Sürdürülebilir kalkınma için gerekli stratejik yatırım tercihlerinin yapılması,
Uluslararası pazarlarda rekabet üstünlüğünün sağlanması, özellikle katma değeri yüksek sanayi ve ileri teknoloji tabanlı üretimin ön plana çıkartılması,
Yaşam kalitesinin ve standartlarının yükseltilmesine yönelik özellikle altyapı, konut, ulaşım, eğitim, sağlık, sanat, kültür, aktivite merkezleri vb. alanlarda çılgın veya akıllı projeler yapılması,
Yeni sermaye birikim modeli inovasyon ve teknoloji transferi yapabilme’ becerisine bağlı olduğu için bilim ve teknoloji konseptini, yeni ekonomik büyüme ve gelişim politikalarının merkezine oturtmak vasıtasıyla bilgi toplumuna geçiş için gerekli altyapının güçlendirilmesine ilişkin çalışmaların yoğunlaşması,
Hukukun ve demokrasinin evrensel ve bilimsel referanslarının hayatın her kademesinde ve süreçlerinde hakim olması gerekmektedir.
Yukarıdaki ana başlıklar kapsamında daha özet ancak derinliği ve vereceği mesaj açısından kapsamlı olan en önemli konu, üretimin yani sınai imalatının global pazarlarda söz sahibi olabilmesi için bilim ve teknoloji tabanlı yeni bir odaklanmanın ve çalışmaların bir an evvel yapılması gerçeğidir. Üretim sektöründe işin sırrı bir taraftan, bilgi yoğun, teknoloji bazlı ve katma değeri yüksek ürünler geliştirilmesi ve diğer taraftan tüketim malları için küresel bir tasarım ve üretim merkezlerinden biri olmak için hedeflerimizi yeniden revize etmemiz gerektiğidir.
Üretimin sektörel çeşitliliğinin yanı sıra esnek üretim, esnek otomasyon süreçleri, inovasyon geliştirme ve çözüm üretme yeteneği kazandırmaya dönük üretim organizasyonu ve nitelikli insan kaynakları yetiştirmeye özen gösterilmelidir. Buradaki mesaj sadece hükümete ve kamusal alana üzerlerine düşen görevleri hatırlatmaktan ibaret olmayıp, özel sektörün ve organize yerli sermayenin (TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD ve diğer işveren teşkilatlarının) her zamankinden daha fazla ellerini taşın altına koymaları gerektiğini söylememizde gerekmektedir.
Çevre dostu temiz üretim, tarıma dayalı yeni ve rekabetçi üretim ve savunma sanayi ve uzay teknolojilerini geliştirmeye yönelik yeni ekonomik sektörlere yönelmekle beraber sağlıklı yaşam bilimleri, tıp teknolojileri, beslenme, enerji ve atıl kapasite de bekleyen doğal kaynakların işlenmesini de içine alan öncelikli faaliyet konularının tespiti ile 2023 vizyonuna ulaşmada daha somut yol haritaları üzerinden mesafe alma gerekliliği de kendiliğinden oluşmuş durumdadır.
Dolayısıyla, 2023 vizyonu ve bu çerçevede ortaya konacak plan ve programların hiç biri gelecek kuşakların haklarına ve ihtiyaçlarına bugünden gasp etmeden bugünün ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılaması gerekir. Esasında, sürdürülebilir kalkınmanın da tercümesi budur. İçinde yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı mücadele edecek ekonomik ve sosyal önlemlerin olmadığı hiç bir kalkınma ve büyüme hedefinin başarıya ulaşması mümkün görünmemektedir.
Buradaki öldürücü soru 2023 vizyonu ve projeksiyonunun finansmanını kimin sağlayacağı sorusudur? Türk özel sektörünün bu süreçte gerek yeterli sermaye birikimine sahip olmaması gerek geleneksel olarak daha edilgen daha kaçak güreşen yapısı ve kamu kaynaklarından beslenme alışkanlıkları ile 2023 büyük Türkiye vizyonuna katkısı sınırlı olacağı tahmininden yola çıkarak, devletin yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve varlıklarının şimdilik elimizdeki yegane kaynak olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bugüne kadar yapılan özelleştirmeler ile son yıllarda sağlanan ekonomik performansın önemli bir kısmının finanse edildiği gerçeğinden yola çıkarak, özelleştirilecek kamusal değerlerde artık bir tıkanma noktasına gelen Türk ekonomisinin yabancı sermaye yatırım desteği dahil uluslararası fon ve global girişimcilere ve onların beraberinde getireceği veya ülke içinde yaratacağı yeni kaynaklara ve finansal kaynaklara her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç oluşacaktır.
Vergi vermeyi sevmeyen, kayıt dışı çalıştırma ve çalışmaktan rahatsız olmayan, kapitalizmin nimetlerinden daha fazla pay istemek yerine kapitalist yaşam biçimini dizilerden, magazin programlarından takip ederek ve haz alarak mutlu olan ve esasında sosyal adalet, eşitlik, refah artışı, milli gelirden daha adil pay alma gibi derdi yada talebi olmayan geniş kitlelerin de bu vizyonun bir parçası olma yönünde organize veya kurumsal bir talepleri veya vergi ödeme yada bankalar aracılığıyla tasarruflarıyla devlete borç verme yoluyla bir katkı koyma gibi bir niyetleri olmadığı için 2023 vizyonuna ilişkin tüm ekonomik ve sosyal yükün ve sorumluluğun devletin sırtında olduğunu kabul etmek ve Devlet Baba ya Allah kolaylık versin demekten başka bir söz kalmıyor.