SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   8 Şubat 2012, Çarşamba

Haziran 2008 Sayısı

Yıl : 5 | Sayı : 50

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     Arşiv
     İletişim

http://www.turkeyautosummit.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 





























 

Uğur Özgöker
Kadir Has Üniversitesi, uozgoker@khas.edu.tr


Avrupa Birliği Sanayi Politikası - I


Giriş

Bu çalışmada 1957 den başlayıp, 1970 de hızlanan, ardından 1992 de yasal bir zemin bulup bugün AB içinde yaşayan insanları doğrudan ilgilendiren sanayi politikaları incelenmiştir. Avrupa Birliğinin sanayi politikası belki de dünya üzerinde takip edilmesi gereken en önemli politikalardan biridir. Çünkü bu politika, sanayi kavramının bulunduğu, iyi kötü tüm deneyimlerinin yaşandığı bir coğrafya olan Avrupa da, bu konuda geçirmiş olduğu tecrübelerle varlıklarını sürdüren devletleri ile oluşturduğu bir birliğin çatısı altında inşa edilmektedir. Hali hazırda Avrupa Birliği nin çok yeni bir kurum olmasının da etkisi ile AB müktesebatı içerisinde tüm ortak politikalarda olduğu gibi sanayi politikasında da bir takım eksiklikler, hatalar dahası henüz karşılaşılmamış olaylara karşı gösterilemeyen tepkilerin boşluğunun yaşandığı bir durum söz konusudur. Ancak, tüm bunlara rağmen AB sanayi politikası için genç demek, Avrupa sanayi anlayışına haksızlık olacaktır. Bu nedenle çalışmanın başında Avrupa için sanayinin ne demek olduğundan bahsedilmiş, ardından AB sürecine giden yolda sanayi kavramının nasıl bir rol izlediğini anlatılmıştır. AB sanayi politikasının amaçlarından, bunların uygulanmasında faydalanılan araçlarında incelenmiştir.

Avrupa ve Sanayi

19. yy. gelişmelerine bakıldığında yüzyılın dünya yı değiştiren bir dönem olduğu apaçık ortadadır. Zamanın insanlığa sunduğu birçok nimetin, ilerlemenin bir seviyeye geldiği insan hayatını kolaylaştıran teknolojilerin, her zaman bulunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak kabul edilmelidir ki, 19. yy. o zamana kadar yaşanan tüm değişim ve gelişimlerin ötesine geçmiş, yaşam tarzını değiştirmek hususunda insanlığın yapmış olduklarının tamamının önüne geçmiştir. Bu dönemin bir diğer tartışmasız özelliği ise 19. yy. sahnesinin başrolünde Avrupa nın oynamasıdır. Avrupa, 15. yy.dan başlayarak kültürel, siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda yaptığı birçok gelişme ile dönemin ön hazırlığını zaten gerçekleştirmişti.  Yinede bu gelişmelerin tamamını Avrupa nın içinden doğan bilime, teknolojiye borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu ilerlemenin dünyanın tamamına yayılmasını insanlığın yaşayışını değiştirmesini 19. yy.da net bir şekilde görebilmekteyiz. Dünya sömürgeciliğin başlamasıyla birbirine bağlı idari yapılar haline gelmiş, merkezde Avrupa nın bulunduğu bir sistem geliştirmişti. Ancak 19. yy.da emperyalizm bu idari bütünleşmeyi baskın bir iktisadi zorlayıcılık ile Avrupa nın dünyayı egemenliği altına aldığı bir döneme sebep olmuştur. Avrupa nın başrolünü oynadığı bu yüzyılda, endüstri devrimi, gerçekten bu gelişmelerin motor gücünü oluşturmuştur. 19. yy. o zaman kadar yapılan buluşların meyvelerinin toplandığı, sanayi ve teknoloji alanında köklü değişimlerin geçekleştiği bir yüzyıldır. Endüstri devrimi ile Avrupa nın yükselen ekonomik refahı, özellikle silah endüstrisinde büyük gelişmeleri sağlamıştır. Bu da Avrupa nın tüm dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin anahtarlarından biri olmuştur.  “Kısaca, yeni buluşların üretime uygulanması ve bunların en önemlisi olan buhar gücüyle çalışan makine, makineleşmiş endüstriyi doğurmuş ve bu da Avrupa da sermaye birikimini artırmıştır. İşte buna “endüstri devrimi”diyoruz. Aslında birçok çalışmada bu dönemi iki kısımda inceleyen bilim adamlarına rastlayabilmekteyiz. Birinci kısmı endüstri devrimi, ikinci kısmı ise teknolojik gelişme olarak aktarmamız mümkündür. Belki de AB ortak politikalarından olan sanayi ve teknoloji politikasının aynı başlık altında değerlendirilmesinin bir diğer sebebi de Avrupa da bu gelişmelerin doğal olarak birbirini takip etmesidir. Ancak nasıl anlatılırsa anlatılsın Avrupa, sanayinin tarihini yazmaya başlamış ve özellikle 19. yy.da bu durumun sağladığı imkanlar ile günümüz Avrupa sının temellerini bu sayede atmıştır. Avrupa şu an belki de adını koyduğu çocuğun gelişmesini sağlayamayan bir baba gibidir. Fakat şüphesiz bugünkü sosyal hayatını, kurumlarını dahası insanlarının hayatı algılayış biçimini kendi başlattığı sanayi devrimine borçludur. Buharlı makinenin bulunması, fabrikaların insan hayatına girmesi, sosyal sınıflarda olduğu kadar insan hayatında da köklü değişikliklere yol açmıştır. Buharlı trenlere ulaşımda yaşanan kolaylıklar, ürünlerin hızlı ve bolca artışının getirdiği ekonomik refah ve hammadde ihtiyacı gibi gelişmeler günümüze kadar süren modern dünyanın inşasında başrol oynamıştır. Dolayısı ile Avrupa nın modern dünyayı kurduğunu bunu yaparken kullandığı en önemli aracın sanayi ve teknoloji olduğu çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Avrupa Topluluğu - AB Sürecinde Sanayi nin Yeri

Bugünün dünyasında oldukça başarılı bir entegrasyon olarak görülen AB nin temellerini dayandırdığı en önemli dayanak noktalarından biride şüphesiz Avrupalı devletlerin sanayisi ve bunun gelişimi sırasında gösterdikleri işbirliğidir. Avrupa nın özellikle II. Dünya Savaşından sonra yaşamış olduğu bütünleşme süreci, Geçmiş dönemlerde yaşamaya başladığı sanayi hareketinin tüm Avrupa yı nasıl bir araya getirdiğinin ifadesi gibidir. O halde kısaca Avrupa ekonomik topluluğunun oluşma sürecine ve AB nin yapılanma sürecine sanayi ve teknoloji politikaları yönünden bakalım. Öncelikle AET hareketinin başlangıcı ekonomi – ticaret kökenlidir. Ancak esasında motive edici ana etkenler başka kaynaklardan gelmektedir. Avrupa nın bütünleşmesi çeşitli dönemlerde gündeme gelen biraz da ütopik bir yaklaşım olsa da II. Dünya Savaşı sonrasında bu süreç yıkılmış Avrupa nın yeniden ayaklanmasının zorunlu oluşu nedeniyle bir kez daha denendi. Geçmişte savaş yöntemiyle Avrupa yı birleştirmeye çalışan güçler bu kez işbirliği yöntemini dıştan gelen bir tehdit (SSCB) sonucunda kabul etseler de. Kafalarda bunun nasıl gerçekleşeceği yönünde soru işaretleri vardı. İşte bu noktada Avrupa nın geçmişten gelen birlikte yaşama kültürüne ait birikimleri ve ekonomik zorunluluklar devreye girdi.  Hatta bütünleşme hareketinin yol haritasını ekonomik işbirliği yaptı diyebiliriz. Geçmişte yaşanan her iki dünya savaşı, Avrupa nın emperyalist güçlerinin dünya hakimiyetlerini sağlayacak ekonomik hamlelerini, sanayilerini beslemek zorunluluğunun ortaya çıkardığını, dahası dünya savaşlarının çıkmasına aslen Avrupa nın gelişen sanayilerinin, hammadde ve ürün pazarları üzerinde yaşadıkları rekabetin sebep olduğunu görmekteyiz. I. ve II. Dünya Savaşları bu rekabetin artık kaldırılamayan geriliminin patlama noktaları halinde görülmektedir. Dahası gelişen sanayinin ve teknolojinin, savaşların geçmiş dönemlerden daha çetin, uzun ve her kesimi ilgilendiren bir dünya savaşı olmalarını sağladıkları açıktır. Tüm bunlarla birlikte özellikle II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa nın güvenlik tehdidi altında kalması bütünleşme fikrinin kabullenilmesine yol açmıştır. Denilebilir ki Avrupa en çok kavga ettiği konu olan sanayi üzerinde ortak hareket etme iradesi göstererek, en çok paylaşamadıkları konu üzerinden bir ortaklık kurmayı başarmıştır. Bu hali ile bakıldığında Avrupa üzerinde sanayi, hem dünya liderliğinin başlangıcı, hem de entegrasyon yolunun inşasındaki kilit taşı konumundadır. Topluluk Avrupa sının oluşmasındaki süreç incelendiğinde, AKÇT (18 Nisan 1951)  önemli bir yer tutmaktadır. Avrupa Kömür Çelik Topluluğu hem ilk olması hem de ilkesel olarak dönemin en önemli ağır sanayi maddelerinin idaresinin Avrupa da ortaklaşa yapılmasını sağlayan bir hareket olması dolayısıyla da önemli bir satırbaşıdır.  Kömür ve çelik, kalkınmanın ve savaş sanayinin en önemli materyalleri olmaktayken bunun idaresinin Avrupa da geçmişte Almanya ve Fransa arasında nasıl bir itiş kakışa sebep olduğu hatırlanırsa, bu durumun Avrupa halklarının yaşayışlarına ne gibi bir katkı yapacağı daha kuruluşundan bile bellidir. Ardından gelen dönemde AKÇT iradesi Roma da bir entegrasyon nefesine dönüşmüş, topluluklar Avrupa sında sanayinin ana malzemeleri ile başlayan bir hikaye 25 Mart 1957 de Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Atom Enerjisi Topluluğu olarak somutlaşmıştır.  Ardından gelen bütünleyici kurumların oluşturulması da ilgili anlaşma ile sağlanmıştır. Ancak görülen gerçek şudur ki Avrupa Birliği yolundaki başlangıç sanayinin var olması ve kullanılması yolunda yapılan işbirliği ile gerçekleş-miştir. İlerleyen zaman içerisinde Avrupa ortak politikalarında kendisine hep bir yer bulsa da sanayi konusu belli bir dönem daha uykuya dalmış gibidir. Bunda dünya üzerinde yaşanan toplu sanayi gelişmelerinin de etkisi vardır. Ancak Avrupa nın kendisini özellikle ABD karşısında teknoloji ve sanayi yönlerinden zayıf hissetmesinin neticesinde yeniden bu politikalarda uyanma görülmüştür. 1972 Paris, 1973 Kopenhag zirvelerinde kabul edilen ilk eylem planı bu hareketin yeniden başladığının işareti olmuştur. 1986 tarihli Avrupa tek senedi, serbest dolaşımlı Avrupa pazarını yaratacak fitili ateşlemiş, teknoloji ve sanayi alanında yapılacak düzenlemeler için yasal dayanaklar bulunmasına vesile olmuştur. Ardından gelen 1992 tarihli Maastrich Anlaşması topluluğun üye ülkelerinin sanayilerinin uluslararası rekabete açık ve dayanıklı olmasını sağlayacak programları hazırlamıştır. 163., 173. ve 157. maddeler ile bu hususta yasal dayanaklar elde edilmiştir. Tek senet ve Maastrich Anlaşmaları Avrupa sanayi ve teknoloji politikalarının temelini atmıştır. 

AB Sanayi Politikasının Amaçları, Araçları ve Uygulaması

AB nin oluşum sürecinde sanayinin kilit öneminden bahsederken teknoloji kavramının bu konuda ne kadar etkin yer aldığını unutmamak gerekir. Ancak yine de bir tanımlamada bulunmak gerekirse; “ dar anlamda sanayi politikasından ekonomik verimlilik artışı temelinde büyümesini ve rekabet gücünün arttırılmasını amaçlayan temel stratejiler çerçevesindeki devlet müdahaleleri anlaşılmaktadır. Geniş anlamda sanayi politikası ise, bu stratejileri hayata geçirmeye yönelik çeşitli politikalar ve politik araçların kullanılmasını ifade etmekte; rekabet, ticaret ve teknoloji politikalarını kapsayan üçlü bir temel politika bileşenine dayanmaktadır.”  Şeklinde bir açıklama yapılabilir. Gerçekten de Avrupa Birliği nin üyelerinin ortak uyguladığı bir politika olarak sanayiden ve sanayi politikasının amaçlarından bahsedecek olursak;

Komisyonun hazırladığı bakanlar konseyinin Aralık 1973 te onayladığı önerilerde, topluluğun ortak sanayi politikası için bir takım öncelikler belirlenmiştir. Bunlar sırası ile

•Gıda ve imalat sanayilerinin mamullerinin ticaretinde karşılaşılan teknik engellerin kaldırılması
•Devlet alımlarına bütün topluluk işletmelerinin katılabilmesi
•Avrupa boyutunda işletmelerin kurulması
•Güçlükle karşılaşılan sanayi dallarının sorunlarının çözülmesi
•Topluluk sanayi işletmelerine başta metaller olmak üzere hammadde tedarikinde kolaylıklar sağlanması

Şeklinde ifade edilebilir.  İlerleyen zaman içerisinde Avrupa topluluğu birlik olma güzergahında hareket ederken sanayi politikasının da yaklaşımları ve içeriği değişmiştir. Ancak ilk hareketini sağladığı bu dönemde ki  öncelikleri amaçları olarak Avrupa Birliğine yol gösterici olmuştur. 1952 de ekonomik olarak başlayan süreç sanayi mamulleri üzerinden devam etmiş ayrıca oluşturulan ortak pazar içerisinde, güçlü bir Avrupa sanayisi yaratılmak istenmiştir. 1970 yılında yayınlanan memorandumun da etkisi ile çıkan 1973 bakanlar konseyi kararları yukarıdaki önceliklerden bahsetmekle beraber, ticarette topluluk içi engellerin kaldırılması, şirketler ve satın alma hukuku, başta havacılık, enformatik, gemi üretimi ve kağıt sanayi olmak üzere sektörel olarak da bir çok alanda geliştirici önlemler alınmasını içermekteydi.  Ancak kabul edilmelidir ki, Maastrich Anlaşmasına kadar geçen süre içerisinde AB bünyesinde ancak gözetilmek sureti ile bir sanayi politikası takip edilmiştir. 1992 Maastrich Anlaşması AB için ortak sanayi politika-sının uygulanmasında bir dönüm noktası ve yasal dayanak oluşturmaktadır. Maastrich Anlaşmasında yer alan madde 157 özellikle topluluk içerisinde rekabetin korunması yönündeki hükmü ile AB sanayi politikasının rekabetçi yönünü çizmektedir.  Ayrıca, 130. maddede topluluk ve üye devletler topluluğun sanayisi için rekabetçi ortamın yaratılmasında sorumlu tutulmuşlardır.

Tüm bunlarla birlikte AB ortak sanayi politikasında yeni arayışlar, gelişen dünya ekonomisinin ve teknolojisinin ortaya çıkarttığı bir takım ihtiyaçlar nedeniyle halen sürmektedir. Ancak birliğin gelecek için belirlemiş olduğu ortak sanayi politikasına ilişkin amaçları Mart 2000 Lizbon , Aralık 2000Nice zirvelerinde oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu başlıkları sıralayacak ve kısaca bahsedecek olursak,

•Avrupa ölçeğinde dev sanayi şirketleri yaratmak (ABD ve Japonya ile rekabet amaçlı)
•Sanayide rekabet politikasını sağlamlaştırmak
•Endüstride teknolojinin desteklenip güncelleştirilmesi
•Ar&Ge yatırımlarının arttırılması
•İç ve dış pazarda faaliyet gösterecek sanayi girişimciliğinin özendirilmesi
•Devlet yardımları ve denetimi

Gibi başlıklar sıralayabilmekteyiz. Bu başlıkları kısaca inceleyelim.

Avrupa, topluluk zamanında 1970 lerde sanayi alanında ABD ve Japonya nın gerisinde kalmasının sıkıntısı ile yeni bir başlangıç yapma ihtiyacı duyuyordu. Ancak ABD ve Japonya nın sahip olduğu büyük ölçekli firmaların muadilleri bünyesinde bulunmamaktaydı. Bu nedenle sanayi politikasının uygulanabileceği büyük ölçekli sanayi kurumları meydana getirmek AB sanayi politikasının amaçlarından biri olmuştur. 1957 yılında imzalanan Roma Anlaşması metninde büyük sanayi firmalarının kurulmasına yönelik rekabet gücünün arttırılması amacıyla bir ortak pazar kurulması fikri benimsenmiştir.bu nedenle yapılan çalışmalarda KOBİ ler den ziyade büyük ölçekli firmaların sübvansiyonuna önem verilmiştir.  Ancak 1970 lerden sonra girişimcilik özendirilmiş AB bünyesinde de halen KOBİ ler desteklenerek bu hususta ilerleme kaydedilmek istenmiştir. Sanayi politikası ile ilk zamanlarda elde edilmeye çalışan büyük ölçekli işletmelerle aslında sağlanmak istenen, istihdamın garantiye alınıp toplumsal refahın yaygınlaştırılmasıydı fakat, bunun ilerleyen zaman içerisinde KOBİ ler yardımıyla daha verimli bir şekilde gerçekleştirilebileceği fark edilmiş bu nedenle sanayi politikasında özellikle KOBİ ciliğe önem verilmeye başlanmıştır. Sanayi politikasında büyük ölçekli işletmeleri meydana getirebilmek amacının gerçekleşmesi için kullanılan araçlara dikkat ettiğimizde ise ilk zamanlarda ulusal devlet yardımlarının ardından ise topluluk ve birlik ekonomik kurumlarının inisiyatif aldığını söyleyebiliriz. Bir çok Avrupa ülkesinde sübvansiyonlar, düşük kredili borçlanma olanakları, kolaylaştırılan şirket evlilikleri, savunma ve telekomünikasyon gibi stratejik alanlarda tekelci haklar gibi konularda uygulamalar görülmüştür. 
Geliştirilmek istenen sanayi için Avrupa Birliğinde en öncelikle girişilen konulardan biri de rekabet konusu olmuştur. Adil bir rekabet ortamı için yapılması gereken hukuki düzenlemeler öncelikle devletlerin kendi müktesebatları içerisinde daha sonra süpronasyonel olarak topluluk hukukunda gerçekleştirilmiştir. Ancak ilerleyen dönem içerisinde birliğin kendi kanunlarında daha düzenlenme ihtiyacı duyulmuş, buna ilişkin en yakın zamandaki düzenleme ise 1/2003 tarihli tüzükle gerçekleştirilmiştir. Bu durum hem rekabet hukukunda bir intizam sağlamış hem de topluluk müktesebatında konu ile ilgili dayanak hukuksal mevzuat elde edilmiştir.

Avrupa Birliği Konseyi 16.12.2002 tarihinde Avrupa Topluluğu rekabet hukukunda şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı değişiklikleri içeren 1/2003  sayılı tüzüğü kabul etmiştir.

Aslında Avrupa topluluğu rekabet usul hukukuna ilişkin reform ihtiyacı, 28.04.1999 tarihinde, Roma Antlaşmasındaki 85. ve 86. maddelerin modernizasyonu ile ilgili olarak Avrupa komisyonunca yayınlanan Beyaz Kitapta  tartışılmaya başlanmıştı.

Ancak Beyaz Kitaptaki önerilen değişiklikler yapılması gereken yeni düzenlemeleriyle yerleşik ulusal rekabet hukukları üzerinde yaptığı etkiden dolayı yoğun tartışmalara sebep olmuştur. Tüm bunlarla birlikte 16.12.2002 tarihinde bu değişiklikleri içinde bulunduran 1/2003 sayılı tüzük kabul edilmiştir. 27.09.2000 de tasarı haline getirilen tüzüğün kabul edildikten sonra yürürlüğe girme tarihi 01.05.2004 olarak belirlenmiştir.

1/2003 sayılı tüzük Avrupa Komisyonu Anlaşmasının  81. ve 82. maddelerine ilişkin usul kurallarının düzenlenmesinde etkindir. Diğer işlemler için uygulanması söz konusu değildir. O halde; Avrupa Komisyonu Anlaşmasının 81. ve 82. maddelerini bu konu ile ilgili kısaca hatırlamak sanırım faydalı olacaktır.

81. madde genel bir ifadeyle rekabet ihlali yaratan anlaşmaların yasaklanmasını, bu gibi durumlarda uygulanacak yargı usulünün teknik düzenlemelerinin tespiti ile ilgili işleri düzenlemektedir.

82. madde ise hakim durumun kötüye kullanılmasını yasaklamaktadır. İlgili kanunun alt hükümlerinde ise hakim durumun kötüye kullanılması halinde yargı organlarının işleyişini düzenlemektedir.
1/2003 sayılı tüzük rekabet hukuku ile ilgili olan bu maddelerin yeniden yorumlanmasını dahası uygulamasında daha da başarılı olunmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda 1/2003 sayılı tüzüğün rekabet usul hukukundaki işlevi konusunu başlıklar halinde aktaracak olursak;

•Muafiyette izin ve bildirim sistemi kaldırılmış, böylece 81/III. Madde doğrudan uygulanma imkanı bulmuştur.

•Ulusal rekabet örgütlerin ve mahkemelerin aktif katılımı sağlamıştır.

•Ülkelerin kendi rekabet kanunlarının uygulama alanı daraltılmış bununla birlikte topluluk hukukunun rekabet kanunları öncelikli hale getirilmiştir.

•Komisyonun soruşturma yetkileri geliştirilmiştir.

01 Mayıs 2004 te yürürlüğe giren 1/2003 tüzüğünün uygulama alanı incelenirken dikkat çeken bir diğer husus; Bu tüzüğün etkili olduğu bölümde aslında 1962 yılında kabul edilen 17/62  sayılı tüzük bulunmaktadır. Ancak gelişmesini her sahada üst seviyelere taşıyan Avrupa Birliğinin yeni yapısı içerisinde 17/62 sayılı tüzük yetersiz kalmıştır. Dolayısı ile 1/2003 sayılı tüzük bu konuda 25 üyeli Avrupa Birliğini bir süre daha idare edebilecektir.

1/2003 sayılı tüzüğün hazırlanmasını sağlayan yasal dayanakları ve gereklilik halini incelersek, öncelikli olarak kısaca tüzük kavramına da açıklama getirmek gerekli olacaktır.

Tüzükler tüm üye devletler için tamamen bağlayıcı nitelikte olan doğrudan uygulanabilir ikincil tip mevzuatlardır. Tüzüklerin uygulanabilmesi için üye devletlerin ayrıca uygulama mevzuatı çıkarması gerekmemektedir. Tüzükler üye ülke vatandaşlarına ulusal yasalarda olduğu gibi hak ve yükümlülükler getirmektedirler. Tüzükler Avrupa Birliğinin resmi gazetesinde yayınlanır ve tüzük çerçevesinde belirlenen zaman içerisinde yürürlüğe girerler. Eğer çerçeve içerisinde böyle bir zaman kısıtlaması belirtilmemişse, tüzükler resmi gazetede yayınlandığı günü izleyen 20. günde yürürlüğe girerler.

1/2003 sayılı tüzük de yukarda bahsi geçen olanaklara sahip, şeklen de aynı yöntemle çıkartılmış bir mevzuattır.

Avrupa Birliği Komisyonu daha önceki çalışmalarında 81. ve 82. maddelerin uygulamasını düzenlemek için sürekli olarak 17/62 sayılı tüzüğe atıfta bulunuyorlardı. Bu durumda doğal olarak pratikte bir iş yükü oluşturmaktaydı. Gerçi komisyon bu iş yükünü hafifletmek niyetiyle işletmelere yol gösterici olarak Grup Muafiyet Tüzükleri, bildirim ve yönergeleri düzenlemeyi tercih etti ancak iş yükünün hafifletilmesi konusunda tam bir başarı sağlanamamıştır. 1/2003 reformuna iş yükünün hafifletilmesi yönünde bir ihtiyaç doğmuştur. Ama asıl ihtiyaç, Avrupa Topluluğunun rekabet hukuku uygulamasında verimliliğinin artırılması yönündedir. En büyük ağırlık ise muafiyette izin ve bildirim sistemi ile oluşmaktadır. Tüm muafiyetlerle ilgili başvurular komisyonlara yapılırken asıl önemli uğraş gerektiren konu olan ciddi rekabet ihlalleri bildirilmeden atlanmaktadır.işte bu sorunun giderilmesi için 1/2003 te muafiyette izin bildirimi kaldırılmıştır. 81/III. de belirtilen tüm hususların doğruca uygulanması halinde herhangi bir işleme gerek kalmaksızın bu şartları taşıyan anlaşmalar geçerli sayılacaktır. Bu sayede önceden kontrol ilkesi yerine sonradan gerekli görüldüğünde kontrol ilkesi uygulanmaktadır. Bu yapılarak komisyonun önünde biriken anlaşma sayısını azaltmak gerçekten olan ihlaller ile uğraşmak amacı taşınmaktadır.

17/62  sayılı tüzükte işletmeler anlaşma ve kararlarını komisyona bildirirlerdi. Komisyon ise anlaşmanın 81/I. maddesindeki yasak hükmünden muaf tutulup tutulmayacağına karar verirlerdi. Oysa 1/2003 sayılı tüzüğün konu ile ilgili 1. maddesin aşağıdaki gibidir.

“ Anlaşmanın 81/I.  maddesi anlamındaki tüm anlaşma, karar ve uyumlu eylemler, 81/III. maddedeki şartları yerine getirmedikleri sürece önceden verilen bir karara gerek olmaksızın yasaktırlar.

Anlaşmanın 81/I. maddesinde sözü edilen tüm anlaşma, karar ve uyumlu eylemler, 81/III. maddesindeki şartları yerine getirdikleri sürece önceden verilen bir karara gerek olmaksızın hukuka uygundurlar.

Anlaşmanın 82. maddesi anlamındaki hakim durumu kötüye kullanılması halleri önceden verilen bir karara gerek olmaksızın yasaktırlar.”

Burada tartışılan  ama reformun ana temasını oluşturan konu anlaşmanın 81/III. maddesinin uygulaması hakkındaki 2. bentte yazandır. Bu sayede 81/I. veya 82. maddeler gibi bu maddede doğrudan uygulanabilir hale gelmiştir.

2. maddede ise muafiyetin ispatı  düzenlenmiştir. Cümleye göre; bir anlaşma, karar veya uyumlu eylemin 81/III. e göre hukuka uygunluğunu uygun olduğunu iddia eden taraf ispatla yükümlüdür. Muafiyetten yararlanacak tarafın ispat yükümlülüğü almasıyla istisna sisteminin tersten çalışmaya başlaması sağlanmıştır.

Grup muafiyetleri tüzükleri ise bu reformdan sonra hukuki nitelik değiştirmektedir. Bildirici nitelik kazanmaktadır. 81/III. maddesindeki muafiyet kuralının yorumlanmasına yardımcı olmaktadırlar.

Avrupa topluluğu hukukunda ülke rekabet örgütleri ve mahkemelerinin yetkilerinin 1/2003 sayılı tüzükle artırılması konusuna gelirsek; tüzüğün 4-6. maddelerinde bu konu ile ilgili yetkilerin düzenlenmesi yapılmıştır. O halde, maddeleri kısaca gözden geçirelim.

4. maddede, 81. ve 82. maddelerin uygulaması konusunda komisyonun yetkileri düzenlenmiştir. Buna göre komisyon 4. maddede, rekabet ihlallerinin önüne geçilmesi ve yeknesak uygulamanın sağlanması, bildiriler, yönergeler, grup muafiyet tüzükleri, gibi düzenlemelerin yapılması, yetkili makamlara önerilmesi konularında tek başına sorumlu tutulmuştur. Ayrıca 7-10. maddelerde de komisyonun hak ve görevleri ile ilgili düzenlemeler vardır. 

5. madde ile ulusal rekabet örgütlerinin 81. ve 82. maddelere uygulanması hususunda yetkileri düzenlenmiştir. Buna göre, ulusal rekabet örgütleri ulusal hukukun belirlediği cezalar ve rekabet ihlalinin sona erdirilmesi, para cezası, yasaklama kararı, gibi yaptırımları uygulayabilirler. Bu uygulamalar için, re sen  veya şikayet üzerine harekete geçebilirler.

1/2003 te yer alan 6. maddede, ulusal mahkemelerin yetkileri ayarlanmaktadır. 1/2003 e kadar bu konuda, 81/I. ve 82. maddelerin mahkemeler tarafından direkt uygulanması söz konusuydu. Ancak 6. maddede 17/62 den farklı olarak, 81/III. maddenin ulusal mahkemelerce  doğrudan uygulanabilmesi tazminat prosedürünü hızlandıracaktır denilmektedir. Ancak komisyon kararlarıyla çelişmemesi beklenmektedir.

Topluluğun kararlarının öncelikli hale getirilmesi mevzusuna gelindiğinde ise karşımıza, ihlalin tespit edildiğinde uygulanması gerekenler, ihtiyati tedbir kararları, yükümlülük kararları, hukuka uygunluk kararları gibi başlıklar altında incelenebilecek bir takım usullerin geliştirilmesi çıkmaktadır. Tüm bu konularda topluluğun kararlarına öncelik 7-10. maddelerde ayrıca belirtilirken, topluluk hukukunun, ulusal rekabet hukuklarıyla ilişkisi aslen 3. maddede düzenlenmiştir. Bu madde ile topluluk içinde eşit rekabet kurallarının oluşmasını sağlamak amaçlanmıştır. Aslında reform çalışmaları sırasında bu uygulamanın topluluk içinde farklı kararların çıkmasına sebep olacağı yönünde bir kaygıyı işletmeler dile getirmişlerdir. Bu yüzden reformun 3. maddesi AT rekabet hukuku ve uluslar arası hukuk arasındaki ilişkiyi ve kuralları açıkça belirtmiştir. Buna göre hukukun birlikte uygulanması ile ilgili tüzüğün 3/I. maddesinde bir anlaşma veya davranış AT rekabet hukukunun uygulama alanına giriyorsa, artık ulusal hukukun tek başına uygulanmasının mümkün olmadığı ifade edilir. 81. ve 82. maddelerin uygulanmasında bu durum göz önüne alınır. Diğer durumlarda ulusal hukuk hem kendini hem de AT rekabet hukukunu birlikte uygulamakla yükümlüdür.

Temmuz sayısında devam edecek

 

  İlgili Haberler

 

Yeşilköy Rotary Kulübü TÖSHİD ve İSGİD Başkanı Murat ERSOYa MESLEK HİZMETİ Ödülü Verdi
Otomotiv İmalatçılarına Yeni İhracat Kapıları Açıldı
Beyaz Eşya ve Elektrikli Ev Aletleri İmalatçılarına Yeni İhracat Kapıları Açıldı
Arçelik A.Ş., Avrupa Birliği Çevre Ödülleri 2010da, Yönetim Kategorisinde Finalist Oldu
HOME APPLIANCES SUPPLIERS MAGAZINE-in Üçüncü sayısı hazırlanıyor

  İlgili Yazılar

 

Doğu Akdenizdeki Hidrokarbon Yataklarının AB, Kıbrıs ve Türkiye Açısından Ekonomik ve Stratejik Önemi
KKTCde Ekonomik Yapıdaki Bozukluklar Artarak Sürerken Kıbrıs Rum Yönetimi AB Dönem Başkanlığını Devralmaya Hazırlanıyor
Nato Libya Operasyonunun Stratejik Olarak Değerlendirilmesi ve Usama Bin Ladinin Öldürülmesi -III-
Nato Libya Operasyonunun Stratejik Olarak Değerlendirilmesi ve Usama Bin Ladinin Öldürülmesi
Büyük Ortadoğu Projesinin Son Eksik Taşı da Tamamlanıyor
 

http://www.hannovermesse.de/en/promo?xvn4x

http://maktekfuari.com








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi