SubconTurkey

HoÅŸgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   22 Mayıs 2012,

Mart 2008 Sayısı

Yıl : 5 | Sayı : 47

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     ArÅŸiv
     İletiÅŸim

http://www.ankiros.com


http://maktekfuari.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış ÅŸekilde ulaÅŸmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 



























 

Uğur Özgöker
Kadir Has Üniversitesi, uozgoker@khas.edu.tr


Büyük Ortadoğu Projesinin Son Eksik Taşı da Tamamlanıyor


Soğuk savaş sona erdikten bir kaç sene sonra yeni bir düşman yaratmak zorunda kalan ABD derin devleti, komünizm ve Sovyetler Birliği yerine İslami kökten dincilik (fundamentalizm) kavramıyla tanımlanan siyasi ideolojiyi ve Arap - Acem gibi bazı Müslüman halkları yeni düşman olarak tespit etmiştir.

Rusya ve komünizmin Batı Avrupada ilerlemesini durdurmak amacıyla kurulmuÅŸ olan, tarih boyunca gelmiÅŸ geçmiÅŸ en baÅŸarılı ASKERİ İttifak ve aynı zamanda uluslararası örgüt olan ABD patronajındaki Kuzey Atlantik AntlaÅŸması TeÅŸkilatına da (NATO)  suni olarak bir düşman yaratılarak mevcudiyet nedeninin devam etmesi saÄŸlanmıştır. NATOun Yeni Stratejik Konsept ve hedefleri kapsamında önce genelde Kuzey Atlantik özelde ise Avrupa ile sınırlı olan faaliyet ve müdahele alanı  Alan Dışı faaliyet yapabilme kararı alınarak Kuzey Afrikadan baÅŸlayarak bütün OrtadoÄŸu ve Orta Asyayı da kapsayacak ÅŸekilde eski dünyayı oluÅŸturan Afrika ve Asyaya kadar geniÅŸletilerek bu bölgelere  Askeri ve Siyasi Müdahale Etme hakkı kazanılmıştır.  Sonra, güvenlik  tehditi algılamasını deÄŸiÅŸtirmek için, zaten dünya üzerinde pratik olarak uygulamadan kalkmış olan komünizm yerine; terörizm, mikro-milliyetçilik ve İslami  kökten dincilik (fundamentalizm) gibi yeni tehdit  kaynakları icat edilmiÅŸtir. İşte; dizginleri ABDnin elinde bulunan ve uluslararası örgütler teorisi anlamında tarih boyunca gelmiÅŸ-geçmiÅŸ tartışmasız en baÅŸarılı askeri örgüt olan NATOya böyle yeni faaliyet alanı (müdahale alanı),  yeni düşmanlar ve yeni tehditler yaratılmış böylece  dönüşüm saÄŸlandıktan sonra hedef seçilen alanda Derin Washington ( NSA-Pentagon-CIA-CFR-beynelmilel Musevi kökenli sermaye grupları ) ikinci safhaya geçmek üzere felsefi ve teorik olarak altyapıyı inÅŸa etmeye baÅŸlamıştır.  Bu yeni kuramın (teori) adı önce BOP (Büyük OrtadoÄŸu Projesi) olarak belirlenmiÅŸ daha sonra kapsadığı coÄŸrafi alan daha da geniÅŸletilerek GeniÅŸletilmiÅŸ OrtadoÄŸu ve Kuzey Afrika Projesine dönüştürülmüştür. Kuzeyde;  Türkiyedeki  Çanakkale ve İstanbul BoÄŸazları, Karadeniz kıyısı boyunca Kafkas DaÄŸları, Hazar Denizi ve Baykal Gölüne kadar uzanan bölge; Güneyde; Sahra Altı Afrika ve SüveyÅŸ Kanalı, Umman Körfezi, Basra Körfezi ve Hint Okyanusuna kadar olan bölge,  Batıda; Fasın  Atlantik kıyısı, DoÄŸuda; ise Çin  sınırına kadar olan bölge Kuzey Afrika ve GeniÅŸletilmiÅŸ Orta DoÄŸu Bölgesi olarak tanımlanmıştır.

Bu coÄŸrafyanın çekirdeÄŸi tarihte Mezopotamya diye adlandırılan Türkiyenin GüneydoÄŸu sınırından baÅŸlayarak bütün OrtadoÄŸuyu kapsayarak Umman  Körfezine kadar uzanan: batıda  Suriye,  Lübnan ve İsrailin Akdeniz sahilleri ile SüveyÅŸ Kanalı; doÄŸuda Basra Körfezi ile sınırlanan Arabistan yarımadasıdır. Bu bölge bütün semavi dinlerin (Yahudilik,  Hıristiyanlık,  İslamiyet) merkezi olan, bütün peygamberlerin yeryüzüne indiÄŸi ve bütün kutsal kitapların vahiy yoluyla insanlara bildirildiÄŸi ( Hz. Davut- Zebur,  Hz. Musa- Tevrat ya da Eski Ahit, Hz. İsa-İncil veya Kitab-ı Mukaddes ya da Yeni Ahit, Hz. Muhammed-Kuranı Kerim ) kutsal bir bölgedir. Bu bölge içerisinde ise Kudüsün önemi ayrıdır.  Çünkü Kudüs 3 semavi dinin de kutsal ÅŸehiridir.  Hz. Davut, Hz. Musa burada yaÅŸamış, Hz. İsa burada çarmıha gerilmiÅŸ, Hz. Muhammet buradan göğe yükselmiÅŸtir. Yahudiler için Süleyman Tapınağı ve aÄŸlama duvarı, Hıristiyanlar için kutsal doÄŸum Kilisesi, Müslümanlar için Mescid-i Aksa buradadır. Yahudiler ve Hristiyanlar için çok önemli kabul edilmekle birlikte  Müslümanlar için unutturulmaya ya da yok sayılmaya çalışılsa da İlk  Kabe olarak hala çok kutsal bir vazife görmektedir.

Bugün Batı denen medeniyet kendini Judea - Christian yani Yahudi - Hristiyan  kökenli bir medeniyet (uygarlık) olarak tanımlamakta ve sözde bu ileri medeniyet (!!!), doÄŸu  medeniyetlerini simgeleyen ve daha çok pejoratif anlamda kullandığı İslamiyeti düşmanı olarak göstermektedir.  Halbuki üç medeniyetin de beÅŸiÄŸinin aynı yer ve aynı kaynak olduÄŸu göz ardı edilmektedir.

Bu felsefi ve dini dışsallaÅŸtırmanın ve ötekileÅŸtirmenin esas nedeni sözde Batı Medeniyeti diye tanımlanan ülkelerin geliÅŸmiÅŸ kapitalist ülkeler olması ve Dünya üzerinde kapitalizmin ihtiyacı olan en önemli hammadde ve enerji kaynakları olan petrol ve doÄŸal gaz rezervlerinin   %75inin bu bölgede bulunmasıdır. Bu bölgede bulunan ülkeler ise İsrail hariç hepsi Müslüman ülkelerdir. Müslüman OrtadoÄŸu ülkelerinin NATOnun Yeni Stratejik Konsepti kapsamında zımmen düşman olarak tanımlanması ve hedef gösterilmesi ile felsefi ve teorik altyapısı tamamlanan projenin ( BOP) tatbikata konulması safhasına geçilmiÅŸtir. Kuramın uygulamaya sokulması yani bölgeye askeri müdahele ve iÅŸgal için kamuoyu desteÄŸi ve meÅŸruiyet saÄŸlanması için suni olarak haklı ( !!! ) argümanlar yaratılmıştır.   Bölge ülkelerinin Uluslararası Terörizm e destek saÄŸladığı, nükleer-biyolojik ve kimyasal kitle imha silahlarına sahip olduÄŸu ve otoriter ve totaliter rejimlerle idare edildikleri, bölge halklarının Demokratik taleplerini zorla bastırdıkları, siyasal katılma oranının düşük, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlı, sivil toplum yapılanmasının yasak veya etkisiz olduÄŸu savlarıyla yani kısaca bölgeye Demokrasi getirme bahanesiyle ABD güdümlü NATO nun olası bir askeri müdahelesi ve bölge ülkelerinin batılı ülkeler tarafından iÅŸgaline meÅŸru zemin saÄŸlanmıştır. Tabii batılı müttefiklerimize Demokrasi prensipleri uygulanmayan ancak petrol ve doÄŸalgaz rezervlerine de sahip olmayan; Afrika, GüneydoÄŸu Asya ve Latin Amerika gibi bölgelerde bulunan otoriter ve totaliter rejimlere karşı niye aynı hassasiyeti göstermediklerini sorma hakkımızı kullanmalıyız. Acaba bu ülkeler Hıristiyan veya Budist-Taoist gibi baÅŸka dini inançlara sahip oldukları için onlara Demokrasi gerekmemekte midir? Ya da baÅŸta petrol olmak üzere bütün yer altı kaynaklarını Batının beynelmilel petrol ve finans ÅŸirketlerinin emrine sunan Kuveyt-Katar-BAE ve Suudi Arabistan gibi totaliter Müslüman Krallık ve Emirliklerin halkları için de Demokrasi lazım deÄŸilmidir?  Sadece petrolünü ABD Doları dışında Euro-Yen-Yuan gibi para birimleri ile satmak isteyen, hammadde kaynaklarının mülkiyetini veya iÅŸletme hakkını batılı ÅŸirketlere devretmek istemeyen Müslüman OrtadoÄŸu ülkeleri için mi Demokrasi gereklidir? Cevabını vermekten aciz olduÄŸumuz bu soruları bir kenara bırakarak BOPun aÅŸama aÅŸama yürürlüğe konulması projesini analiz etmeye devam edelim.

Aslında, kitle imha silahlarının varlığı, uluslararası terörizme lojistik ve mali destek saÄŸlama ve Demokrasinin olmaması gibi argümanlar madalyonun bize görünen yüzünden ibarettir. Madalyonun  arka yüzünde saklanan gerçek; Musevi-Evanjelist kaynaklı uluslararası sermayenin geleceÄŸinin büyük oranda bu  Dünya rezervlerinin  %75ini oluÅŸturan enerji hammaddelerine bağımlılığı ve bu kaynakların kontrolünün Demokrasi Yoksunu (!!!)  ülkelerin ellerine bırakılamayacağıdır.

BOP projesinin gerçekleÅŸtirilmesinin ikinci aÅŸaması olan felsefi ve teorik altyapısının oluÅŸturulmasından sonra, üçüncü aÅŸama olarak uygulama safhasına geçilmiÅŸtir. İlk olarak 2001 Åžubat ayında Türkiyede ekonomik kriz yaratılmıştır. Türkiyeden bir gecede 30 milyar dolar çıkartılmıştır ve 1 ay içinde Türk halkı %25 fakirleÅŸtirilmiÅŸtir. Deutchbank, HSBC ve City Bank gibi Musevi-Evanjelist sermayenin Türkiyede ki temsilcisi olan finans devleri bir yandan Türkiyeden döviz çıkartma operasyonunu realize ederken  TCMBnin karşı önlemi olan büyük oranlı devaluasyonu da içeriden haber alarak ellerindeki Türk Parasını develüasyondan önce dolara çevirerek saatler içerisinde Türk Milletinin sırtından on milyarlarca dolar haksız kazanç elde etmiÅŸlerdir. Görünürde CumhurbaÅŸkanının BaÅŸbakana Anayasa fırlatmasıyla baÅŸlayan siyasal kriz derhal Cumhuriyet tarihinin en büyük mali krizine dönüşmüştür. Özellikle imalat sektöründe ve finansal kurumlarda istihdam edilen personelin %25inden fazlası iÅŸlerini kaybetmiÅŸlerdir. Ekonomi  çökertilmiÅŸ, bankalar iflas etmiÅŸ, gecelik faizler %1500e fırlamış, binlerce iÅŸyeri iflas ederek kepenk kapatmış, on binlerce kiÅŸi iÅŸsiz kalmıştır.  Çaresiz kalan bilgisiz, beceriksiz, vizyonsuz Ecevit – Bahçeli ikilisi ile  tamamen yolsuzluk ve ÅŸahsi menfaat  üzerine politikasını oluÅŸturan Yılmazın koalisyon ortaklığı  yaptığı hükümet  tıpkı rahmetli Ecevitin birönceki BaÅŸbakanlığı döneminde 2. Petrol Krizi sonucu 4 katına çıkan petrol fiyatlarının  döviz rezervlerimizi tüketmesi üzerine 1979da IMF e baÅŸvurduÄŸu gibi  ABD, IMF ve Dünya Bankasından ( DB ) acil yardım talebinde bulunmuÅŸtur. Bunun üzerine  ABD güdümündeki IMF ve DB Türkiyeye 15 milyar dolar kredi saÄŸlamış, ancak  ekonomide köklü yapısal deÄŸiÅŸiklikleri içeren yeni bir ekonomik planın yapılmasını zorunlu tutmuÅŸ, bu yeni ekonomik planın uygulanması ve denetiminden  sorumlu olarak  BaÅŸbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak  kendi memurları olan Kemal DerviÅŸi Washingtondan Ankaraya yollamıştır.  Türk ekonomisin tamamen ABD  ekonomisine bağımlı olacağı sözde ekonomik reformları yapmak koÅŸuluyla Türkiyeye içi boÅŸ tedbir paketleri ve yüksek faizli krediler saÄŸlamışlardır.  Bütün bunlardan daha önemli olarak, Dr. Devlet Bahçelinin önemini ve varlık nedenini bile anlayamadığı Rekabet Kurumunun dışında, Enerji Piyasası Denetleme ve Düzenleme Kurulu (EPDK), Telekomünikasyon Kurumu,  Bankacılık  Denetleme ve Düzenleme  Kurulu (BDDK), Åžeker Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) gibi bağımsız düzenleyici otoritelerin yönetimi  Kemal DerviÅŸ eliyle görünüşte IMF  ve Dünya Bankasına esasta ABD derin devletinin eline geçmiÅŸtir. Bu operasyondan sadece 4 ay sonra Ilımlı İslam i rejimi temsil eden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)  derin Washington tarafından kurulmuÅŸ gelecekte BOP kapsamında bütün OrtadoÄŸu ülkelerine Demokrasinin İslami Versiyonu olarak empoze edilecek olan ılımlı islam modeli ABDye güdümlü rejimler birer birer BOP bölgesindeki Müslüman ülkelerde iÅŸbaşına getirilmeye baÅŸlanmıştır. Süreci hızlandırmak için yeni tehdit olarak  tespit edilen İslami terörizmin batı ülkelerinin kamuoylarına  çok büyük tehlike olduÄŸunu göstermek için İngilizcede  kısaca nine /eleven ,  ( 9/11 ) diye adlandırılan 11 Eylül 2001de ABD Kapitalizminin kabesi olan ikiz kuleler olarak adlandırılan Dünya Ticaret Merkezi (DTM) , ABD Savunma Bakanlığı binası Pentagon ve ABD BaÅŸbakanlık Saraylarına sözde Arap teröristler tarafından kaçırılmış  olan uçaklarla saldırıda bulunulmuÅŸtur. Normalde on bin kiÅŸin çalıştığı ve binbeÅŸ yüz kadar Musevinin  bulunduÄŸu DTM o gün hiçbir Musevinin gelmemiÅŸ olması büyük bir tesadüftür ( !!! ). İkiz kuleler tamamen çökmüş olmasına raÄŸmen sadece 3000 kiÅŸi ölmüştür. Binlerce asker ve sivilin çalıştığı Pentagonun (geometride beÅŸgen anlamına gelmektedir. )  en az insanın bulunduÄŸu ve çalıştığı yalnız bir geometrik kanadı yıkılmış ancak birkaç kiÅŸi yaralanmıştır.  ABD BaÅŸkanlık Sarayını sözde vuracak olan uçak ise havada yolcuları ile birlikte ABD hava kuvvetleri tarafından vurularak yok edilmiÅŸtir. Zaten aynı tarihte tesadüfen ( !!! ) BaÅŸkan ve BaÅŸkan Yardımcısı da Beyaz Sarayda deÄŸil, ABDdeki farklı eyaletlerde ayrı ayrı tatilde bulunuyorlardı ( !!! ).

Bütün bunlardan bir İslami Terörizm teriminin yaratılmak istendiÄŸini ve hatta ötesine de gidilerek bunu tüm Müslümanlara mal etmeye çalışan bir zihniyetin varlığını anlamamak hiçte güç olmayacaktır. 9/11 olayları bütün dünyaya İslami terörizmin ve Arapların ne kadar kötü ve yok edilmesi  gerekli bir unsur olduÄŸunu göstermektedir.  Bunun üzerine harekete geçilmiÅŸ, ABD tarafından Ruslara karşı eÄŸitilen ve silahlandırılan Taliban (talebeler)in iktidarda bulunduÄŸu Afganistan 6 Ekim 2001de ABD silahlı kuvvetleri tarafından iÅŸgal edilmiÅŸtir. Böylece BOPun DoÄŸu sınırı denetim ve kontrol altına alınmıştır. Arkasından 19 Mart 2003de sözde kimyasal ve nükleer  gibi kitle imha silahlarına sahip olduÄŸu ve bu silahları İslami teröristlere vererek Batılı devletlere saldıracağı iddiası ile (fakat sonraları yanıldıklarını resmi olarak kabul etmiÅŸlerdir) Irak iÅŸgal edilmiÅŸ, hiç bir nükleer ve kimyasal silah bulunamamasına raÄŸmen Devlet BaÅŸkanı Saddam idam edilmiÅŸ, Devlet  BaÅŸkanlığına ABD güdümlü  bir Kürt olan Talabani getirilmiÅŸ,  Kuzey Irakta özerk bir Kürdistan yaratılarak ülke bölünmüş ve dünyanın ikinci zengin petrol rezervleri ABDnin hegemonyası  altına girmiÅŸtir. Bu arada bütün İslam ülkelerine ihraç ve empoze edilecek model olarak icat edilen ABD dizaynlı ılımlı İslam rejiminin Washigton tarafından ilk prototipinin Türkiyede uygulanmasına karar verilmiÅŸtir. Koalisyon ortağı Bahçeli bir kez daha oyuna getirilerek Türkiye erken seçime götürülmüş ve planlanandan bir sene önce Kasım 2002de AKP tek başına iktidara oturtulmuÅŸtur. Türkiyenin mali ve ekonomik kurumlarından sonra siyasi yapısı da  tamamen Washingtonun yönetimi altına  girmiÅŸtir.

Türkiyede iki seçim dönemi boyunca denenen ve oldukça baÅŸarılı olması saÄŸlanan AKP iktidarı ve ılımlı İslam modeli yeterli kadar ısıtıldıktan sonra OrtadoÄŸu ülkelerine ihraç sürecine baÅŸlanmıştır. Öncelikle Dünyanın en zengin petrol ve doÄŸalgaz rezervlerine sahip Acemlerin ülkesi ve sözde azılı Amerikan düşmanı İran İslam Cumhuriyetine kısmi savaÅŸ açılmış, propaganda ve psikolojik savaÅŸ yöntemleri ile Batı kamuoyunda İrana karşı  hasmane duygular besleyen çok geniÅŸ bir koalisyon oluÅŸturulmuÅŸ.  İranın nükleer silahlanması ve uranyum zenginleÅŸtirilmesi bahane gösterilerek uluslararası atom  enerjisi kurumu ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler den İran aleyhine kararlar çıkartılmış ve yapılacak olası bir askeri müdahaleye uluslararası yasallık kazandırılmıştır. Ancak İsrail ve ABD tarafından yapılacak hava hareketi ile İranın toprak altına alıp çeÅŸitli bölgelere gizlediÄŸi nükleer silah kapasitesinin tamamen yok edilemeyeceÄŸi, Afganistan ve Irak gibi karadan bir iÅŸgal hareketi   baÅŸlatılmazsa İran rejiminin devrilemeyeceÄŸi ancak Pers İmparatorluÄŸunun mirasçısı olan ve 3000 yıllık devlet geleneÄŸine sahip İranın karadan iÅŸgalinin çok zor hatta imkansız olmasına kanaat getirilerek İran operasyonu daha sonraya bırakılmıştır.  Kasım 2010da ABD DışiÅŸleri Bakanlığının gizli belgeleri sözde çalınarak WikiLeaks adlı internet sitesinde yayınlanmaya baÅŸlanmış ve bütün OrtadoÄŸu ülkelerinin otoriter ve totaliter liderleri ve oligarÅŸik yönetim  kadroları  hakkında yayınlar baÅŸlamıştır.  Böylece OrtadoÄŸu halklarında kendi liderlerine ve yönetim kadrolarına karşı gösteriler ve ayaklanmalar baÅŸlamıştır.  Bu kapsamda Tunus ve Mısırda yönetim deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ, Bahreyn, Yemen, Suriye ve Libyada mevcut siyasal iktidarları devirmek üzere yerel halk ayaklanmaları, ÅŸiddet ve silah kullanma ve iÅŸgaller baÅŸlatılmıştır.

Böylece Barack Obamanın seçim sözü olarak verdiği 2012 yılından önce Irakı işgal eden bütün ABD askerlerini geri çekme vaadinin süresi yaklaşırken ABD, BOP coğrafyasındaki birçok rejimi devirip yerine kendisine ekonomik ve siyasi bakımdan tamamen bağlı yeni yönetimleri işbaşına getirmiş olacaktır.

Sonuç olarak eski Yunan kaynaklı bir yönetim modeli olan ve halkın halk için halk tarafından yönetilmesi olarak tanımlanan Demokrasi nin İslami versiyonu olan ( !!!!! ) ılımlı İslam bu coÄŸrafyaya yerleÅŸtirilerek yeni kurulacak siyasal iktidarlar genelde batıya özelde ABD ye tabi kılınacak ve dünya enerji kaynaklarının %75i de tamamen Amerikan – Musevi kökenli büyük sermaye gruplarının hizmetine ve kontrolüne geçecektir.   

 

  İlgili Haberler

 

Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Beyaz eÅŸya ana ve yan sanayi de FIRSATLAR
Geçmişle Hesaplaşmak… Salçalı Ekmek

  İlgili Yazılar

 

Yöneticilerin Duyguları
Yüzyılın En Büyük Ekonomi Savaşı: Çin ve Amerika
Åžirketler Ritim Tutuyor
2011 Yılında Takım Tezgahı Sektörü
Enerji ve Sürdürülebilirlik
 

http://www.commercial-vehicles-turkey.com/?referer=Subcon

http://www.cnrsubconist.com/content/tr_index.asp








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Åžti.

  BahçeÅŸehir 2.Kısım Mah.(BoÄŸazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEÅžEHİR-BAÅžAKÅžEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi