Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yat üretimini taşıma, ada ekonomisini denizcilikle tanıştırma ayrıca üniversitede Gemi İnşaatı Mühendisliği Programının kurulmasına ve Türkiyedeki Gemi Sanayi kuruluşları ve iş çevreleri ile müşterek çalışma ortamını yaratmak üzere KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Sayın Salih Usar ile birlikte Gemi Sanayicileri Derneğini ziyaret ettik ve Tuzlada yerinde tespitlerde bulunduk.
Herşeyden önce Dünya pazarına damgasını vuran ve gurur kaynağımız olan denizcilik sektörünün Türk ekonomisi ve istihdam açısından son yıllarda yükselen değer olmasının yanısıra uluslararası rekabette 6ncı sıraya oturması hepimizin göğüslerini kabartan bir gelişmeyi gösteriyordu. Ancak son zamanlarda parlayan bu yıldızı adeta söndürmek ve kendi elimiz ile yok etmek için enteresan bir sürecin başlatıldığına da şahit olduk. Bugün 60 bin çalışana ulaşmış Tuzlanın son günlerde ölümcül kazalar ile anılması hemen hemen her kesimi üzmüş durumda. Yetkililerle konuşulduğunda iş kazalarının sadece iş sağlığı ve güvenliği alanında yeterince önlem alınmamasından değil aynı zamanda sektörü ve bölgeyi karıştırmak isteyen bazı provakatörlerin bunun içinde olabileceği yönünde şüpheler ve kaygılar da gittikçe artmaya başlamıştır. Türkiyede Çalışma Bakanlığımızın son on yıldır AB uyum çalışmaları çerçevesinde en önemli mevzuat değişiminin ve dönüşümünün yaşandığı ve gerçekten de yasal düzenlemelerin en radikal biçimi ile başarı ile hayata geçirildiği alanın iş sağlığı ve güvenliği olduğunu söyleyebiliriz. Bir çok çalışmada bizzat bulunmuş biri olarak konuyla ilgili mevzuat açısından ABnin gerisinde olmadığımızı ancak çoğu zaman uygulamada ve denetimde problemler yaşadığımızı söylemek daha doğru bir ifade olacaktır.
Burada önemli olan yanlışı yanlış ile düzeltmek olmamalıdır. Gazetelerden okuduğumuz kadarı ile müfettişlerin bazı tersaneleri kapatarak sorunu çözmeye çalıştığını görmekteyiz. İyileştirici ve düzenleyici faaliyetler, yoğunlaştırılmış eğitim ve sıkı bir denetim ile sorunları çözmek yerine en kolay yol olan işletmeyi kapatmak ve çalışanları işsiz bırakmak sanırım sorunu çözmeyecektir. Hele hele iddia edildiği gibi eğer Tuzla ve Türk denizciliği üzerinde bazı ulusal yada uluslararası oyunlar oynanıyorsa burada iki kere düşünmek lazım. Çünkü, Türk Gemi İnşaat Sanayi Savunma Sanayinde kullanılan Sahil güvenlik gemilerine kadar birçok alanda staratejik ve elbetteki lojistik durumundan dolayı dünyanın merkezi olma yolunda ilerleyen sektöre yapılacak bir frenin, başka bir ifade ile yanlış uygulamanın sadece Tuzla mucizesinin sonunu hazırlamamış aynı zamanda Türkiyenin ulusal güvenliğine ve ekonomik performansına da büyük darbe vurmuş oluruz.
Burada unutulmaması gereken nokta dünya bir çok uluslararası ekonomide yada sektörde zirveden dibe düşüşün hikayeleri ile doludur. Örneğin, İrlanda 1996-2006 arasında ortalama % 6.5 GSMH artışı ile büyüdü. 2008de beklenen artış ise sadece % 1.6. Bir zamanlar Avrupanın imrenerek baktığı İrlanda ekonomisi tarihinde ilk defa 2007 yılı itibarıyla işsizlik oranında %6nın üzerine çıktı. Neden, çünkü ülkenin 10 yıldır devam eden ekonomik büyümesi ve rekabet gücü İrlanda hükümetini önemli bir rehavete sokarak stratejik sektörlerini koruyamadılar, hemen hemen son yıllardaki tüm yatırımlar yabancı sermaye yani çokuluslu şirketler kaynaklı olduğu için özellikle artan işgücü maliyetleri ve ABnin öngördüğü teknik mevzuat uyumunda aceleci ve katı uygulamalar ile güçlü Euroya geçişin özellikle Amerika (dolar) ve İngiltere (Sterlin) gibi para birimleri karşısında pahalı Euro ihracaat potansiyelinde hızlı düşüşlere neden oldu.
İrlandada faaliyette bulunan çok uluslu şirketlerin üretimlerini dünyadaki başka lokasyonlara kaydırma kararı ve kapanan fabrikalar konusunda hükümetin daha esnek tutum izlememesi beklenenden daha fazla koruyucu AB mevzuatlarına sarılması esneklik ile işgücü piyasalarının regulasyonu arasında bir denge kuramaması kısaca kraldan daha kralcı, ABden daha fazla ABci olmaya çalışması ve birde buna Amerikada yaşanan küresel, finansal ve konut krizinin İrlanda kökenli Amerikalılar yada yatırımcılar üzerindeki olumsuz etkisi eklenince İrlanda mucizesinin sonunun gelip, gelmediği iktisatcılar tarafından tartışmaya açıldı.
Sonuç, ekonomik krizleri ya da sektörel sorunları polisiye tedbirler, katı mevzuat uygulamaları yada işletme kapatmaları ile yönetemezsiniz. Aksine küresel ticaretin ivmesi ile piyasalardaki eğilimlerin değişim ve dönüşüm hızı dikkate alındığında sektörlerin acımasız ve baskıcı rekabet ortamında ayakta kalabilmeleri için riski iyi yönetmeleri gerekiyor. Hükümetlerin de girişimcileri ürkütmeyecek, sektörlerin önünü açacak, sektörüne sahip çıkacak politikaları ve motivasyon kanallarını sonuna kadar açacak çözüm yollarını üretmesi gerekmektedir. Aksi taktirde ve esas o zaman kendi elimizle yarattığımız mucizeleri ölüme terk etmiş oluruz.