SubconTurkey

HoÅŸgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   22 Mayıs 2012,

Haziran 2008 Sayısı

Yıl : 5 | Sayı : 50

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     ArÅŸiv
     İletiÅŸim

http://www.ankiros.com


http://maktekfuari.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış ÅŸekilde ulaÅŸmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 



























 

Dr.İlhami Fındıkçı
Davranış Bilimleri Uzmanı, ifindikci@degerdanismanlik.com.tr


Şehir ve İnsan Manzaraları


Bilindiği gibi toprağın işlenmesi ve tarımın yapılması ile küçük köylerden oluşan yerleşik hayat başladı. Yüzyıllar süren tarım toplumu ve toprak egemenliği, sanayi devrimi ile yerini sanayi ve makineye bıraktığında köyler de şehir olmaya başladı. Toprak üzerindeki yatay yerleşim alışkanlığı giderek dikey yerleşime bıraktı yerini. Bahçeli evler apartmanlara dönüştü hızla.

Günümüzde ise karşı karşıya kaldığımız hızlı bilgi artışı, değişme ve gelişme, bilgi toplumuna geçişin ayak sesleri olarak insan ve şehir hayatını daha bir derinden etkiledi. Giderek hızlanan iletişim ve ulaşım, şehir hayatını hızlandırırken kalabalığı yoğunlaştırmış ve insanları mantık olarak yakınlaştırmış ama duygu olarak uzaklaştırmıştır. Hızlanan hayatla birlikte mekanlar da boyut değiştirdi ve bilgi toplumunun ileri teknoloji ile donatılmış şehirleri, insanı ve onun değerlerini unutturdu adeta. Öyle ki aynı mekanları paylaşan insanlar, birbirlerinden habersiz. İnsanlar şehirlere, şehirler de insanlara benzemeye başladı.

İnsanların mantığı, duyguları ve bir sosyal yönü var, ÅŸehirlerin de öyle. Zekası (IQ)  geliÅŸmiÅŸ, matematik olarak yerleÅŸik, sayılar bakımından düzgün bir ÅŸehrin, duygusal zekası (EQ) az geliÅŸmiÅŸ ise, estetik sorunlu, boyutlar sıkıcı, kendi içine çekilmiÅŸ, duygularını yaÅŸayamayan bir insan görüntüsü hakim olur. Dolayısıyla akıl gözü tek başına yeterli deÄŸil, gönül gözü de gerekli ÅŸehir için. Böylece ÅŸehirleri ÅŸehir yapan, yapıların arasında dolaÅŸan ve görünmeyen duygulardır, tarihtir, estetiktir.

Nasıl ki bazı insanlar, bedenleri, jest ve mimikleri ile diğerlerine pozitif enerji verirler, şehirler de üst yapıları, alt yapıları, ayrıntıları ve mimari yapıları ile kucak açarlar ya da soğuk dururlar, kötü hissettirirler.

Bir insan duyar, düşünür, hisseder, dinler. Bir şehir de düşünür, dinler, hisseder aslında. Düşünün mesela İstanbulu, düşlemez mi, düşünmez mi, hissetmez mi sizi? Yeşilköy sahilinde düşünür, Çamlıca sırtlarındaki ağaçların yaprak seslerini hisseder, Sultanahmet Camiinin estetiği matematikle birleştiren eşsizliğine hayran kalır, yıkılmaz bilinen surların yanında Ulubatlı Hasan canlanır da yaşlar süzülmez mi gözlerinizden? Binlerce yıllık tarihin süzgecinden gelen esintileri hissedersiniz İstanbulda. Yeter ki isteyin. Nitekim şehirler de ruh taşır insanlar gibi. Dokunulmaz, görünmez ama her ayrıntısında hissedilir bu ruh. Tek boyutlu, tek renkli yapılar yığınını aşamamışsa şehirler, ruhsuz kalır. Ruhsuz kalan her canlı gibi her türlü kirlilik gelişir, huzur kayıp olur, servilerin sesi duyulmaz.

Yabancı ÅŸehirleri dolaÅŸtık, uzun süre kaldıklarımız da oldu. Belki biz anlayamadık ama yoÄŸun bir mantık, mimari ve matematiÄŸe karşın ruhunu yakalayamadık. İdeale yakın bir rahatlık ve sistematik saÄŸlanmış, metrolar dakika sektirmiyor ama bir ÅŸeyler eksikti. Metro durağını sormuÅŸtuk da birine, biraz ileride ama gördüğünüz halde neden soruyorsunuz? sorusuna çok sonradan cevap bulabilmiÅŸtik. KonuÅŸmak istiyorduk ÅŸehirden biri ile, iletiÅŸim kurmak istiyorduk ÅŸehirle ama ne mümkün, her ÅŸey duvarlarda, panolarda yazılıydı. Yapay ışıklarla süslenen ÅŸehirde gönüller karanlık,  mutsuz ve arayış içinde.

Şehir, bütün ayrıntılarıyla insanların duygularına, duygusallığına hitap etmeyi unutmamalıdır. Çünkü şehir de bir bütündür yine insan gibi. Üzerinde taşıdığı insanları yedirir, barındırır, korur. Bununla da kalmaz. Çünkü temel ihtiyaçlarının 4. sırasında sevgi yer alır. Evet, şehir barındırdıklarına sevgi sunmalı, aşıklar yetiştirmeli bağrında, iyi hisseden kişilere mekan olmalıdır. Daha iyiye ulaşmaları için insanları zorlamalı, yarışmalı onlarla şehir. Küskünlere kucak açmalı, ötekiler için biz mekanı olabilmeli. Misafirlerini el üstünde tutabilmeli çünkü yaşayanlar misafirleridir şehirlerin.

İnsanı diğerlerinden farklı kılan kişiliğidir. Şehirler de böyle. Hangi şehir bir diğerine benzer? İnsanı ayakta tutan kimliği, değerleri ve kişiliği gibi, şehirleri de ayakta tutan değerler vardır. Şehir, yüzyılların kişiliklerini, değerlerini, kültürünü, canlı ya da cansızlarını bağrında taşımanın zenginliği ile bir kimlik oluşturur. Ayasofyanın bahçesinde, Mevlananın Türbesinde, Bodrum Kalesinde, Cirit Yaylasında, Yahya Çavuşun düştüğü yerde, Anıtkabirde... Bu kimliği görürüz. Varoşlardaki bir gecekondunun salonunu süsleyen kanaviçenin ilmikleri de, Çırağan sarayını süsleyen motifler de aynı kimliğin ve çok sesliliğin armonisini yansıtırlar. Nitekim mekanlar, onları yaşayanları yansıtır ve mekanlar onları yaşayanlar kadar önemlidir. Dolayısıyla şehir; dengesiz, düzensiz, saldırgan, uyumsuz bir anti sosyal kişilik sergilememeli. Yaşatmayı, yaşamayı, yardımlaşmayı, uyumu körüklemeli.

Şehir, üstünde gördüklerimiz kadar altında hissettiklerimizle de bir bütündür. Çünkü Yahya Kemal Beyatlının dediği gibi Biz ölülerimizle birlikte yaşarız. Yaşayanlar kadar ölülerin de mekanıdır ve ölülerle yaşayanları buluşturur şehirler. Ümit bahçelerinin yeşerdiği kapıları çok olmalı, buradan medeniyetin doruklarına çıkarabilmeli. Yolları, hayalleri zorlayan bir sonsuzluk ufku sağlayabilmeli, bir esenlik, bir rahatlık, bütün sıkıntılara rağmen bir derinlik ve huzur sunabilmelidir. Ve nihayet şehirler buluşma yeridir insanlar için, varlığın hiçlik sınırlarında sonsuzluğa kanat çırpan kuşlar gibi.

Aslında bir iletişim kanalıdır şehirler, geçmişle geleceği buluşturur, konuşturur. Süleymaniye Camiinin avlusunda yer alan Mimar Sinanın türbesi, yeri ve konumu ile bir mesaj değil midir? Öz geleceği, öz geçmişinden habersiz olamaz şehirlerin. Şehir, gelişen medeniyetle birlikte şiddeti azaltmalı, ulaşım köprüleri kadar önemli olan diyalog köprüleri, her türlü anlaşmazlığı çözmeli, değilse ortak değerler bireyselleşir, sosyal çözülme kaçınılmaz olur. Saldırganlık içgüdüsü harekete geçer ve insanlar gelişmiş bir teknoloji içinde köylerini özlemeye başlarlar. Ya köylerine geri dönerler ya da şehirlerini köye çevirirler.

Yüzyılların tabii ve tarihi güzelliklerini gölgelemeye hiç ama hiç birimizin hakkı yok. İster yaÅŸayanlar, ister yönetenler fark etmez. Åžehir kimliÄŸini, gündelik kazanımlara heba edersek, ÅŸehir buna dayanamaz, bir gün hesap sorar, belki de taşıyamaz artık yükümüzü, keser iletiÅŸimini ve duymaz olur bizi.  Nitekim yolu aÅŸk durağından geçmemiÅŸ, sevgi denizinden nasibini almamış kiÅŸilerin yönettiÄŸi ÅŸehirler de sevgisiz, kiÅŸiliksiz, kimliksiz kalmış tarih boyunca.

 

  İlgili Haberler

 

Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Geçmişle Hesaplaşmak… Salçalı Ekmek

  İlgili Yazılar

 

Yöneticilerin Duyguları
Yüzyılın En Büyük Ekonomi Savaşı: Çin ve Amerika
Åžirketler Ritim Tutuyor
2011 Yılında Takım Tezgahı Sektörü
Enerji ve Sürdürülebilirlik
 

http://www.commercial-vehicles-turkey.com/?referer=Subcon

http://www.cnrsubconist.com/content/tr_index.asp








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Åžti.

  BahçeÅŸehir 2.Kısım Mah.(BoÄŸazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEÅžEHİR-BAÅžAKÅžEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi