Kalite kongreleri, 1992 yılından bu yana dünyada öncü yönetim yaklaşımlarına farklı bakış açıları getirerek kendi gündemlerini yaratıyor. 24-26 Kasım 2008 tarihlerinde İstanbulda düzenlenen 17. Kalite Kongresinin ana teması bu kez Kaliteli Çalışmak, Kaliteli Yaşamak. Yaşamak ve çalışmak arasındaki kalite ilişkisini farklı yönleriyle değerlendirerek, konunun uzmanları tarafından tartışılması hedefleniyor.
Çalışma ve sosyal yaşamda kalitenin önkoşulu kuşkusuz düşünce kalitesidir. Düşünce kalitemiz yönetim kalitesine yansıyacak, yönetim kalitesi rekabet gücümüzü artıracak, artan refah düzeyiyle yaşam kalitemiz yükselecektir.
Konuya rekabet gücü açısından mevcut durum değerlendirmesini yaparak başlarsak, Türkiyenin rakiplere göre daha tempolu yarışması kaçınılmazdır. Dünya Ekonomik Forumunun 2008-2009 Küresel Rekabetçilik Raporunda yapılan sıralamada, Türkiye 134 ülke arasında 63. sıradadır. Türkiye geçen yıl aynı endekste 131 ülke arasında 53üncü sırada yer alıyordu. 2006da 122 ülke arasında 58., 2005de ise 71. sıradaydık. Türkiyenin mevcut potensiyelini çok daha iyi değerlendirerek, yapılan kıyaslama çalışmalarında konumunu hızla yükseltmesi hedeflenmelidir. Kurumlarımızın kararlı bir şekilde hedefe kilitlenip gerekli çabayı gösterdiklerinde, başarıyı yakalayabildiklerinin somut örnekleri her alanda mevcuttur. Örneğin kalite alanında kazanılan başarılara baktığımızda, Türkiye şu anda İngiltere ile beraber en fazla kuruluşu Avrupa Kalite Ödülünü kazanan, 2 ülkeden birisidir. Bugüne kadar Türk kuruluşları tarafından 7si Büyük, 10u Başarı olmak üzere toplam 17 Avrupa Kalite Ödülü kazanılmıştır. Özellikle 2008 yılında sağlanan üstün başarıdan gurur duymamak mümkün değil. Ödül sürecine başvuran dört kuruluşumuz da gerekli puan düzeyini aşarak finalist olma hakkını elde etmiş ve neticede Türkiyeye iki büyük, bir başarı ödüllerini kazandırmışlardır. Böylece Avrupa genelinde 2008 yılında verilen altı ödülden üçü Türkiyenin olmuştur.
Bu yazımda kongre etkinliği yanı sıra güncel bir konu üzerinde duracağım: Kadın erkek eşitsizliğini nasıl azaltabiliriz?
Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) her yıl yayımladığı, dünyada kadın-erkek eşitliğinin durumu hakkında hazırlanan Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu (Global Gender Gap Report) 2008 yılında 130 ülkeyi kapsamaktadır. Rapor Harvard Üniversitesi Uluslararası Kalkınma Merkezi Direktörü Prof. Ricardo Hausmann, Berkeley Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Bölümünden Prof. Laura Tyson ve Dünya Ekonomik Forumundan Saadia Zahidi koordinasyonunda hazırlanmakta.
Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi, ülkelerin kaynaklarını ve fırsatlarını, bu kaynak ve fırsatların genel düzeyini göz önüne almadan, erkekler ve kadınlar arasında nasıl paylaştırdığını değerlendiriyor. Böylece endeks, genelde örneğin eğitimi düşük ülkeleri cezalandırmıyor ancak eğitimin kadınlar ve erkekler arasında nerede eşitsiz olduğunu ortaya koyuyor.
Endeksi oluşturmakta yararlanılan 14 veriden 13ü, Uluslararası Çalışma Örgütü, BM Kalkınma Programı ve Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası örgütlerden sağlanmakta. Rapor kadın erkek eşitsizliğini, Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği, eğitime erişim, sağlık ve hayatta kalma, siyasal yetkelendirme gibi dört alandaki verilere göre yapılandırılmış. 2008 raporunda, 2007de olduğu gibi Norveç, Finlandiya, İsveç ve İzlanda ilk sıraları almakta. Çin, ABD ve Fransanın net bir ilerleme kaydettiği görülmektedir.
2008 raporuna göre, dünya kadın erkek eşitliğini sağlama yönünde olumlu yönde ilerlemekte. Kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlik geçmiş yıllarla kıyaslandığında tüm dünyada sürekli azalıyor. Ancak kadın erkek eşitliği dünya genelinde hiç bir ülkede yüzde yüz sağlanmış değil. Birinci ülke konumundaki Norveçde dahi endeks değeri 0.8239. Başka bir deyişle, kadınlar erkeklerin sahip olduğu ekonomik ve siyasi fırsatlar ile sağlık ve eğitim olanaklarının sadece yüzde 82sine sahip. Endeks değeri yüzde 80i geçen üç, yüzde 70i geçen ise 41 ülke var. 130 ülkeden toplanan verilere bir bütün olarak bakıldığında özellikle eğitim ve sağlık alanlarında kadın erkek eşitsizliğinin tüm dünyada çok azaldığı görülmekte. Dünya kadınlarının, hemen hemen erkekler kadar eğitilmiş ve sağlıklı olduğu raporda vurgulanmakta. Fakat ekonomik yaşama ve siyasete katılım açısından kadın erkek farkının hala çok büyük olduğu bir gerçek.
Bu durumun faturasını sadece kadınların değil, tüm ekonominin ödeyeceğini bilmemiz gerekir. Kadın nüfus gerçek üretim potansiyelini ortaya koyamıyorsa doğal olarak ekonomi de bundan olumsuz etkilenecektir. Kadın erkek eşitsizliğini kapatmadaki başarı, ülkelerin ekonomik gelişmesine yansıyacak. Kadınların ekonomik yaşama katılmasıyla ülkelerin rekabet güçleri de artacaktır.
Raporda Türkiye 130 ülke arasında 123. sırada görülmekte. Başka bir deyişle, kadın ve erkeklerin eğitim sağlık hizmetlerinden, politikada yetki ve temsil hakkından, ekonomik katılımdan eşit yararlanmada Türkiyeden kötü durumda olan yedi ülke var. Bunlar sırasıyla Mısır, Fas, Benin, Pakistan, Suudi Arabistan, Çad ve Yemen.
Eşitsizliğin en yüksek olduğu alanları görebilmek için dört alt-endeks ve 14 gösterge değerleri Tabloda görülmektedir. Ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinde 0.4123, eğitime erişimde 0.8901, sağlık ve hayatta kalmada 0.9712 ve siyasal yetkelendirmede 0.0675 değerleri kıyaslandığında zincirin zayıf halkalarını belirginleştirmekte. Eğitim ve sağlıkta eşitsizlik neredeyse çözülmüştür. Ancak ekonomik katılım ve fırsat eşitliği, siyasal yetkelendirme alanlarında ciddi gelişmeler sağlanmalıdır. Göstergelere baktığımızda yönetimde ve siyasete katılımda eşitsizlik uçurumu önemli boyuttadır.

Her şeyden önce Türkiyenin endeks değerinde ilerleyişi çok yavaş. 2007 yılında 0.5768 olan endeks değeri 2008 de 0.5853 olmuş. Performans bir yılda 0.0085 artmış. 2000 yılıyla (0.5350) kıyaslarsak sekiz yılda sağlanan ilerleme 0.0503. Gelişmeye açık alan olarak ilerlemeyi zincirin en zayıf halkalarında sağlamanın katma değeri çok daha yüksek olacaktır.
KalDer 17 Eylül 2008 tarihinde Yönetim kadının da hakkıdır. konulu bir çalıştay düzenlemiş ve ilgili uzmanların desteğiyle Kadın erkek eşitliği bildirgesini hazırlamıştır. Bildirge 17. Kalite Kongresinde üst düzey yöneticilerimizin görüşlerine sunulacaktır. Eşitlik güçlendirir düşüncesiyle bu bildirgenin iş dünyasında benimsenmesi KalDer Yönetim Kurulu olarak ortak arzumuzdur.
Bu çabalar sonuç verirse, Türkiyenin kadın erkek eşitliği konusunda yukarı sıralara sıçraması hiç de zor değildir. Kararlılık ve düşünce kalitemiz, kadınların yönetim ve siyasete katılımında engelleri yok edecektir. Benzer performans iyileştirmeleri için somut örnekler vardır. Afrika ülkeleri genellikle listenin en altında yer almakla birlikte, Mozambik ve Lesotho, cinsler arası eşitliği en yüksek düzeylerde sağlayabilen ilk 20 ülkenin arasına girmeyi başarmış bulunuyor. Bu iki ülkeyi ön sıralara, siyasi hayata katılım taşıyor. Fransa, geçen yıl 51. sırada yer bulurken, kadınların ekonomik ve siyasi hayata katılımında sağlanan gelişmeden dolayı bu yıl 15. sıraya yükseldi.
Çalışma ve yaşam kalitesi konularını irdelerken makro düzeyde çok daha ağırlıklı bir konu son aylarda tüm iş dünyasının gündemine oturdu. ABD finansal piyasalarında başlayan ve Avrupaya da sıçrayarak tüm dünya piyasalarını allak bullak eden küresel ekonomik krizin etkisi giderek derinleştiği uzmanlar tarafından sürekli vurgulanmakta. Türkiyenin krize finanse edilmesi gereken 45 milyar dolarlık bir cari açık ile yakalanması ve reel sektör açısından en büyük ihraç pazarlar olan ABde ve Rusyada büyümenin yavaşlamasının ihracatı olumsuz etkileyeceği görüşü iş dünyasını tedirgin etmekte. Tüm olumsuzluklardan en az zarar görmek için neler yapılmalı sorusu yönetim kurullarının gündeminde ilk sırada.
Diğer taraftan krizin, mevcut durumu tekrar değerlendirmek ve farklı arayışlarla geleceğe hazırlanmak için önemli bir fırsat sunduğu da unutulmamalıdır. Kriz riski karşısında refleks tepki vermek ve savunmaya geçerek önlem alırken sadece kısa dönemli düşünmek doğru olmayacaktır. Önlemlerle ilgili kararları alırken orta ve uzun dönemi de görebilmek yararlı olur. Yüksek sıcaklıkta çalışan bir fırın gibi, ekonomiyi soğutmanın maliyeti çok daha yüksek olabilir. Kalite düşünürü Demingin Krizden Çıkış kitabında sunduğu 14 ilke kriz yönetiminde de hatırlanmalıdır. Kriz dönemlerinde eğitime ağırlık vermek ve nitelikli insan gücüne yatırım yaparak geleceğe hazırlanmak daha anlamlı olabilir.
Bu noktada KalDer Yönetim Kurulu olarak kongre hazırlıkları sırasında iki iyileştirme girişimimizi de belirtmek isterim. Kocaeli Sanayi Odasının kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak başlattığı engellileri üretim sürecine katarak ekonomik ve sosyal katma değer yaratma projesinden kongremiz için de yararlandık. Kongrenin çantaları Bizim Köy Engeliler Üretim Merkezinde hazırlandı. Ayrıca insana yatırımın geleceğin güvencesi olacağı görüşüyle, 17. Kalite Kongresine katılım için başvuran ve ihtiyacı olan öğrencilere katılım desteği için fon yarattık.
Düşünce kalitemizi önemli ölçüde etkileyeceğini düşündüğüm 17. Kongrenin özel oturumlarını da vurgulamak isterim. Genetik kodları anlamak günümüzün en güçlü teknolojisi olarak görülmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, 1995 yılında Craig Venter ve Robert Fleishmann menenjit hastalığına da neden olan bir bakterinin gen yapısını tümüyle çözdü. Canlı bir organizmanın ilk genetik haritasından elde edilen bilgiler hastalığın daha etkin tedavisini sağladı. Yirmibirinci yüzyılın yaygın dili genetik kod olabilir. Ernie J. Zelinski ise iş ve sosyal yaşam dengemizi kurmak için farklı açılımlar getirecektir. Yaşamın önemli bir bölümü iş ortamında geçtiğine göre çalışmaktan zevk alabilmek ve işimizi zevkimize dönüştürmek, yaşamımızı daha keyifli kılacaktır. Ne dersiniz?