve fauna, toprak, su, hava, iklim, kırsal alan, maddi zenginlikler ve kültür mirası üzerinde yaratabileceği etkilerin tek tek incelenmesi sonucu hazırlanmaktadır.
3. Avrupa Birliğinde Çevre Politikasının Gelişimi
Avrupa Topluluklarını kuran Antlaş-malarda, çevreye atıf yapılmamıştır; ancak, tüm yurttaşların yaşam koşullarını iyileştirmek için birlikte çalışmak hedeflenmiştir. Topluluğun politikalarının hedeflerinden biri de doğal kaynakların akılcı biçimde idare edilmesini güvence altına almaktır. Ayrıca, üye devletler arasındaki rekabeti bozucu nedenlerin ortadan kaldırılması için milli politikaların uyumlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bakımdan da ortak bir çevre politikası hedef ve prensiplerinin tanınması gerekmek-tedir. Her bir üye devlette farklı çevre düzenlemeleri bulunması, farklı üye devletlerde faaliyet gösteren üreticiler arasındaki rekabet eşitliğini daha katı çevre mevzuatı olan ülkedeki üreticiler aleyhine bozacaktır . Yeknesak çevre standartlarına sahip bir Avrupa Birliği çevre politikasının, iç pazarın gelişme-sini engelleyen rekabet bozucu etkileri azaltacağı kabul edilmektedir. Çünkü çevre konusundaki farklı ulusal düzenlenmelere bağlı olarak maliyet farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, üye devletler, kendi sınırları içinde kendilerine özgü ürün standartları koyarak tarife dışı bir takım ticaret engelleri oluşturuyorsa, bu da iktisadi bütünleşme hedefiyle uyumlu değildir. II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa da ve dünyada, çevre politikasının oluşumuna etki eden bir dizi olay ortaya çıkmıştır. Örneğin, 1952 ve 1953 yılı kış aylarında Londra da ölümlerle sonuçlanan yoğun hava kirliliğini (London Smoke), daha sonraki yıllarda Avrupa Topluluğunun diğer ülkelerinde zaman zaman ortaya çıkan diğer çevre felaketleri izlemiştir.
Avrupa Birliği nin çevre politikası ve Türkiye nin uyumu
Avrupa Topluluğu çevre politikasının kökeni olarak 1972 yılında Paris te yapılan Avrupa Zirvesi görülmektedir . Ancak, Topluluk çevre politikasının başlangıcı bu toplantıdan bir yıl öncesine götürülebilir. 1971 yılında, Komisyonun Topluluğun çevre koruma politikası konusundaki ilk bildirisi yayımlanmıştır. Bu belgede Komisyon, Konseye kapsamlı bir çevre koruma faaliyet programı hazırlamasını önermiştir ve yasal dayanaklar olarak da AET Antlaşmasının 2., 100. ve 235. maddelerini göstermiştir. Bu siyasi gelişmelerin sonucu olarak çevre sorunları konusunda Topluluk düzeyinde resmi olarak faaliyete girişilmesi gereği belirince, 1972 yılının Ekim ayında Paris Zirvesinde ilk görüşmeler başlatılmıştır. Avrupa Topluluğu çevre politikası ilk resmi ifadesini bu zirvede bulmuştur Bu zirvede ilk defa Topluluk çapında bir çevre koruma politikasının oluşturulmasının önemi vurgulanmış ve Topluluğun organları bu konuda bir faaliyet programı oluşturmaya davet edilmiştir . 1987 de yürürlüğe giren Tek Senet ile birlikte, Topluluk, çevre alanında ilk kez yetki kazanmış ve Avrupa Birliğini kuran Maastricht Antlaşması ile çevre alanına politika statüsü verilmiştir.
4. Çevre Eylem Programları
Çevre politikası, uzunca bir süre, Topluluk içindeki problemlerin çözümüne odaklanmıştır. Sonrasında, hem kirliliğin küresel olma özelliğinin ve hem de bölgesel ve uluslararası düzeyde ortak ve uyumlu hareket etme gereğinin farkına varılmıştır. Çevre Eylem Programları, hukuki bakımdan bağlayıcı olmayan, ama politik bakımdan belirli niyetleri ortaya koyan çalışmalar olarak değerlendirilirler. Avrupa Komisyonu tarafından ortaya koyulan ve uygulanan Çevre Eylem Programları, düzenleyici araçların, yatay önlemlerin, mali destek mekanizmalarının geniş kapsamlı birleşimini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Eylem Programları genellikle Konsey beyanı olarak kabul edilmektedir. Programlar, kirlilik ile mücadeleyi, çevreye ilişkin konuların tüm aktivitelere entegre edilmesini amaçlamaktadır.
Eylem Programları her ne kadar bağlayıcı değilse de, istenen eylem genellikle hukuki kuralların oluşturulmasını gerektirdiğinden, ilgili konudaki mevzuatların gelişmesine yardımcı olmaktadır . İlk Çevre Eylem Programı, Paris Zirvesinden (1972) sonra, 1973 yılında yayımlanmıştır. Son olarak yayımlanan, “Çevre 2000: Geleceğimiz, Seçimimiz” isimli, Altıncı Eylem Programı, (24 Ocak 2001), çevre alanında Avrupa Birliğinin önümüzdeki on yıl içindeki temel ve öncelikli hedeflerini ortaya koymaktadır Programda dört ana konu öncelikli hedefler olarak belirlenmiştir: iklim değişikliği, doğa ve biyolojik çeşitlilik, çevre ve sağlık ile doğal kaynaklar ve atıklar (6. Çevre Eylem Programı hakkında Ek A da bilgi verilmektedir).
5. Çevre Mevzuatı
Topluluğun çevre mevzuatı, yatay konular (ÇED, çevresel bilgiye erişim, iklim değişikliği), hava kalitesinin yönetimi, endüstriyel kirliliğin önlenmesi ve risk yönetimi, su kalitesi, atık yönetimi, gürültü, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma, kimyasallar ve genetiği değiştirilmiş organizmalar ile doğanın ve biyolojik çeşitliliğin korunması başlıkları altında toplanabilir. Aşağıda, Topluluk çevre mevzuatında yer alan ve katılım öncesi dönemde aday ülkelerin uyumlaştırma ve uygulamada zorluklar yaşadığı ve ileriki bölümlerde sıkça ismi geçecek olan önemli bazı düzenlemeler hakkında kısa bilgiler verilmektedir.
Başlıca hava kirleticileri olan azot oksitlerin, yanmamış hidrokarbonların, partikül maddelerin, karbon monoksit, benzin ve diğer zehirli egzoz emisyonlarının, motorlu araçların buharlaşan duman egzozlarından yayılarak, ikincil kirleticilerin, örneğin ozonun meydana gelmesine yol açmak suretiyle çevreye doğrudan veya dolaylı olarak zarar verdiğini dikkate alarak, dizel yakıt ve benzin kalitelerine ilişkin 93/12/EEC sayılı Direktif yayımlanmıştır. Bu kapsamda, çevre ve insan sağlığının korunması amacı ile pozitif ateşlemeli motorlar ve sıkıştırmalı ateşlemeli motorlarla çalışan araçlarda kullanılan yakıtların teknik özellikleri belirlenmiştir. Direktife göre, 1 Ocak 2000 tarihinden itibaren üye devletler, kurşunlu benzini yasaklayacaklardır. Topluluk ve üye devletler, 1979 tarihli Uzun Mesafeli Sınır Ötesi Hava Kirliliği Konvansiyonuna ve ona bağlı kükürt dioksit sınırlamalarına dair protokole taraf olmuştur. Bu antlaşmaların getirdiği yükümlülükler gereği, Avrupa Birliği Konseyi, kükürt dioksit emisyonlarının atmosferde asitleşmeye yol açarak Topluluk ekosistemine, insan sağlığına, tahıl üretimine, bitki türlerine olan olumsuz etkilerini ve asit yağmurlarının şehirlerdeki bina ve arkeolojik mirasa zarar verdiğini dikkate alarak, sıvı yakıtların ihtiva ettiği kükürt dioksit miktarını azaltmak üzere, daha önce mevcut olan 93/12/EEC sayılı Direktife değişiklik getiren 99/32/EC sayılı ve 26 Nisan 1999 tarihli Direktifi yürürlüğe koymuştur. Direktifin amacı, bazı sıvı yakıtların yanması sonucu meydana gelen kükürt dioksit emisyonlarının azaltılması yolu ile çevre ve insan sağlığının korunmasıdır. Üye devletler, petrol ürünü olan bazı sıvı yakıtların yanması sonucu meydana gelen kükürt dioksit emisyonlarının azaltılması için, bu sıvı yakıtlar içindeki kükürt miktarına sınırlamalar getireceklerdir.
Toplulukta, insan sağlığı ve çevrenin korunması, zararlı hava kirleticilerin önlenmesi ve azaltılması için sınır değerler, direktiflerle düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere bağlı olarak, hava kalitesinin belirlenmesi için kullanılacak metot ve kriterleri belirlemek üzere, dış hava kalitesinin değerlendirilmesi ve yönetimine dair 96/62/EC sayılı Konsey Direktifi yürürlüğe konmuştur. Direktifle, üye devletlerde ortak metot ve kriterler aracılığıyla hava kalitesinin belirlenmesini sağlayacak sınır değerlerin, Topluluk düzeyinde halkın bilgisine sunacak ve iyi bir hava kalitesine ulaştıracak temel prensiplerin tespit edilmesi amaçlanmıştır.
Topluluğun taraf olduğu diğer bir önemli uluslararası antlaşma, sera etkisi yapabilecek gazların atmosferde birikerek dünya ikliminin değişmesine yol açmasını önlemek amacıyla 9 Mayıs 1992 de imzalanan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesidir. Sözleşme, sera etkisine yol açan gazların büyük oranda gelişmiş ülkelerden kaynaklandığını göz önüne alarak, soruna daha az katkıda bulunmuş kalkınmakta olan ülkelerin Sözleşme hüküm ve sınırlamalarından zarar görmemeleri, kalkınmalarının bu sınırlamalar sebebiyle güçlüğe uğramaması için onlara gelişmiş olan ülkeler tarafından mali yardım ve teknoloji transferi yapılmasını öngörmüştür. Avrupa Topluluğu, küresel ısınmaya yol açan sera etkisi yaratan gazların emisyonlarının uluslararası düzeyde azaltılmasını sağlayarak iklim değişikliği sorunu ile mücadele etmek amacına yönelik olarak, 23 Mart 1998 tarihli Konsey Kararı ile İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine bağlı Kyoto Protokolünü imzalamıştır. Protokolü imzalayan taraflar, 2008-2010 yılları arasında bu gazların emisyonlarını 1990 seviyeleri altına düşüreceklerdir.
ÇED konusunda yayımlanan çevre ile ilgili resmi veya özel projelerin etkilerinin değerlendirilmesi hakkında 85/337/EEC sayılı Konsey Direktifi , Direktif ekinde listelenen projelerin insan, bitki, hayvan, toprak, hava, iklim, maddi varlıklar, kültürel miras üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerinin, belirlenmesini ve değerlendirmesini gerektirmektedir. Yapılacak proje konusunda halkın bilgilendirilmesi, halkın katılımının sağlanması ve sınıraşan projeler konuları Direktif kapsamında yer almaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın uygulamaya yönelik bir aracı olarak ifade edilen, Stratejik Çevresel Değerlendirme ise plan ve programların çevre üzerindeki olası önemli etkilerinin değerlendirilmesi ve mümkün olan en az düzeye indirgenmesi veya ortadan kaldırılması konularının ele alındığı bir süreçtir ve bu konuda 2001/42/EC sayılı ve 27 Haziran 2001 tarihli, bazı planlar ve programların çevre üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesine ilişkin Direktifi yayımlanmıştır. Büyük yakma tesislerinden havaya yayılan bazı kirletici maddelerin sınırlanması hakkında 2001/80/EC sayılı Direktif , kullanılan yakıt tipine (katı, sıvı, ya da gaz) bakılmaksızın termal gücü 50 MW veya daha büyük yakma üniteli tesisler için üye devletlerin yıllık toplam emisyonlarını kademeli olarak azaltmalarına ilişkin programlar hazırlamalarını öngörmektedir. Yeni işletmelerin Direktif ekinde yer alan emisyon sınır değerlerine uymaları gerekmektedir. Mevcut tesislerin ise kademeli olarak Direktif hükümlerine uymaları öngörülmektedir.
Petrolün depolanması ve terminallerden servis istasyonlarına dağıtımından kaynaklanan uçucu organik bileşiklerin emisyonunun kontrolü, Avrupa Parlamentosu ve Konseyin 94/63/EC sayılı Direktifi ile düzenlenmiştir. Direktif, petrolün bir terminalden diğerine veya bir terminalden servis istasyonuna taşınması, yüklenmesi ve depolanması için yapılan ve kullanılan işlemlere, tesislere, araçlara ve gemilere uygulanacaktır. Direktif kapsamında, depolama tesisleri belirtilen teknik koşullara, terminallerdeki seyyar konteynerlerin doldurma ve boşaltma donanımları teknik hükümlere, karayolu tankerleri için dolum tesisleri olan terminaller alttan doldurma şartlarına uygun olacaktır.
Uzun Mesafeli Sınır Ötesi Hava Kirliliğine İlişkin Sözleşmeye bağlı protokol dikkate alınarak, uçucu organik bileşik emisyonlarının sınır ötesi taşınımı sonucu çevre ve insan sağlığı için yaratacağı tehlikeleri önlemek ve bu emisyonları kontrol etmek amacıyla, 1999/13/EC sayılı Bazı Faaliyetler Sırasında ve Bazı Tesislerde Kullanılan Organik Çözücülerin Meydana Getirdiği Uçucu Organik Bileşik Emisyonlarının Sınırlandırılmasına dair Direktif yayımlanmıştır. Anılan ileşiklerin azaltılması, endüstrilerle çeşitli amaçlar için kullanılan çözücülerin neden olduğu emisyonların 2010 yılında %50 azaltılması (1990 seviyesine göre) hedeflenmektedir. Eski tesisler 2007 den önce kayıt olup Direktif yükümlülüklerine göre izin alacaklardır.
Soru:3- Yılın ilk 5 ayında makina ihracatı % kaç arttı
96/61/EC sayılı Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrolü (IPPC, Integrated Pollution Prevention and Control) Direktifi , Ek:1 kapsamındaki tüm tesislerin entegre izin almasını gerekli kılmaktadır. Entegre izinler, işletmenin tüm çevre performansını (su, hava emisyonları gibi) dikkate almaktadır. İzinler Mevcut En İyi Teknolojiler (BAT-Best Available Technology) dikkate alınarak düzenlenmelidir. Mevcut tesislerin Direktife uyması için 30 Ekim 2007 yılına kadar geçiş süresi tanınmıştır. Direktifin 3. Maddesi kapsamında incelenen kuruluşlara, faaliyet izin belgesi, yetkili makam tarafından verilecektir. İzin belgesinde, yetkili makamın standartlara uygunluğunun devamını denetleyecek mekanizmalar yer alacaktır. 14. Maddeye göre, kurumun yöneticisi yetkili makama izin belgesindeki şartlara uyulduğu hakkında devamlı bilgi vermekle yükümlü olacaktır.
96/82/EC sayılı Seveso II Direktifinin amacı, tehlikeli madde içeren büyük kazaları önlemek ve kazaların doğuracağı sonuçları sınırlamaktır. İşletmelerin yetkililere haber vermeden büyük miktarlarda tehlikeli madde tutmaları yasaktır. İşletmelerin güvenlik raporları ve iç acil durum planı hazırlamaları zorunludur. Büyük kazalara ilişkin olarak, yetkililerin bilgilendirilmesi ve tedbirlerle ilgili bilgi sağlanması gerekmektedir.
Su ortamının iyileştirilerek muhafaza edilmesini sağlamak amacıyla, yüzey sularını, sınıraşan suları, kıyı sularını ve yeraltı sularını koruma politikalarını düzenleyen, 2000/60/EC sayılı Su Çerçeve Direktifi benimsenmiştir. 2010 yılına kadar tüm yüzey ve yer altı sularının standartlara ulaşması hedeflenmektedir. Kimi hükümleri için üye ülkelere onüç yıl geçiş süresi tanınmaktadır. Nehir havzalarının belirlenmesi, yönetim planları oluşturulması ve idari yapıların kurulması, her havza için analizler yapılması Çerçeve Direktif kapsamında yer almaktadır.
Avrupa Birliği nin çevre politikası ve Türkiye nin uyumu
98/83/EC sayılı Direktif , insani tüketim amaçlı suyun kalitesini izleme ve değerlendirme kriterlerini belirlemekte, içme suyunun karşılaması gereken standartları ortaya koymaktadır. Üye devletler, suyun temiz olmasını sağlamak üzere, bu Direktif hükümlerinin uygulanmasını gözeterek, su kalitesinin kötüleşmesi durumunu dikkatle izleyecek ve gerekli tedbirleri alacaklardır. Direktif, suyun, insan sağlığını kötü etkileyecek maddelerden ve mikro-organizmalardan arındırılmış olması ve standartlara uyma zorunluluğunu getirmektedir.
Yüzme sularının kalitesine dair 76/160/EEC sayılı Konsey Direktifi eklerinde yüzme suyu kalitesine yönelik fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik parametreler verilmektedir.
Kentsel atıksu arıtımı konulu 91/271/EEC sayılı Konsey Direktifi , şehir atıksuyunun toplanmasını, işleme tabi tutulmasını ve deşarjını kapsamı içine almaktadır. Atıksu arıtma tesisleri, bu Direktifin Ek 1B bölümünde gösterilen tasarımda yapılmış olacak ve uygulanacak arıtımdan sonra tesisten deşarj edilecek su belirtilen şartları taşıyacaktır. Üye devletler, 31 Aralık 1993 tarihinden önce, endüstriyel atık sularını toplama sistemleriyle ve şehir atık suyu arıtma tesislerine gönderilmesini bir ön izne ve usule bağlamış olacaklardır. Nüfusu 2000 i geçen tüm yerleşim yerlerinin atıksu toplama sisteminin (Madde 3) ve biyolojik arıtma sisteminin (Madde 4) olması gerekir. Eşdeğer nüfusu 15 000 den fazla olan yerleşim yerleri 2000 in sonuna, eşdeğer nüfusu 10000-15000 arasında kalan yerleşim yerleri 2005 yılı sonuna kadar, eşdeğer nüfusu 2000-10000 arasında olup tatlı su kaynaklarına ve deltalara yapılan deşarjlar için (Madde 7) 2005 yılı sonuna kadar geçiş süresi tanınmıştır. Atıksu toplama sistemlerinin oluşturulması konusunda, eşdeğer nüfusu 15000 den fazla olanlar için 2000 yılı sonuna kadar, eşdeğer nüfusu 2000-15000 olan yerleşim yerleri için 2005 yılı sonuna kadar, hassas alanlara deşarj yapan eşdeğer nüfusu 10 000 den fazla yerleşim alanları için 1998 yılı sonuna kadar geçiş süresi tanınmıştır.
Tarımsal kaynaklardan gelen nitratın sebep olduğu kirliliğe karşı suların korunmasına ilişkin 91/676/EEC sayılı Konsey Direktifinde belirtilen esaslara uygun olarak, nitrat kirliliğinden etkilenmiş veya etkilenebilecek akarsu ve yer altı suları dikkate alınarak, etkilenebilecek/tehdit altındaki (vulnerable) alanların belirlenmesi gerekmektedir. Nitrat limit değerlerini aşan yüzeysel sular 50mg/l nitrat ihtiva eden yer altı suları, azot bileşiklerinin katılmasıyla içinde yosun miktarı çoğalan veya çoğalabilecek tabii tatlı su gölleri, tatlı su oluşumları, nehir ağızları, kıyı ve deniz suları, nitratla kirlenmiş sular olarak düşünülecektir. Üye devletler, iyi tarım uygulamalarını çiftçilerin gönüllü olarak uygulamalarını sağlayacak eylem planları hazırlayacaklardır. Etkilenebilecek/ tehdit altındaki alanlara hayvansal gübrelerin yayılması konusundaki standart (hayvansal gübredeki azami azot miktarı 170kg N/ha) Direktif kapsamında belirlenmiştir.
Klor alkali elektroliz endüstrisinin civa deşarjının limit değerleri ve kalite hedeflerine dair 82/176/EEC sayılı Konsey Direktifinde , civa atıklarının sahip olması gereken azami değerler, bu değerlere uyulması için tanınan süreler, bu konulardaki uygulamanın gözlenmesi ve kontrolü yer almaktadır .
Bazı tehlikeli maddelerin su ortamlarına deşarjının yarattığı kirliliğe dair 76/464/EEC sayılı Konsey Direktifi , bazı zararlı maddelerden kaynaklanan kirliliğin tamamen önlenmesi ve ortadan kaldırılması ve bazı zararlı maddelerden kaynaklanan su kirliliğinin azaltılmasını amaçlamaktadır. Direktife ek iki ayrı liste düzenlenmiştir. 1. Listede, sebep oldukları kirliliğin tamamen önlenmesi ve ortadan kaldırılması amaçlanan, nispeten daha az zararlı maddeler yer almaktadır. 2. listede yer alan maddeleri, sularda azaltmak amacı ile üye devletler gerekli programı hazırlamak zorundadır.
74/442/EEC sayılı Atık Çerçeve Direktifi kapsamında üye devletler, kontrolsüz atık bırakılmasını ve boşaltılmasını yasaklayacaklar, atıkların tekrar kullanılmaları için geri dönüşüm işlemlerine tabi tutulmalarını, mümkünse atıklardan enerji üretimini ve atıklardan geri kazanılacak hammaddelerin kullanılması için gereken tedbirlerin alınmasını destekleyeceklerdir. Üye devletler, atıkların, insan sağlığı tehlikeye sokulmadan, çevreye zarar verilmeden, özellikle, su, hava, toprak, bitki ve hayvanlar için tehlike yaratmadan, gürültü, koku gibi rahatsız edici durumlara sebebiyet vermeden, kırsal alanlara ve hassas alanlara olumsuz etkilerde bulunmadan bertarafını sağlayacak tedbirleri alacaklar ve bu direktifin uygulanmasından sorumlu yetkili makamı belirleyeceklerdir.
Atık yönetimi metotlarından olan düzenli depolama sırasında, çevrede, özellikle, yüzey ve yer altı sularında toprak, hava ve insan sağlığı üzerinde meydana gelebilecek olumsuz etkileri önlemek ve azaltmak amacıyla, 1999/31/EC sayılı Atıkların Düzenli Depolanmasına ilişkin Direktif benimsenmiştir. Düzenli depolama alanlarına kabul edilecek atıklara ilişkin standart uygulamalar gösterilmiştir. Üye devletlerin, toprağa gömme alanlarının işletilmesi ile ilgili verilecek izin sistemini kurmaları öngörülmüştür. Madde 14 e göre, halihazırda faaliyette olan düzenli depolama alanlarının da Direktif hükümlerine uymaları gerekmektedir.
Ambalajlama ve ambalaj atıklarına ilişkin 94/62/EC sayılı Konsey Direktifi ile bu konuda uygulanacak tedbirlerin uyumlaştırılması, böylece çevre korumasının sağlanması ve iç pazarın ticari engellerden arındırılmış olarak çalışmasına imkan tanınması amaçlanmıştır. Üye ülkelerin ambalaj atıkların geri kazanılması konusunda ulusal programlar oluşturmaları ve direktifte yer alan hedeflere ulaşabilmek için ambalaj atıklarının toplanması, geri kazanımı ve geri dönüşümü sistemlerinin kurulması gerekmektedir. Ambalaj atıklarının ağırlık olarak en az %50 ve maksimum %60 ının geri kazanılması ve ambalaj atıklarının en az %25 en fazla %45 inin ayrıca her bir ambalaj materyalinin ağırlık olarak en az %15 inin geri dönüşümünün sağlanması gerekmektedir.
Çevreye ve halk sağlığına olumsuz etkiler yaratabilecek, yapılarında poliklorlu bifenil ve poliklorlu terfenil (PCB/PCT) içeren ekipmanların atıklarının yönetimi konusunda, üye devletler arasındaki mevzuat uyumunu sağlamak üzere 96/59/EC sayılı Direktif benimsenmiştir.
Bazı tehlikeli maddeler içeren, akümülatör ve pil atıklarının atılma yöntemlerini kontrol etmek üzere 91/157/EEC sayılı Direktif kabul edilmiştir. Üye devletler, pil ve akümülatör atıklarının bertarafını sağlamak üzere ayrı şekilde toplanmalarını teşvik etmelidirler. Piller ve akümülatörler ile bunların içinde bulundukları aletler, ayrı toplanmaları gerektiğini belirten işaretleri, geri dönüşüm koşulları ve ağır metal içeriği ile ilgili bilgileri taşımalıdırlar.
2000/53/EC sayılı Direktif , öncelikli olarak taşıtlardan kaynaklanan atıkların ve ilave olarak hurda taşıtların ve parçalarının yeniden kullanılmasını ve diğer şekillerde yararlanılmasını ve taşıtların kullanım sürecinde yer alan bütün ekonomik işletmelerin (özellikle hurda taşıtların işleme tabi tutulmasında doğrudan ilgililerin) çevresel performanslarının iyileştirilmesini amaçlayan tedbirleri içermektedir.
Avrupa Birliği içinde veya dışında atıkların taşınımının kontrolü hakkındaki 259/93/EEC sayılı Konsey Tüzüğü atıkların Topluluğa girmesi ve Topluluktan çıkması sırasındaki denetleme şartlarını düzenlemektedir.
Atıkların yakılmasına ilişkin 4 Aralık 2000 tarih ve 2000/76/EC sayılı Direktifin amacı, atıkların yakılmasından kaynaklanan hava, su ve toprak kirliliğini mümkün olduğu kadar azaltmak ve önlemektir. Atıkların tamamen yakıldığından emin olmak için, atık yakma işlemi sırasında atıklar en az 850ºC de 2 saniye tutulmalıdır. Atık yakma kuruluşları işleticileri, yakma sonucu ortaya çıkan küllerin ve cüruf yığınının içinde kalan toplam organik karbon oranının kuru ağırlığının %3 ü geçmemesi için gerekli tedbirleri alacaklardır. Kontrol edilmesi gereken hava kirleticileri, ağır metaller, dioksinler, furanlar, karbonmonoksit, toz, toplam organik karbon, hidrojen klorür, hidrojen florür, kükürt dioksit ve nitrojen oksitler olarak belirlenmiştir. Direktifte öngörülen limit değerler izlenecek ve kontrol edilecektir. Direktifte yer alan şartların yerine getirilmesine bağlı olarak, yakma tesisleri için lisans alınması gerekmektedir.
Mevcut evsel atık yakma tesislerinin meydana getirdiği hava kirliliğinin azaltılmasına ilişkin tedbirleri öngören 89/429/EEC sayılı Direktif kapsamında, eski yakma tesislerine ait yükümlülükler aşamalı olarak, yeni yakma tesislerinin şartlarına getirilecektir ve 1 Aralık 2000 tarihinden itibaren bütün yakma tesislerine uygulanacak hükümleri belirten 89/369/EEC sayılı Direktif hükümlerine tabi olacaklardır. Ayrıca, yeni evsel atık yakma tesislerinin emisyon sınırlarının standardize edildiği, yeni evsel atık yakma tesislerinde hava kirliliğinin önlenmesine ilişkin 89/369/EEC41 sayılı Direktif yürürlüğe konmuştur.
Çevre mevzuatında, temel güvenlik standartları, tıbbi işlemler ve tedavi sırasında radyasyondan korunma (iyon radyasyonun halkın ve işçilerin sağlığı için yaratacağı tehlikelerden korunulmasını sağlamak üzere temel güvenlik standartları gibi), radyolojik acil durum ile ilgili halkın bilgilendirilmesi ve radyoaktif atık yönetimi kapsamında radyoaktif atıkların topluluk içine ve dışına gönderilmesi hususlarında düzenlemeler bulunmaktadır.
Biyolojik çeşitliliğin ve doğal yaşam ortamlarının korunması amacı ile flora ve faunanın doğal yaşam ortamlarının korunmasına ilişkin 92/43/EEC sayılı Direktif yayımlanmıştır. Direktife göre, Natura 2000 başlığı altında birbirine bağlı özel koruma bölgeleri (Avrupa Ekolojik Ağı) kurulacaktır. Yabani kuşların korunmasını düzenleyen 79/409/EEC sayılı Konsey Direktifi , yaban ortamda yetişen her türlü kuş cinsi ile bunların yumurtalarının, yuvalarının ve doğal ortamlarının korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
Asbestin, çevre ve insan sağlığı üzerinde birinci kategoride gösterilen zehirli maddeler içinde bulunduğu dikkate alınarak 85/467/EEC sayılı Direktif ile mavi asbestin ve asbestin kullanımı sınırlanmış ve 83/477/EEC sayılı Direktif ile de işyerlerinde asbeste maruz kalan işçilerin korunması ile ilgili hükümler yürürlüğe konmuş ve asbest emisyonu ve atıklarının havaya, suya ve toprağa karışmaması için kaynakta önlenmesi ve azaltılmasını sağlamak üzere gerekli tedbirlerin alınması, 87/217/EEC sayılı Direktif ile öngörülmüştür.
Tehlikeli maddelerin ve bileşiklerin sınıflandırılması, ambalajlanması ve etiketlenmesi konusunda üye devletlerin mevzuatlarının uyumlaştırılmasına ilişkin 1999/45/EC sayılı Direktif aynı konuyu düzenleyen 67/548/EEC sayılı Direktif46 esas alınarak yayımlanmıştır. Tehlikeli maddeler, sağlığa ve çevreye tehlikeli etkileri olan temizleyiciler veya katkı maddeleridir. Bu Direktif kapsamında, üye devletlerin yetkilileri, ürünlerin pazara ulaşmasından önce her türlü bilgiyi üreticiden isteyebilecektir. Üretici, yetkililere her istendiğinde ürünün etiketlenmesiyle ve diğer konularla ilgili bilgileri vermeye hazır olacaktır. Üye devlet, gerekli şartlar yerine getirilmeden, ürünü pazara gönderemeyecektir. Madde 9 a göre, üye devletler, Direktifte belirtilen şartlara uygun etiketleme işlemini yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri almadıkça ürünler satışa sunulmayacaktır.