Üniversitemin Anadolu Günleri projesi kapsamında geçtiğimiz günlerde Gaziantepe gittim. Gaziantepde yaşadığımız ve gördüğümüz birçok tecrübe ve yaptığımız çalışmalar dışında beni en çok etkileyen bölümlerden birisi de Gaziantep Emniyet Müdürü Dr. Ali Yılmazın çalışmaları idi.
Değerli Müdürümüz Gaziantepdeki suç faktörleri arasında öfkenin en önemli unsur olduğunu tespit ettikten sonra akademisyen bir müdür olmasının avantajı ile de Öfke Kontrolü ya da başka bir tanımla Anger Management ile ilgili üniversitelerle çalışmaya başladığını gördük. Konu gerçekten ilginç ve bir o kadar da düşündürücüdür. Öfkenin kaynağına bakıldığında bir çoğu sudan sebebler olmakla birlikte geçim sıkıntısı, sosyal alt yapı, bölgesel nedenler, cehalet ve diğer sebepler olarak sıralanabiliyor. Hatta genetik miras, çevresel ve iklimsel faktörler, yetiştirilme tarzı, aileden kaynaklanan sorunlar, iki kişilikli olma, ezilmişlik, kaypaklık ve aşağılık duygusuyla topluma kendini önemsettirme yada alt kültürden geldiği için üst kültüre yada kendinden daha ileri seviyede (zeka, asalet, çalışkanlık, statü vs anlamında) insanlara yada yetenek düzeyine isyan etme yada kabullenmeme şeklinde ortaya çıkan öfkelerini çoğu zaman çatışma, gerilim, saldırı, bağırma, etrafına ve çevresine zarar verme biçiminde göstermektedirler.
İçlerinde cezai ehliyeti olup olmadığı dahi tartışmalı olanların, paçalarından ilkesizlik, üslûpsuzluk ve bayağılık akanların ve öfkeyle sorunlarını çözmeye çalışanların en temel özelliklerinden birisi de sürü içgüdüsü ile hareket etmeleridir. Yani bilinç altı refleks üretmeleri. Başkaları tarafından kolayca yönlendirilebilmeleri ve manupüle edilebilmeleridir. Diğer bir özellikleri ise her konuda ahkam kesebilmeleri, her işe burunlarını sokma hakkına sahip oldukları gibi bir psikoloji içinde olmaları, kendilerini seçilmiş yüce insan ve büyük zat zannatmeleri, tek başına toplum içinde kendilerini ifade edemedikleri için tuvalete bile birlikte, çete halinde, grup halinde gidebilmeleridir. Öfke üreten, kavga ve huzursuzluktan beslenen bu insanlar evrende, dünyada, teknolojide, sosyal ve kültürel gelişimde ve diğer ülkelerde nasıl bir yaşam kalitesi ve seviyesi olduğu konularında hiç bir fikirleri olmadığı gibi enformasyon teknolojileri, iletişim kanalları ve dünya televizyonları vasıtasıyla hiçbir konuda öğrenme zahmetine katlanmazlar, dünyanın gidişi nedir biz neye kafa yoruyoruz diye düşünmeden günlük yerel dedikodular ve yalanın-dolanın peşinde verimsiz, üretimsiz, eğitimsiz tüketiciler olarak yaşadıkları topluma ekonomik yada sosyal katma değer yaratmayı dahi beceremezler ve böyle bir çaba içine dahi girmezler. Başlarına gelen her olayın kendileri dışındaki yabancılar, uzaylılar! ve diğer insanlardan geldiğini düşünerek bizden olmayan düşmanımızdır mantığında bir ırkçılığın ve ayrımcılığın temsilciliğini de en iyi onlar yaparlar. Denizdeki korsanlar, Vurun Kahbeye filmindeki yobazlar, şehirdeki kabadayılar, maçlardaki holiganlar, dağdaki eşkiya gibi provakasyonla, şantajla, iftirayla, zorbalıkla, bağırmayla güç gösterisi yaparlar, kutsal çıkar ittifakları kurarlar. Örneğin, bilgi ve nano çağında dahi feodal döneme ait kırma, dökme, yakma, zarar verme gibi yöntemlere başvurmaktadırlar. Yapılanların doğru olmadığını, bilim dışı, akıla ve mantığa aykırı olduğunu yada dünyada ve medeni ülke ve topluluklarda bu tarz linç, kin ve nefret kültürüne dayalı bir anlaşma yönteminin kalmadığını, dünyada insanların sivil diyalog ve birbirine entegre olmak için empati ve iletişim kurduğunu anlatmaya çalıştığımızda da ben anlamadım anlayan var mı? diyerek etrafına saf saf!! bakabilen 18. yüzyıl yaratıklarının olabildiği malesef bu yüzyılda da görülmektedir. Nesilleri hala tükenmemiş bu tiplerin yanında Recep İvedik karakteri dahi masum kalmaktadır.
Çağa, modernizme ve medeniyete karşı duran hiçbir varlığın uzun vadeli varlığını sürdüremeyeceğini biliyoruz. Ancak yine de ülkelerin ve toplumların bekası için medeniyet dışı öfke temsilcilerinin de tıpkı Gaziantep Müdürümüzün yaptığı gibi bilimsel, patolojik ve diğer tıbbi müdahelelerle birlikte çok derin bir eğitime tabii tutulmaları gerekmektedir.
Çünkü, öfke ve nefret bu duyguları bilinç altı ve üstü besleyen kişilerin başkalarından önce kendilerine ve yakın çevrelerine yönelttiği bir saldırganlık biçimidir. Medeni toplumlarda ve akıllı insanların hayatında şiddete, nefrete ve öfkeye yer yoktur.
O yüzden de referansı akıl, ahlak, haysiyet ve bilim olmayan insanların acilen öfke kontrolüne ve eğitimine ihtiyacı vardır. Kötülerin mutlaka birgün kendilerini tasviye edip iyilerin hayatından çıkacaklarına biz yürekten inanıyoruz ama yine de Sezen Aksunun bir şarkısında dediği gibi Yüce Tanrım Onları Affetsin...