Tüm dünya krizden çıktık, toparlanma başladı ve 2008 kriz öncesi rakamlara dönüyoruz derken yeni bir krizin ayak seslerini duymaya başladık. Dünya ekonomisini belirleyen coğrafyalarda 2012-2015 büyüme, istihdam öngörüleri revize edildi.
Mevcut kriz üzerine yapılan görüşmeler, önlemler göstermektedir ki, bu kriz 2008 krizinin bir nevi devamıdır. 2008 krizini hafife alanlar ve krize karşı gerçekten önlemler geliştiremeyen ülkeler bugün daha zorlu görevler ile karşı karşıyadır.
2008 krizinin tetikleyicisi faktörlere baktığımızda dünyanın önemli coğrafyalarının halen bu durumdan çok uzak olmadığını görmekteyiz. Belleklerimizi tazeleyecek olacak isek;
Reel ekonomi ile finans finans piyasalarının büyüme oranı arasında dengesizlik kontrol edilemez bir hale gelmişti ve bu yer yer hala devam etmektedir.
2008 krizinin zoraki dayattığı tedbirler birçok hükümet tarafından ciddiye alınmamış ya da uygulamaya konulamamiştır. Hatta kısa sürede krizden çıkma emareleri yanlış okunmuş ve yapısal değişikliklere gidilememiştir.
2008 krizin baş mimarı ABD ekonomisi krizi Çine havale ve de fatura etmiş ve Çinde bunu mecburen ödemişti. ABD ekonomisinin küresel belirleyiciliği -hastalıklı haline rağmen-devam etmektedir. Dolar küresel anlamda belirleyiciliğini korumakta, petrol ve altın hala Dolar bazında hesaplanmaktadır. Dünyanın en önemli ve değerli şirketleri hala ABD menşe-ilidir. Ama ABD hala düzlüğe çıkamamıştır.
Avro Bölgesi
Avrupa ekonomisi uzun zamandır ekonomik entegrasyonda sorun yaşamakta idi. Buna 2008 krizinin maliyeti de eklenince sorunlar daha bir görünür hale geldi. Başlangıçta sorun Avrupa Birliği çevre ülkelerinden kaynaklı gibi görünse de aslında AB merkez ülkelerinde (bilhassa İtalya ve Fransada) sorunlar kendini hissettirmeye başlamıştı. İtalyanın büyüme, sanayi endeksi epey bir zamandır sinyal veriyordu. Keza Fransanın da dış borçlanma yöntemi ve oransal dağılımı tehdit içermeye başlamıştı. Her iki ülke acil önlemleri almaya başladı ama etkisini 2-3 yıl sonra göreceğiz. Burada önemli olan Almanya-Fransa ikilisinin ne ve nasıl yapacağı üzerinedir. Kilit ülke Almanyadır ve bizim açımızdan çok önemli bir ülke konumundadır. Bu konuya aşağıda değineceğim.
Otomotiv Sektörü
Bu genel yaklaşımın, tespitlerin dışına çıkarak küresel boyutta otomotiv sektöründeki gelişmelere bakacak olursak ilk olarak BRIC ülkelerinde büyümenin devam ettiğini göreceğiz. ABD piyasasının göreceli olarak tekrar geri dönmesi ile bu piyasadaki canlanma umut verici. Ayrıca küresel üreticiler bu pazar için (ABD ve Mercosur ülkeler dahil) büyük yatırımlara girdiler. Bu pazar binek ve ticari araçta önemini koruyacak. ABD piyasasında sadece GM firmasındaki müthiş büyümede bunu göstermektedir.
Sektörde en büyük büyüme oranı Çinde izleniyor. Otomotiv sektöründe bir daralma yok aksine büyüme var. Büyüme devam edecek. Çin otomotiv sanayi küresel rekabette göreceli üstünlüğünü devam ettiriyor. Ama hammadde fiyatlarının artması, personel ücretlerinin biraz daha yukarıya çekilmesi, kalifiyenin ve sosyal yaşam standartlarının artırılması ile bu ülkede orta vadede normalleşme bekleyebiliriz. Bu da rekabet coğrafyasında yeni durum/pozisyon almayı gerektirecektir.
Bizim için önem taşıyan Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere (son ülke Avro bölgesinde değil!) piyasasına baktığımızda otomotivde toplamda az bir daralma var. Bu trend devam edecek. Buna karşılık veya buna paralel Doğu-Avrupa ve Rusyadaki gelişmeler toparlayıcı olabilir.
Almanyaya daha yakından bakacak olursak, genelde durum iyi. Sanayi imalatı geçen yılların Ağustos aylarına nazaran bu yıl daha düşük. Ama bu beklenen bir gelişme idi. Çünki, geçen yıl 2008 krizinden dolayı ertelenen yatırımlar bir çırpıda yapılmış ve kapasite zorlanmıştı. šimdi normalleşme yaşanıyor. Almanyanın otomotiv devlerinin (Volkswagen, BMW ve Daimler) 2011 yılı ikinci çeyreğinde toplam 8,6 milyar Avro operasyonel kar (EBIT) elde ettiler. 2008 krizinden sonra dış üretim rakamları iç üretimlerini geçti. Bu yeni bir olay. Bu trend devam ediyor ve edecek. Alman otomotiv devlerinin en fazla büyüdüğü ülke ise Çin. Bunun dışında ABD, Hindistanda ve Rusyada büyük yatırımlar gerçekleştirdiler. Almanya içi üretim ve satış rakamları geçen seneye göre düşük ama bu arada Almanyanın ithalatı arttı.
Türkiye İçin Anlamı
Çok bilinen bir saptama ile başlayalım. AB piyasası Türkiye için önemli ama Türkiyenin bu piyasadaki mevcut oranı çok düşük. Yani piyasa gerilese dahi Türkiyenin bu pazarda şansı hala yüksek ve pazar oranını artırabilir.
İhracatı artırmak için klasik pazarlarda dönemin ruhuna ve üretim mimarisine uygun yeni metotlar ile AB piyasasındaki oran artırılabilir. İhracat pazarlarının çeşitlenmesi anlamında Rusya ve İran Türkiye için önemli.
Sonuç itibari ile mevcutta yaşananlardan dolayı bir bütün olarak Türkiye ihracatının pek fazla etkileneceğini sanmıyorum. İhracatçı firmalarımıza tavsiyem, finans yapılarına ve kapasite yönetimine dikkat etmeleridir. Ayrıca Ar-Ge faaliyetleri eskisinden daha fazla öneme sahiptir.