Uygulanan düşük kur yüksek faiz i ile ithalatın ucuzlatıldığı bu dönemde, ara malı ithalatının giderek artması, başta otomotiv olmak üzere tüm sanayi kollarında katma değer yaratılamamasına neden olmaktadır. Bu yakın gelecekte Türkiye’yi gelişmiş ülkelerin katma değer yaratmayan bir ihracat üssü haline getirecek ve KOBİ düzeyindeki birçok firmanın sektörden silinmesine neden olabilecektir.
Türkiye’nin katma değer yaratan bir üretim ve ihracat üssü haline getirilmesi için ,otomotiv başta olmak üzere tüm sanayi sektörleri için AB katılım sürecinde uygulanması zorunlu olan yatırım, teknoloji geliştirme, çevre, vergi vs. gibi önemli politikaların, diğer tüm sanayi sektörleri ve kamu politikaları ile uyum içinde oluşturulması gerekiyor. Bu konu, sektörler ve kamu kurumları arasında etkili bir koordinasyonun sağlanmasını zorunlu kılıyor.
Otomotiv sanayi, gerek üretim ve gerek pazar açısından AB ile tam entegrasyon içinde olup, teknoloji açısından da büyük ölçüde AB otomotiv sektörüne bağımlıdır. Bu özelliği ile AB uyum sürecinde uygulanacak politikalarda otomotiv sanayinin önemini arttırmaktadır. Geçmişte otomotiv sanayi için tamamlanmış olan teknik ve ticari mevzuat uyumunun sağladığı üstünlükler dikkate alınarak hem otomotivin diğer alanlarında hem de diğer sanayi sektörlerinde gerekli mevzuat uyumunun yapılması sağlanmalıdır.
Otomotiv sanayinde benimsenen “yüksek katma değer yaratan, sürdürülebilir ve gelişmeye açık bir rekabet gücü bulunan, başta gelişmiş pazarlara ihracatı hedefleyen, gelişmiş Ar-Ge yeteneği bulunan bir sanayi yapısını gerçekleştirmek” şeklindeki temel politika diğer tüm sanayi sektörlerinde ortak bir vizyon olarak alınmalı ve kamu otoritelerinin de bu paralelde bir “ sanayi politikası “ve “ rekabet politikası “ olmalıdır.
Uygulanacak rekabet politikasına paralel olarak otomotiv sanayi eriştiği üretimdeki yetkinliğini koruyarak geliştirirken, teknoloji geliştirme ve yeni tasarımı ile “daha yüksek katma değer yaratma” hedefine ulaşmalıdır.
Beklentiler, gelecekte ana ve yan sanayi arasındaki karşılıklı bağımlılığının araç konsept ve tasarım aşamasından başlamak zorunda olan bir işbirliği ile daha da artacağını gösteriyor. Ana sanayiler, parça üretimini, I.Kademe sağlayıcılara ve “Sistem veya Modül Üretimi” şekli ile devrediyor. Bu gelişim, ana sanayinin sadece üretimi değil tasarımı da I.Kademe sağlayıcılara bıraktığını gösteriyor.
Yeni araç projelerinin başında parça üreticilerinin küresel ortaklıklarla sisteme girmesi, Türk otomotiv yan sanayinin tasarım yetkinliklerinin aksam parça üreten işletmelerde gelişmesi gereğini ortaya çıkarıyor.
Türk otomotiv ana ve yan sanayi, küresel gelişmelerin dışında kalamayacağına göre, dış dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye’de ana ve yan sanayi arasındaki ilişkilerin araç konsept ve tasarım aşamasından başlayan bir işbirliği ile artırılması önem arz ediyor. Bu gelişmenin Türk otomotiv ana ve yan sanayinde de sağlanması halinde, yan sanayi firmalarına küresel pazarlarda yeni pazar olanaklarını gündeme getirecektir.
Zincirleme etkisi göz önünde bulundurularak otomotiv sektörünün sahip olduğu üstünlüklerinin geliştirilmesi ve daha yüksek katma değer yaratacak gelişmelerin de bir bütünlük içinde desteklenmesi gerekiyor. Otomotiv sektörünün AB uyumu çerçevesinde, gelişimini sağlayacak en önemli ihtiyacı vergi politikalarının yeni bir bakış açısı ile ele alınması ve vergi sisteminin üretimi ve istihdamı özendirici şekle getirilmesidir. Kamunun, verginin tabana yayılması, kayıt dışının asgari düzeye indirilmesi ve istihdam ile nihai ürün üzerindeki yüksek vergilerin azaltılması yönünde uygulayacağı politikalar, başta otomotiv olmak üzere tüm sanayi sektörlerinde rekabet politikasının oluşturulmasına hizmet edecek birinci öncelik olmalıdır.
Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 25 üyeli AB içinde en düşük düzeydedir. Bu nedenle satın alma gücü de düşük bulunmaktadır. Diğer taraftan, vergi yükünün yüksekliği burada satın alma gücünü tümü ile olumsuz etkilemektedir. Otomotiv sektöründe iç talebin hedeflenen düzeye ulaşamamasının en önemli nedeni de budur.
Devlet eğer bir rekabet politikası uygulayacaksa, öncelikle ÖTV mevzuatında görülen aksaklıklar gidermeli ve vergi hadlerini AB düzeyine indirilmelidir.
Türkiye’de uygulanan vergi sistemi, yeni otomobil alımını çok yüksek olan satış vergileri ile caydırmanın yanı sıra; araç yaşlandıkça azalan yıllık vergiler nedeni ile eski araçların kullanılmasını teşvik etmektedir. Motorlu Taşıtlar Vergisinin bir "servet vergisi" gibi uygulanması yerine, AB ülkelerinde olduğu gibi her araç için “yol kullanım ve çevreyi kirletme vergisi” olarak uygulanmalıdır.
Türkiye’de benzinde ve dizelde litre başına ödenen vergi miktarı, AB ortalamasına göre yaklaşık % 65 daha fazladır. Akaryakıt üzerindeki vergi yükü, AB ile uyumlaştırılmalıdır.
Otomotiv sanayinde bugün ulaşılan düzeyin geliştirilerek korunması ve öngörülen hedeflere ulaşılması yeni yatırımların yapılmasına bağlıdır. Yatırımları özendirme konusunda Türkiye’nin rekabet içinde olduğu ülkelerde (Doğu Avrupa Ülkeleri, Çin) başta vergi tatili olmak üzere, çeşitli vergi teşvikleri uygulanmaktadır:
Türkiye’deki otomotiv Ar-Ge çalışmalarına sağlanan teşvik, AB ile karşılaştırıldığında yeterli düzeyde değildir. Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya gibi rakip ülkelerle yapılan mukayesede de, Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya oranının daha düşük olduğu görülmektedir. Türkiye’deki Ar-Ge çalışmalarının AB ülkelerindeki seviyeye yaklaşabilmesi için, teşvikler etkin olarak arttırılmalıdır.
Türkiye’de sanayi kullanımı için geçerli olan enerji maliyetleri, AB ülkelerine göre daha yüksektir ve bu durum ülkenin rekabetçiliği açısından önemli bir dezavantaj teşkil etmektedir. Ülkeler arası yapılan bir mukayesede, Türkiye’nin enerji maliyetinde rakip ülkelerin (Doğu Avrupa, Rusya, Çin) hepsinden daha üst sırada yer aldığı görülmektedir. Enerji maliyetlerinin rakip ülkelerle mukayese edilebilir bir düzeye gelmesi için sanayi kuruluşlarına daha uygun maliyetle enerji sağlanmalıdır.