Son 2 yıl içerisinde dünyanın en önemli hammadde kaynakları olan petrol ve doğalgaz fiyatlarının tarihin en büyük rekorlarını kırması, keza zırai mamüllerin uluslararası ticaretteki mübadele değerinin 2.Dünya Savaşında bile görülmemiş bir şekilde artması sonucunda dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip ve uçsuz bucaksız tarım arazileri ve büyük plantasyonlara sahip Rusya Federasyonunun elinde yakın zamanda büyük miktarda servet birikmesine neden olmuştur.
Dünyanın son imparatorluğu olarak adlandırılan, silah altındaki ve rezerv (yedek) asker mevcudu bakımından dünyanın en büyük ordusu (Kızıl Ordu), konvansiyonel ve nükleer silahların sayısı ve etkinliği bakımından en güçlü ordusu ve dünyanın en yaygın ve etkin istihbarat teşkilatı (KGB) ile en acımasız polis teşkilatına sahip olan, bunlara ilaveten çok kaliteli ve uzun süreli teorik ve mesleki eğitim almış büyük bir insan kaynağına (dağılmadan önce tamamı okuma yazma bilen nüfus bakımından dünyanın 4. kalabalık ülkesi) sahip ve dünyanın coğrafi bakımdan en büyük yüzölçümüne sahip olan SSCB; 1991de o muazzam nükleer gücüne rağmen bir tek kurşun atılmadan Batıyla ekonomik rekabete dayanamadığı için çökmüştür.
15 yıl kadar Batının ekonomik yardımları ile belini doğrultmaya çalışan, SSCBnin dış borçlarını yeniden yapılandıran, artık Rus milletine büyük ekonomik yük teşkil eden SSCB bünyesindeki esaret altındaki 14 ulusun bağımsızlığını vererek bu mali ve ekonomik yükten kurtulan, OECD-AB, NATOnun karşıtı olarak kurulan komünist ülkelerin ekonomik teşkilatı COMECON veya CMEA (Karşılıklı Ekonomik Yardım Teşkilatı) ile askeri teşkilatı VARŞOVA PAKTInı lağvederek bu teşkilatları ayakta tutmak için her yıl sarfetmek zorunda kaldığı büyük miktardaki harcamalardan tasarruf eden Rusya Federasyonu bu 15 yıllık dönemde ABD + Batı Avrupa ile iyi geçinmiş, soğuk savaşın mali yüklerinden kurtulup bütün ekonomik kaynaklarını iktisadi kalkınma ve vatandaşlarının iktisadi refahının artması doğrultusunda kullanmıştır. Soğuk savaşın sona erdiği, SSCBnin, VARŞOVA PAKTInın, COMECON un yani DOĞU BLOKUnun dağıldığı bu dönemde; Rusya Federasyonu Doğu Almanya ile Batı Almanyanın birleşmesine razı olmak zorunda kalmış, 1. Körfez Savaşı sırasında Kuveyti işgal eden eski en sadık müttefiklerinden Saddamın Irakına karşı NATO şemsiyesi altında ABDnin bir imha savaşı yapmasına karşı çıkamamış, eskiden kendi kontrolü hatta esareti altında bulunan Doğu Avrupa Ülkelerinin Batının askeri ve ekonomik teşkilatları olan NATO ve ABye katılmalarına göz yummak zorunda kalmış, Balkanlarda ki en büyük müttefiki ve ırkdaşı Yugoslavyanın (Güney Slavlar Ülkesi) parçalanıp, 6 ayrı bağımsız devletin ortaya çıkmasını önleyememiş, bütün itirazlarına ve karşı koymalarına rağmen Batının önce Karadağ en son olarak da Kosovanın Sırbistandan ayrılmasına destek vererek bunları egemen devletler olarak tanımasına böylece Sırbistanın gittikçe küçülmesi ve denizlerle irtibatının kesilmesine mani olamamıştır.
Ancak son 2 yılda muazzam artan petrol, doğalgaz ve tarımsal ürün fiyatları nedeniyle adeta bir para denizinin içine düşen Rusya Federasyonu, zenginleşmesi ve iktisadi refahının artması özelikle orta sınıfların hızla kalkınmasının verdiği cesaretle eski Devlet Başkanı ve şimdiki Başbakan KGB kökenli Putinin ağzından Batıya tehditler savurmaya başlamıştır. Devlet Başkanlığında görev süresi dolan Putin yerine sadık adamı olan Medyedefi noter katibi olarak oturtturmuş ve kendisi de güçlü Başbakanlık makamını alarak Rusyayı Stalin-Brejnev dönemine benzer bir şekilde yöneteceğinin açık işaretlerini vermeye başlamıştır. Bunun en belirgin örneğini Ağustos 2008de Batı yanlısı politika izleyen ABDde eğitim görmüş Sakaşvili gibi bir Devlet Başkanına sahip Gürcistanı işgal etmesiyle göstermiştir. Rusya en yetkili ağızlardan artık Gürcistanın toprak bütünlüğünün sona erdiğini Güney Osetya ve Abhazyanın bundan sonra Gürcistandan ayrılarak bağımsız olacaklarını söyleyip bir bakıma ırkdaşı ve sadık müttefiki Sırbistanın intikamını almıştır. Ayrıca Rus enerji kaynaklarının batıya aktarılmasına alternatif olarak ABD ve İngiltere tarafından planlanan ve uygulamaya konulan, Avrupa tarafından da desteklenen BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) Boru hattının da artık devre dışı kalacağı bizzat Putinin başdanışmanı ağzından ifade edilmiştir. Bu sadece Batı yanlısı politikalar izleyen Azerbaycan ve Gürcistanı dize getirme planı değil aynı zamanda Türkiyenin de büyük mali ve iktisadi kayıplara uğrayarak AB ülkelerinin çok önem verdikleri alternatif enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden geçmesini dolayısıyla Türkiyenin ABD ve AB için vazgeçilemez bir partner olmasına engel olma, Türkiyenin AByle arasına set çekme politikasının da somut bir örneğidir.
Enerji kaynakları bakımından %90 oranında, gıda maddeleri bakımından %50 oranında dışarıya bağımlı olan AB, Rusyanın bu yeni hamlesi ve saldırgan politikası nedeniyle hayati ihtiyaç maddelerinin tedarikinde zor duruma düşecektir. Rusya bununla da kalmamış, kendi enerji kaynaklarının Batıya transit geçiş ülkesi olan ve Dünyanın en büyük ve bereketli tarım arazilerine sahip Ukraynada ki Batı yanlısı Devlet Başkanını seçilmeden önce zehirleyip, öldürtmeye çalışmıştır. Avusturyada tedavi görerek Rus suikastinden yüzündeki büyük zehir yaralarıyla son anda kurtulan ve Ukraynada demokratik yollarla halkın iradesi doğrultusunda iş başına gelen Batı yanlısı Devlet Başkanını bu kez siyasi manevralarla göreve getirdiği kadın Başbakan vasıtasıyla altını oyarak devirmeye çalışmakta ve Ukrayna ile Gürcistanın NATOya girmelerine mani olmaya uğraşmaktadır. Rusya Ukrayna ve Gürcistanın NATOya üye olmasını doğrudan Rusyaya karşı bir yapılmış bir tehdit olarak algılayacağını beyan etmiştir.
1990ların başında halkı, Almanya ve diğer AB ülkelerince yardım olarak gönderilen bedava ekmeği almak için saatlerce kuyrukta beklemek zorunda kalan Rusya, artık zengin ve müreffeh bir devlet olma yolunda hızla mesafe katetmektedir. Dış ticaret hacmi yüz milyarlarca dolar fazla vermekte, orta sınıfı rahat bir yaşam sürmekte, komünist rejimden kalan işe yaramaz fabrikalar, çiftlikler, üretim tesisleri modernleştirilmekte veya yenileri kurulmaktadır. İşte bu durumdan cesaret alan Rusya ABD+ABnin stratejik olarak çok önem verdiği Ukrayna ve Kafkasyada Batıya karşı hücuma geçmiştir. Bu durum 1943de Stalinin Stalingradda e karşı saldırı başlatması ve bunun sonucunda 50 sene bütün Doğu Avrupayı egemenliği altında tutmasına benzemektedir. Ancak arada bir fark vardır. Stalin Rusyası i durdurup karşı saldırıya geçmesinde ABD ve İngiltereden büyük askeri ve ekonomik yardım almış ve bu sayede Berline girmiştir. Bugün tam tersi bir durum vardır. ABD ve İngiltere Rusyaya destek olmak ve yardım sağlamak bir yana Rusyaya karşı savaş vermeye hazırlanmaktadırlar. NATO ve AB Rusyaya karşı çok sert demeçler vermiş ve askeri önlem alacağını ilan etmiştir. G-8ler aralarından Rusyayı atıp yeniden G-7 halini alma yolundadırlar.
Türkiyenin Kafkaslardaki çatışmaların durdurulması ve sürekli barışın tesisi için önerisi ise Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen bir Kafkasya İstikrar Paktı kurulması projesidir. Ancak bu Pakt Rusyanın saldırganlığını durdurmayacağı gibi stratejik ve siyasal olarak etkinliğini daha da artıracak sonuçlara yol açabilecektir. Bir kere ABD bu plana karşı olduğunu açıklamıştır. İkincisi ise Türkiye-Gürcistan ve Azerbaycanın yanısıra saldırgan Rusya ve onun tetikçisi Ermenistanın da üye olacağı buna karşılık Batılı ülkelerin dahil olmayacağı bir İstikrar Paktı sadece Rusya ve Ermenistana yarar, Ermenistanın Azerbaycanın %20 toprağını Rusya desteğiyle işgal etmesini meşrulaştırır ve Dağlık Karabağdaki Ermeni kontrolünü kalıcı hale dönüştürür, BTC vasıtasıyla Azeri ve Türkmen petrol ve doğal gazının Türkiye üzerinden batıya akışını keser, Türkiyeyi ABD ve ABden uzaklaştırır, Rusyaya tabi kılar. Avrasya bölgesinde hiçbir ekonomik-siyasi-askeri ve stratejik önemi olmayan açlık ve sefaletle boğuşan ama hala komşuları üzerinde saldırgan politikalar izlemekten vazgeçmeyen Ermenistana uluslararası politikada bu kadar önemli bir rol verilmesi yetmezmiş gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın 6 Eylülde futbol maçı münasebetiyle birkaç saatlik de olsa Ermenistana yaptığı Cumhuriyet tarihindeki ilk resmi ziyaret buna mukabil Ermeniztan Dışişleri Bakanı Nalbantyanın 30 Kasımda ki Türkiyeyi resmi ziyareti; Türkiyenin kardeş Azerbaycanla da ilişkisini olumsuz yönde etkileyecektir. Buna karşılık Rusyaya verilecek en iyi cevap 1958 yılında Iraktaki Batı yanlısı Krallık rejiminin yıkılıp Sovyet yanlısı Baas rejiminin kurulmasıyla işlevsiz kalan Bağdat Paktının yerine kurulmuş olan ve 1979daki İrandaki Batı yanlısı Şah Rıza Pehlevi rejiminin yıkılıp yerine Batı düşmanı Humeyni rejiminin kurulmasıyla lağvedilen Merkezi Antlaşma Teşkilatı CENTOnun yeniden tesis edilmesidir. Soğuk Savaş döneminde Batı ve özellikle ABD; Containment (Çevreleme) Politikası kapsamında SSCB etrafında askeri ve ekonomik örgütler kurdurarak komünizmin yayılmasını önce durdurmak ve ileride de komünist rejimleri çökertmeyi hedeflemişti. Bu kapsamda ABD; Balkan Paktı, CENTO, ekonomik kanadı olan RCD, SEATO ve ANZUS askeri ve ekonomik uluslararası örgütlerini kurdurarak Batıdan-Güneyden ve Doğudan SSCByi çevrelemiş ve ekonomik olarak çökerterek tek kurşun atmadan teslim almıştır. İşte bu containment politikasının güney halkası Askeri olarak Türkiye-İran-Pakistan-İngiltere ve ABDnin kurduğu Merkezi Antlaşma Teşkilatı CENTO (Central Treaty Organisation), ekonomik olarak da Türkiye-İran ve Pakistanın oluşturduğu Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Teşkilatı RCD (Regional Co-operation for Development) du. Ancak İran İslam Devrimi başarılı olunca İranın başına azılı Batı düşmanı Humeyni gelmiş ve 1980 yılında Batının kurdurduğu CENTO ve RCDyi feshetmiştir. İran-Irak savaşının başlaması, Tahrandaki ABD Elçiliğinin işgal edilmesi, Batının İrana silah ve ekonomik ambargo uygulaması ve ABDnin İranın yurtdışındaki 150 milyar dolarlık mal varlığını dondurması sonucu İran yumuşamaya başlamış ve 1983te RCD yerine Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ECOyu (Economic Co-operation Organisation) kurmuştur. 1989dan sonra Berlin Duvarının yıkılıp Komünizmin çökmesiyle SSCBden hürriyetlerini kazanan Orta-Asya Türk Cumhuriyetleri olan Azerbaycan, Türmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistanla Afganistanda teşkilata tam üye KKTC ise gözlemci üye olmuştur. Ancak Türkiyenin AET ile yapmış olduğu 1970 tarihli Katma Protokol ve AB ile imzaladığı 1995 tarihli Gümrük Birliği Anlaşması ile de uyumlu ve gerek Türkiye,gerek Türk Cumhuriyetleri gerekse AB ülkeleri için çok verimli ve yararlı ekonomik sonuçlar doğurabilecek RCD ve devamı ECOnun merkezi Tahranda olduğu ve yönetim İranlıların kontrolünde olduğu için ABD bu uluslararası ekonomik teşkilatın çalışmasına engel olmaktadır. Bu günlerde yani ABD Başkanlık seçimlerinden sonra 20 Ocak 2009daki Demokrat Partili zenci ve aslen müslüman yeni Başkan Barak Hüseyin OBAMA Başkanlık görevini teslim almadan önce ABD ve İsrailin İrana yapacağı müşterek askeri harekattan sonra eğer İranda bir rejim ve yönetim değişikliği olursa yeniden oluşturulacak CENTO halihazırda gayri faal durumdaki ECO ile birlikte çalışarak hem Batılı değerlerin bölgede yaşamasına olanak sağlar, hem hızlı bir bölgesel ekonomik kalkınma ve refah artışı sağlanır, hem de Stalin ruhunun hortladığı Rusya dizginlenmiş olur. Daha ilerde bölgede sürekli barış-istikrar ve sükunet sağlanıp askeri bir teşkilata gerek kalmazsa CENTO-ECO entegrasyonu sağlanarak tek bir örgüt bünyesinde birleşebilirler. Buna en iyi örnek olarak Stalinin emperyalist tehdit ve tecavüzlerine karşılık olarak 1948de kurulan uluslararası askeri teşkilat (müşterek/kollektif güvenlik teşkilatı) olan BAB (Batı Avrupa Birliği)nin NATOnun mevcudiyeti ve soğuk savaşın sona erişiyle işlevsiz kalması sonucu kendisinden 10 yıl sonra 1958de kurulan AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu)na ABnin güvenlik ve savunma boyutu olarak dahil olması verilebilir. Böylece temelde Gümrük Birliğine dayanan uluslar üstü ekonomik bir teşkilat olan AT, bu sayede günümüzde askeri boyutu da içeren siyasi bir birlik olarak AB adını almıştır. 20. yyda cereyan eden 2 Dünya Savaşından harap olmuş ve ekonomisi çökmüş halde çıkan ve Doğu ve Batı diye 2ye bölünen Avrupa, OECD-BAB-NATO ve AB sayesinde yeniden birleşmiş ve Dünyanın en büyük ekonomik ve siyasi gücü haline gelmiştir. Bu başarılı örnekten yola çıkarak AB destekli olarak yeniden kurulacak CENTO ve yenilenecek ECO ile 1992 de Türkiyenin insiyatifiyle 11 Karadenize kıyısı olan ve yakın komşu ülke tarafından İstanbul merkezli olarak kurulan KEİT (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) sayesinde Balkanlar, Karadeniz Havzası, Kafkasya ve Orta-Asyada da; Batı Avrupada olduğu gibi daimi barış ortamı tesis edilecek ve bölgedeki zengin enerji kaynakları ve tarımsal potansiyel sayesinde de bölge Dünyanın refah seviyesi yüksek bölgelerinden biri haline gelecektir. Türkiyede bölgesel bir lider olarak dünya politikasında önde gelen aktörlerden biri olacaktır.