Beyaz eşya sektörünün 58 yıllık kuruluşu Termikel Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kaya, sektörün genel değerlendirmesiyle birlikte, krizde neler yapmamız gerektiğini gerçekleştirdiğimiz söyleşide bizlerle paylaştı.
Termikel Grup Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kaya: Beyaz eşya sektörünün tüm dünyadaki ihracat pazarının 60 milyar dolar olduğunu ve Türkiyenin bu pastadan sadece 3 milyar dolar pay aldığını göz önüne alırsak, daha çok çalışmamız gerçeği ortaya çıkmaktadır. Türkiye bu pastadan kısa vadede % 10 payı çok rahatlıkla alabilecek durumdadır.
SUBCONTURKEY: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ahmet Kaya: 1950 yılından bu yana faaliyet gösteren ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüğüm Termikel Grup bugün, bünyesinde 18 firması ile beyaz eşyadan medyaya kadar pek çok alanda hizmet veriyor. Grubumuz; beyaz eşya, elektronik ölçme sistemleri, mobilya ve elektronik komponentler üretiminden inşaat sektörüne, Kanal a televizyonu ile yer aldığımız medya sektöründen, tıp sektöründe tıbbi tahlil ve görüntüleme merkezine kadar farklı alanlarda faaliyet göstermektedir.
Ayrıca, Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı, Türkiye İhracatlar Meclisi Delegesi ve Ankara 2.Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerime devam ediyorum.
SUBCONTURKEY: Termikelin üretimini yaptığı ürünler (ürün grupları) hangileridir?
Ahmet Kaya: Termikel markası ile üretilen solo ve ankastre fırın ve ocakları hem iç ve dış piyasaya sunan Termikel, bu ürünlerin üretim ve satış organizasyonlarını kendi bünyesindeki biri Almanyada bulunan iki organizasyon ile gerçekleştiriyor. Kuruluşundan bu yana ilk cam kapaklı köşeli fırın, ilk eksantrik kayışlı yayık gibi ilklere imza atarak sektörün öncü firmaları arasındaki yerini alan Termikel A.Ş, güçlü ihracatı ile Termikel adını Türkiye sınırlarını aşarak tüm dünyaya gururla taşımaya devam ediyor. Ankara ve Yozgattaki ankastre ve solo beyaz eşya üretim tesisleriyle birlikte, yaptığımız yeni fabrika yatırımı ile 2008 yılında Türkiyenin hatta Avrupanın en modern ve en büyük beyaz eşya üretim tesislerinden birini de faaliyete geçirdik.
SUBCONTURKEY: Termikelin satınalma süreçleri hakkında bilgi verir misiniz? Tedarikçilerinizi hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?
Ahmet Kaya: Malzeme satın alması yapılırken malzemenin satın alınabileceği firma portföyü oluşturulur. Gerekli görüldüğünde firma ziyaretleri yapılır. Güvenilir bir firma olması tercih edilir. En önemli hususlardan biri hangi sektörde ve hangi firmalarla çalışmış oldukları, kısacası referanslarıdır. Firmanın büyük ölçekli olması şart değildir. Operasyonel problemleri zamanında halledecek bir çalışan profiline sahip olması çok önemlidir. Ürün alımlarında uygun fiyat ve vade koşulları, optimum teslimat süresi gibi kriterler çok önemli olsa dahi, ürün alımından sonra verilen hizmetler de bir o kadar önem taşır, bu bağlamda firmadaki çalışan profilinin teknik bilgi açısından kuvvetli olması, satış sonrası hizmetleri, ürün değişimi, ürün iadesi, her türlü ürün destek hizmetlerini yerinde zamanında ve doğru bir şekilde getiriyor olması gereklidir. Kalite kontrol prosedürleri ve süreçleri çok önemlidir.
Termikel, üretiminde %70 oranında yerli komponentler kullanıyor
SUBCONTURKEY: Yerli ve yabancı tedarikçi-lerinizden öncelikli beklentileriniz nelerdir? Yerli tedarikçilerinizle lojistik konusunda neler yapıyor-sunuz? Üretim de yerli /yabancı parça oranı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Ahmet Kaya: Termikelin hedefi Türkiyede üretilen ancak dışarıya göre ekonomik olmayan yan sanayi ürünlerinin maliyetini düşürmeye yönelik firmalara yardımcı olmaktır. Termikel, 2008 yılında üretimine başlayan yeni fabrikasıyla Avrupanın en büyük fırın üreticilerinden biri haline gelmiştir. Bugüne kadar birlikte yol aldığımız yan sanayi şirketleri için Termikelle çalışmak prestij, tecrübe ve kazanç anlamına gelmektedir. Ürünlerinde genel olarak %70 oranında yerli komponent kullanan Termikel, Türk beyaz eşya yan sanayinin gelişimine de önemli katkılar sağlamaktadır.
Üretim bir takım işidir. Projeler, kurumlara karşılıklı kazanç getirmelidir. Termikelin kapısı faydalı olabilecek herkese açıktır. Önceliğimiz her zaman yerli yan sanayi üreticisindedir. Ancak önemli olan bir başka nokta da Termikel ile çalışan her yan sanayicinin maliyetleri düşürmek üzerine yoğun çalışma yapmasıdır. Çünkü nasıl ki Termikel de piyasada tek değilse ve rakipleri var ise, yan sanayicilerin de rakipleri mevcut. Beyaz eşya ve özellikle fırın üreticileri arasındaki rekabet maliyetleri düşürmek üzerine yoğunlaştığı için, bu noktada yan sanayi ve üretici firmanın kaliteden taviz vermeden düşük maliyetler üzerine odaklanması rekabet açısından önem kazanıyor.
Tedarikçi firmalarımızın, Termikelin rekabet gücünü koruyabilecek ve pazarında lider konuma gelmesini sağlayacak kalite, fiyat ve zaman açısından tam olarak yerine teslim edilmesini sağlayacak yapıda olması ve bunların yanı sıra şirketimizle uyum içerisinde hareket edebilmesi gerekmektedir.
SUBCONTURKEY: Bu dönemde yardımcı sanayiler ne yapmalı, yan sanayicilere tavsiyeleriniz neler olacaktır?
Ahmet Kaya: Türk Beyaz Eşya sanayinin kırk yıllık tarihinde bir ana dönüm noktası vardır. Bu nokta seksenli yılların başında 70 cente muhtaç” dönemindeki sıkıntılar ertesinde yaşanmıştır. O yıllara kadar sektörde kullanılan komponentlerin çoğu ithal ediliyordu, o tarihlerdeki döviz darboğazı sektörün ithal ettiği komponentler açısından büyük sıkıntı yaratıyordu. İşte bu yıllarda ana üreticinin desteğini alan yan sanayi hamle yaparak ithal ikamesini gerçekleştirmiş ve üretim içerisindeki yerli yan sanayi payı giderek yükselmiştir. Buna paralel olarak üretimde kalite bilincinin yerleşmesine yönelik çalışmalar artırılarak önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu önemli ve kritik gelişmeler üretim maliyetlerinin düşmesini kalitenin artmasını sağlarken, yerli yan sanayi de artan gücüyle sektörümüzün en önemli ve vazgeçilmez ayaklarından biri halini almıştır.
Satınalma sürecinin verimliliğini artırmamız gerekiyor
İçinde bulunduğumuz dönemde ise sakin durarak sıhhatli kararlar ve tedbirler almak doğru olandır. Öncelikle iş adamlarımız bir araya geldiğinde, kriz ile ilgili gerçek olmayan konuşmalardan uzak durmalı, birbirlerinin morallerini bozmamalıdırlar. İnsanlar bir araya geldiklerinde işlerin hep kötü yönlerini birbirlerine anlatmakta ve bazen öyle bir durum olmaktadır ki gerçek olmayan konulara kendileri de inanmaktadırlar.
Firmalarımız piyasaların daralacağını göz önüne alarak müşteri sayılarını arttırma yoluna gitmelidirler. Özellikle ben kendi firmalarımdan örnek vereyim. 2001 krizinden sonra satış ile ilgili vermiş olduğumuz stratejik bir kararla yurt dışına açılmaya karar verdik. Bugün 20 ülkeye ihracat yapmaktayız. Bu sene başında almış olduğumuz yeni bir kararla da ihracat yapacağımız ülke sayısını 30a çıkartmaya karar verdik. Bu kararı alırken müşterilerde bulunan risklerimizi dağıtmak, ülke risklerine karşı da ülke sayısını arttırmayı hedefledik. Özellikle yeni pazarlar dediğimiz Avustralya ve Güney Amerika pazarını hedef pazarlar olarak ilan ettik. Beyaz eşya sektörünün tüm dünyadaki ihracat pazarının 60 milyar dolar olduğunu ve Türkiyenin bu pastadan sadece 3 milyar dolar pay aldığını göz önüne alırsak, daha çok çalışmamız gerçeği ortaya çıkmaktadır. Türkiye bu pastadan kısa vadede %10 payı çok rahatlıkla alabilecek durumdadır. Firmalarımızın ve Türk insanının becerisi ve pratikliği sayesinde hedeflediğimiz rakamları çok rahatlıkla tutturabileceğimiz görünmektedir. Çalıştığımız takdirde ve bu kadar büyük bir dünya pazarında satış yaptığımız takdirde krizden en az düzeyde etkilenilecektir.
Bir diğer konu da bu kriz ortamında nasıl daha istifadeli üretim yapılır konusudur. Dünyada hammadde fiyatları düşmektedir. Bu da bizim üretim maliyetlerimizi olumlu etkilemekte, dış dünyadaki rekabetimizi kolaylaştırmaktadır. Yapılacak işlem son derece verimli çalışacak bir satın alma teşkilatı kurmaktır. Yapılacak olan araştırmalarda ve satın almalarda maliyetlerin düşürülmesi sağlanmaktadır.
Satınalma sürecinin verimliliğinin artırılmasına ek olarak genel bağlamda masrafların kısılması da alınması gereken basit tedbirlerdendir. Firmalarımız ekonomik olarak rahat çalıştıkları ortamlarda yapılan aşırı masraflar konusunda dikkatli olmamaktadır. Ancak unutmamak gereken bir şey var ki en kolay kazanç tasarrufla gelen kazançtır. Bugün bir kişilik bir tasarruf, asgari olarak yıllık 10.000 YTL ye denk düşmektedir. Bu sebeple tasarrufa önem verilmelidir, çünkü tasarruf yatırım demektir. İsraf kavramına girecek her türlü işten kaçınılmalıdır. Damlaya damlaya göl olur” prensibi her zaman hatırlanmalıdır. Şirketlerimizde bulunan araçlar ve gereçlerin verimli kullanılıp kullanılmadığı, personelin verimli çalışıp çalışmadığı ile ilgili raporlar sıklıkla takip edilmelidir.
Şirketlerimizin bilânçoları ve hesapları ile maliyet ve karlılık sonuçları her ay kontrol edilerek değerlendirilmelidir. Tasarlanmış olan analiz sistemlerine uygun olarak yapılan kontroller sırasında eğer şirketin verimsizliği tespit edilirse, bu şirkete kendini düzeltmesi için kısa bir süre fırsat verilmeli ve yakın takibe alınmalıdır. Değerlendirmelerin uzun dönemler halinde yapılmasının birçok dezavantajı vardır. Bunlardan en önemlisi, uzun süre kontrol altında olmayan şirketin zararının bir çığ gibi büyüyerek kontrolden çıkmasıdır. Tedbirlerin alınması gecikeceği için bu durum telafi edilemeyecek şekle gelebilir. Buna fırsat verilmemelidir.
SUBCONTURKEY: Sektörün genel değerlendirmesini yapar mısınız? Kriz dönemine ilişkin görüş ve önerileriniz nelerdir?
Ahmet Kaya: Türkiyede ilk defa 1950li yıllarda başlayan beyaz eşya sanayisi, başlangıcından bugüne kadar büyük gelişmeler göstermiş ve ülkemiz sanayisinin önemli sektörlerinden biri haline gelmiştir. 1996 yılında AB ile Gümrük Birliğine girilmesi sonucunda Beyaz Eşya sanayimiz yoğun dış rekabet ile karşı karşıya kalmış, bu rekabetin etkisiyle ürünlerin çeşitleri ve kaliteleri artmıştır.
Sektöre ilişkin genel değerlendirme:
Dünya beyaz eşya ticareti ile ilgili olarak rakamlara baktığımızda, başta Çin, Almanya ve İtalya olmak üzere toplam ihracat 65.000.000.000 USD civarındadır. Türkiye 3.000.000.000 USDlık ihracatıyla ilk 10 ülke arasına girmiştir ve her sene bir üst basamağa çıkmaktadır.
Örnek verecek olursak;
• Çinin beyaz eşya ihracatı 15.000.000.000 USD,
• Almanyanın ihracatı 9.000.000.000 USD.
• İtalyanın ihracatı 7.000.000.000 USDdir.
Dünya dış ticaretinde ihracat miktarına yaklaşık, ithalat olmaktadır. En büyük ithalatçı ülkeler ise;
• Amerika Birleşik Devletleri 12.000.000.000 USD,
• Almanya 5.000.000.000 USD,
• İngiltere 4.500.000.000 USD,
• Fransa 4.000.000.000 USD,
• Japonya 3.000.000.000 USD.
Olmak üzere yaklaşık 63.000.000.000 USDlik bir hacim vardır. Türkiyenin payı % 2ye bile gelmemektedir. Bu yerli üreticiler açısından olumlu bir gelişmedir. Önümüzde çok büyük bir pazar vardır. Görünen gerçek şu ki, Türk işadamları dinamik ve cesaretli özellikleri sayesinde bu pastadan daha büyük bir pasta alacaklardır.
Kriz dönemine ilişkin görüş ve öneriler:
Bugün karşı karşıya kaldığımız kriz Türkiyenin dışında ve özellikle Amerikan mali sektörü kaynaklı bir krizdir. Bu kriz Amerikan mali sektörünün bir başka deyişle bankacılık sektörünün, özellikle son yıllarda kontrolsüz ve başıbozuk bir şekilde büyümesinden kaynaklanmıştır. Bildiğiniz gibi Amerikan mali sektörü dünya ekonomisinin yaklaşık %50sini kontrol altında tutmakta idi. Dolayısıyla bu sektörde ortaya çıkan kriz tüm dünya mali sektörünü etkilemiş ve etkileyecektir.
Amerikan bankacılık sektörünün krizi Türkiyenin reel sektörünü de etkilemesi gayet normal olarak düşünülmelidir. Bu etki, Türkiyede faaliyette bulunan mali sektör, yani bankacılık sektörü vasıtasıyla Türkiyenin reel sektörüne ulaşacaktır. Üretim yapan, ticaret yapan ve bankacılık sektörü ile çalışan firmalarımız; bankaların ve finans kuruluşlarının ortaya çıkabilecek mali kriz karşısında fonları kısması ve geri çekmesi sebebiyle bir finansman sıkıntısına düşebileceklerdir. Kriz dönemlerinde kriz yönetimi son derece önemlidir. Ortaya çıkabilecek mali problemler tespit edilmeli ve mümkün olduğu kadar hazırlıklı olunmalıdır.
Ancak kriz henüz tam olarak Türkiyeye ulaşmamıştır. Fakat özellikle bir kısım yazılı ve görsel medya kriz çığırtkanlığı yapmakta, kriz ile ilgisi olmayan insanlar bile bu durumdan etkilenmektedir. Kriz çığırtkanlığının kriz yönetimine bir faydası olmadığı gibi; psikolojik olarak insanların krizden etkilenmesi, piyasalarda durgunluğa yol açmakta, ortaya çıkacak olan krizin etkilerini artırmaktadır.
Topluma yön verme kapasitesine sahip olan insanlarımızın mantıklı öneriler yapması, iş dünyamıza yol göstermesi son derece önemlidir. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi bu kriz bir mali krizdir ve Türk iş dünyasını etkilemesi de muhtemeldir. Hükümetimizin alacağı bazı tedbirler ile bu kriz rahatlıkla aşılabilir. Hükümetimizin yapması gereken en önemli uygulama mali sektörün bu durumu istismar etmesini engellemek ve bankaların iş dünyasına karşı uygulama ihtimali olan kredilerin kısılması, geri çekilmesi ya da gerçekçi olmayan şartlar öne sürerek kredi kullanımını zorlaştırıcı uygulamaların önüne geçilmesidir. Bildiğimiz kadarıyla bu konuyla ilgili çalışmalar yapılmakta ve bazı tedbirler alınmaktadır.
Sonuç olarak, ülkemiz sanayicisine ve girişimci gücümüze inanıyorum. Türk işadamları olarak son 20 yılda dört büyük ekonomik kriz geçirdik, en zorlu şartlarda son 5-6 yılda büyümemizi sürdürdük. Birçok insanımıza istihdam sağladık. Karşımızda yeni bir dünya ve yeni bir rekabet ortamı bulunmaktadır. Dünün davranış alışkanlıkları ile bu yeni ortamda iş yapabilmemiz mümkün değildir. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde uygulanan yüksek kar marjları ile satış yapma devri kapanmıştır. Bundan sonra yüksek miktarda üretim ve düşük kar marjları ile kaliteli ürünler satarak çalışmaktan başka çare kalmamıştır.
Aynı işi yapan firmaların işbirliği yapmaları, hatta birleşmeleri kaçınılmaz hale gelmiştir. Firmaların farklı iş kolları varsa, bunlardan hangilerinde güçlü iseler o işkollarında devam etmeli, zayıf oldukları iş kolundan vazgeçmeleri gerekmektedir. Sektörlerimizin daha fazla gelişmesi için küçük üreticilerin güçlerini, teknik imkanlarını ve sermayelerini birleştirmesi gerekmektedir. Güçler birleştirilerek üretim sayıları arttırılmalı, kaliteli ürünler yapılmalı ve ihracat ağırlıklı çalışılmalıdır.
Atasözümüzde ifade edildiği gibi Birlikten kuvvet doğar. Bu birliği sağlamaya çalışalım, başarı kaçınılmazdır.