Frankfurt Uluslararası Otomobil Fuarı (IAA), Avrupada kriz tartışmalarının tam gaz devam ettiği bir zamanda kapılarını ziyaretçilere açtı. Fuarın yapıldığı kent paradoksal şekilde konjüktürel gelişmelere en uygun kent. Frankfurtta bir yanda küresel finans kuruluşlarının dev kuleleri, Avrupa Merkez Bankası dahil önemli bankalar, diğer yanda da otomobil fuarının gerçekleştiği fuar alanı. Frankfurt; finans ve reel sektörün en önemli branşı olan otomobil endüstrisinin kısa süreliğine de olsa buluştuğu bir mekan.
IAA fuarının bu sene ki, ana teması elektrikli araçlar. Fuarda bu anlamda seride denenmiş olanı da, hali hazırda Consept seviyesinde olan elektrikli araçlar da görücüye çıkmış. Tüm otomobil üreticilerinin katıldığı fuarda ilk izlenim, Alman otomobil üreticilerinin hegomanyası. Zannedersiniz ki, fuarda sadece Alman üreticilerinin yeni modelleri tanıtılıyor. Bu nedenle sırası ile belirtmek gerekirse fuarın gözde firmaları BMW, Mercedes, Audi ve Volkswagen idi. Burada fuarda sergilenen yeni modeller ve bunların pazar şansı üzerine değinmek istemiyorum, zaten bu benim konum da değil.
Fuarda izlediklerim ve gördüklerimden yola çıkarak sektöre ilişkin bazı tespit ve değerlendirmeler yapmak istiyorum;
Alman otomobil üreticilerinin elektrikli araç konusunda/modellerde henüz liderlik durumu yok,
Almanlara göre, elektrikli araca geçiş süreci tahmin edilenden daha uzun süreyi kapsayacak, dolayısıyla mevcut motor-aktarma organlarında ve her alanda optimizasyon çalışmalarına verilen ağırlık belirgin,
Hibrid araçlarda diğer üreticiler Almanlara nazaran daha ileride. Japon firmalar küçük segmentte de hibridi yaygınlaştırırken, Almanların şuan daha fazla lüks segment araçlarda kullandıklarını görmekteyiz,
Lüks segment araçlarda Alman üretici ve markaların dünya liderliğini pekiştirecekleri görülmektedir,
Tıpkı ana sanayiler gibi Alman dev yan sanayi firmaları da mevcut ürünleri üzerinde iyileştirmeye daha fazla ağırlık vermişe benziyor. (tabii içlerinde elektrikli araca yönelik projeler yapan ve bundan olumlu/kullanılabilecek sonuçlar çıkaranlarda var)
Üreticilere göre 2012
Gerek IAA fuar öncesi gerekse de fuar esnasında herkesin merakla beklediği sorunun yanıtı, mevcut krizin otomobil sanayiyi nasıl etkileyeceği üzerine idi.
Üretici firmaların (ana ve yansanayi) üst düzey yöneticilerinin ortak kanısı, 2011 yılı sonuna kadar bir daralma beklenmiyor ve 2012 yılında büyüme temposunda bir yavaşlama olacağı ama bunun asla derin bir krize dönüşmeyeceği doğrultusundadır. Kanımca, 2008 krizinden farklı olarak şuan ana sorunun ülkelerin bütçe açıkları ve borçlanma yöntemlerinden kaynaklı olması vasfıyla hangi üreticinin, hangi coğrafyada hangi modelleri ürettiği ve hangi pazarlara çalışacak olması sektör açısından dikkat edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda Alman otomobil üreticilerinin durumuna bakacak olursak, ilk göze çarpan önümüzdeki dönem Alman üreticiler Almanya dışında daha fazla otomobil üretecekler. Bu ülkeler sırasıyla Çin, Rusya, Hindistan ve Amerika (ABD, Brezilya) olacaktır. Almanya ve Avrupanın en büyük otomobil üreticisi Volkswagenın 2018 yılı hedefleri biliniyor; dünyanın bir numaralı otomobil üreticisi olmak. Volkswagen 2012 yılında da büyümeyi hedefliyor. Gruba bağlı Audi firmasının performansının daha yüksek olacağı dile getiriliyor. Mercedes grubu da bilhassa lüks segmentte Audi ve BMWden daha fazla üreten, satan olmayı hedefliyor. BMW firması ise, 2008 krizinden sonra gerçekleştirdiği yeni yapılandırma ve güçlü rekabet yapısından dolayı 1 ve 3 serisinde daha başarılı olmayı hedefliyor.
Buna keza FordEurope firması da kendisi için önemli olan İngiltere ve Almanya pazarlarında büyümeyi hedef alırken önümüzdeki yılların yatırım yılları olacağının sinyalini veriyor. Opel firması ise bazı modellerin şuan iyi sattığı bu trendin devam edeceğini ayrıca hibrid ve elektrikli araç modelleri ile yeni bir ivme kazanacağını öngörmektedir.
Türk Yansanayici
Tüm bu gelişmeler Türk yan sanayi firmalarının bu pazarda payını artıralabileceğini işaret etmektedir. Otomotiv devleri ve dev yan sanayi firmalarının Türk yansanayi firmalarına ilgisinin arttığını görüyoruz. Buradaki önemli nokta, yan sanayi firmalarımızın Ar-Ge yetenekleridir. Araştıma ve ürün geliştirme faaliyetlerine ağırlık veren firmalarımız bu pazarda kendilerini orta vade dönem için pozisyonlandırabilirler.