Bir ay mı hızlı geçiyor, yoksa bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama öyle ya da böyle 2011 yılının da sonuna doğru geliyoruz. Başlığı şarkı sözü gibi yazmaya çalıştım hatta nota işaretleriyle de derdimi anlatmaya…
Yaz tatili, bayram geçti, şimdi bir bayram da yolda ve biz hala lay lay lom yaparak, günleri geçiriyoruz. İçeride neler olduğundan çok dışarıdaki politikaları takip etmeye başladık. Komşularımız, yakın ülkeler hepsinde ciddi bir darboğaz (artık kriz demiyoruz!) varken, bizim işlerin nasıl olduğunu pek düşünmüyoruz.
Ara sıra tahsilat sorunları ile nakite sıkışmalar falan derken biraz o konu dokunuyor ama sonra bir bakıyoruz etrafa herkes alışverişte tüm restoranlar dolu ve yer yok oturmaya, İstanbul trafiği her zamankinden daha keşmekeş ama her şey yolundaymış gibi bir havamız var. Gerçekten şarkıyı galiba hep birlikte söylüyoruz, ı neler oluyor bize, ı bize neler oluyor?...
Aslında, bu başlık ile birlikte sorunlarımızı bilip, neden bir şeyler yapmıyoruz ve umursamaz bir şekilde davranıyoruz sorusunu sormak istiyorum. Bu konuyu incelerken, söylenecek en önemli şey ataletdir. Sevgili eğitimci ve yazar dostum Mümin Sekmanın yazı dizilerinden bir tanesi atalet üzerineydi. (Ulusal Ataleti Yenmek Alfa yayınları Mart-2002) Kitabının girişindeki temel tezlerden bazılarını şöyle sıralıyor;
1- İnsanlar, ataletli yaşamaktan dolayı çektikleri acı, ataletin kırılması anında çekeceklerini sandıkları acıdan daha fazla oluncaya kadar, atalet haline son verilmesine razı olmazlar,
2- Kendi gerçeği ile yüzleşme cesaretine sahip olmayıp, gerçeklerle randevusunu sürekli erteleyen, ilizyonlarla kendini kandıran toplumlarda atalet oluşumu daha yaygındır,
3- Atalet hali kalıcılığını atalet halinin uzun süre devam edeceğine dair inançtan sağlar,
4- Türk insanı neden atalet içerisinde ise, Türkiyede o nedenle atalet içerisindedir. Türk insanı ne kadar atalet içerisinde ise, Türkiye de o kadar atalet içerisindedir. Çünkü toplumsal atalet hali bireysel ataletlerin toplamından oluşur.
5- Atalet oluşumuna neden olan iki türlü davranış vardır: Yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımız ve yapmamamız gerektiği halde yaptıklarımız.
Şimdi bu yukarıdaki maddeleri okuyup arkasından hoca bizi ne yapmamız için organize ediyor gibi bir düşünceye umarım kapılmazsınız. Çünkü bu yazıda böyle bir toplumsal hareket düşüncesi aramak kadar bir yanlış olmaz herhalde…
Anlatmak istediğim aslında toplumca yapmamız gerektiğine inandığımız fakat sürekli ertelediğimiz konulardır. Bunlar neler midir? Mesela; her beş kişiden biri şişmanlık sorunuyla karşı karşıyadır, fakat maalesef zayıflamak için hareket etmez, aslında bireysel bir sorun gibi görünse de çevremize baktığımızda bunun birçok kişi ve gruplar tarafından yapılmaması bunu toplumsal bir sorun haline getirir. Örnekleri çoğaltabiliriz, bitmek bilmez yabancı dil öğrenme serüvenlerimiz, bilgisayar programcılığı sevdamız, kitap okuma çabamız, bir konuda araştırma isteğimiz, okulu bitirme, yeni okula girme vb. tüm çabalarımız önce bireysel sonra da toplumsal ataletimizle ilgili değil midir?
Bu sayı da buraya kadar, bana her türlü konuda yazabilirsiniz. Şimdilik hoşça kalın.
Satış Kumar Değildir
Profesyonel Destek gerekir