“Nano” anlamı itibariyle küçük olanı tanımlar iken, atomdan daha küçük parçaların bilinen tüm kimyasal ve fiziksel proseslere tabi tutularak kontrol altına alınmak suretiyle biyolojik sistemlerden esinlenerek molekülsel makinalar ve malzemeler yapılabileceğini ispatlıyor.
Daha yalın bir ifade ile nanoteknoloji nanometre ölçütlerinde kullanılan teknik ile malzemenin küçülmesini esas alarak kuantum kuramı desteği vasıtasıyla nano yapılar tasarlayıp, sentezlemeyi aynı zamanda nano yapılara yeni atom ve moleküller ekleyerek onları yeni kullanım alanları açarak bambaşka işlevsel ürünleri insanlığın hizmetine sunuyor.
Böylece 1969 yılında ilk bilgisayarın yapılması ile başlayan enformasyon devrimi, nanoteknoloji ile birlikte dünyada her yıl milyar kere milyar bit bilgi üretimini daha küçük alanlarda depolanmaya başlıyor. Yüksek teknoloji sistemleri minyatürleştirilerek kendi kendini temizleyen boyalar, kirlenmeyen kumaşlar, kanserli hücrelerin vücuda zarar vermeden öldürülmesine, günlerce etkisini kaybetmeyen kremlere, tek bir virüsü bile algılayabilen sensörlerden, mikrop barındırmayan ev aletlerine, deprem etkisini azaltacak elastik kolonlara kadar birçok alanda ama özellikle tıp, kimya, tekstil, otomotiv, yüksek teknoloji, çevre ve moleküler elektrik-elektronik, sahalarında gerçekleşecek nano devrimi ile Dünyayı bildiğimiz Dünyanın dışında yeni bir yaşam biçimine doğru sürüklerken, toplumsal örgütlenme biçimleri, Şirketler, bürokrasi, çalışma hayatı, insan ilişkileri ve hatta aile gelişimi yeni teknolojinin öngördüğü çerçevede ve üretim modellerindeki değişime paralel olarak yeniden yapılanacaktır.
Ucuz, çevre dostu ve verimli enerji kaynaklarının ortaya çıkması, sağlıkta kullanılması ile dünyadaki amansız hastalıklar olarak bilinen kanser, aids ve diyabetin tedavisi, organ nakillerinin genetik alanlardaki yeni çalışmalar ile yeni organların büyütülebilmelerinin imkanlı hale getirilebilmesi, körlere yeniden görme, sağırlara duyma ve felçlilere yeniden yürüme şansının kapıları nanoteknolojinin yaratacağı mucizelerle bir bir gerçekleşebilecektir.
Bilim ve teknolojinin yeni küresel devrimi olan nanoteknoloji ve nano bilim çalışmaları için gelişmiş ülkeler şimdiden kesenin ağzını açmış durumdalar ABD, Japonya, AB, Güney Kore, İsrail ve Kanada gibi ülkelerden sadece 2006 yılında yaklaşık 6 milyar Doların üzerinde bir harcamayı kurdukları ulusal araştırma merkezleri, enstitüleri ve üniversiteler üzerinden yaptıkları gözlemlenmektedir. Diğer taraftan özel sektörün nanoteknoloji tabanlı ürün pazarına yaptıkları yatırımlar 2007 itibarıyla 15 milyar dolara ulaşmış durumdadır.
Buraya kadar anlattığımız yeni teknolojilerin, nanoinnovasyonların ve yaratıcı düşüncenin eseri olan bu müsbet gelişmelerin insanlığın dostu olacak yeni bir dünyanın habercisi olarak çok güzel ve umut verici olduğudur. Ancak bu gelişmelerin moralimizi bozan kısmı ise; acaba Türkiye de iş dünyası dahil özellikle siyasetin, bürokrasinin ve sivil toplumun dünyanın gelişmiş ülkelerinin yeni bir teknolojinin başı çektiği bir kürsel devrimin içinde yer alarak yeni bir çağın ve bu çağa uygun yeni bir yaşam modelinin içine entegre olmaya başladığı konusunda en ufak bir fikri var mı? Fikri var ise yeni dönemi dizayn edecek bilgisi var mı? Diyelim var.
Konuyla ilgili sermaye, yatırım, planlama, formasyon, yönetim ve organizasyon çalışması yapıldı mı yada en azından kamusal ve özel olan bu konuda işbirliği dahil nasıl bir proje birlikteliği yada üretim içinde olduklarının bilinmesi en azından bırakınız yetişkinlerin bugün ki Türkiye den umudu kesmelerine neden olan ruh halleri için yeni bir motivasyon kaynağı olmasını belki gelecek kuşaklara sabırlı olun mesajını vermek için bile bir anlam içermez mi?
Bugün itibariyle baktığımızda bilim, teknoloji ve üretim faaliyetleri yerine sürekli olarak iç siyasete, gerileme, kavgaya ve çatışmaya odaklanan ülkemizin televizyon ve gazetelerdeki görüntüleri ve bölgemizdeki gelişmeler sanki bir tarafta modern Dünyanın ve diğer tarafta Türkiye nin ve yakın coğrafyamızın gündeminin ters istikamate gittiği yönündedir. Umarız uluslararası entegrasyona, değişime, yeniliğe ve her türlü reforma ve devrime karşı olan tutucu (sağcısı, solcusu) ve çıkarcı çevreler bu yeni çağı ve bu yeni çağın sunacağı yaşam kalitesini tıpkı tarihte bir çok aydınlanma ve teknoloji devrimini es geçtiğimiz ve yakalayamadığımız gibi bu seferde nano çağı ve yeni çağın bilim ve yüksek teknolojiye dayalı düşünce sistematiği ve ilerleme felsefesini Türk halkına ıskalatmazlar...