Türkiyenin Batılılaşma süreci 1839 Tanzimat Fermanı ile başlar, 1. Ve 2. Meşrutiyet ile devam eder ve Cumhuriyetle de geri dönülemez şekilde tek bir ana eksen üzerine oturur. 2. Dünya Savaşından sonra Türkiye Batının Ekonomik (Avrupa Ekonomik işbirliği Teşkilatı OEEC sonradan Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD), Siyasi (AVRUPA KONSEYi) ve Askeri (NATO) bütün örgütlenmelerinde yer alır. Bu durum 1973 son Arap-israil Savaşı akabindeki 1. Petrol Krizi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve akabinde ABD silah ambargosu ve Türkiyenin kaybolmuş-heba olmuş yılları olan 1973-1980 arasındaki istikrarsız iç politika, yüksek enflasyon, anarşi, sağ-sol çatışması vb gibi nedenlerle bir dönem sorgulanmış olsa da Komünizmin çöktüğü, Doğu Bloğunun yıkıldığı 1990 başına kadar devam etmiştir. Biz dış politikada Batı istikametini Avrupa Birliğini simgeleyen AB 1 olarak adlandırıyoruz.
ABD-ABden oluşan Batı Bloğu için Doğudan gelen büyük tehlike olan komünizm -o zamanki sahte adı SSCB olan Rus emperyalizmi- bertaraf olduktan sonra Batının Türkiyeye olan stratejik ve ekonomik ihtiyacı azalmıştı. AB Türkiyeye adetasoğuk savaş yıllarında çok iyi bir askerdin, bizim güvenliğimizi çok iyi korudun, sana teşekkür ederiz ancak savaş bitti seni terhis ediyoruz deyip Türkiyeyi ikinci plana atmıştı. Önceliği kendisiyle aynı dini, tarihi ve kültürel değerlere sahip Orta (Merkezi) ve Doğu Avrupa Ülkelerine vermişti.
Ayrıca, aynı dönem içerisinde Batı ittifakının en önemli oyuncusu olan ABD tarafından Dünya petrol kaynaklarının %65ine sahip Ortadoğuyu kontrol etmek ve hegemonyası altına alma girişimlerine sahne oldu. Bu amacına uygun olarak ABD ikinci bir israil olarak Irakın kuzeyinde bir Kürdistan kurdurmayı hedefledi. ABDnin bu maşa devletin siyasal sınırlarını Suriyenin doğusu, Türkiyenin güneydoğusu ve iranın batısından alınan topraklarla şekillendirme düşüncesi artık bilinen bir gerçek.
Batı ittifakının Türkiyenin menfaatlerine aykırı stratejiler geliştirmesi ve uygulaması Türkiyedeki askeri çevreleri, akademiyi ve bazı sivil toplum kuruluşlarını (dernekler, vakıflar, birlikler ve düşünce kuruluşları) dış politikada yeni bir eksen arayışına itmiştir. Bu gruba 60lı-70li yılların 3. Dünyacı yani batı ve doğu bloğu arasında tarafsızlık ya da bağlantısızlık türü politikaları destekleyen eski tüfek anti-kapitalistler de destek vermektedirler.
Bu çevreler AVRASYACILIK olarak adlandırılan yaklaşım – ki bunu da Avrasya Birliğini simgeleyen AB 2 olarak adlandırıyoruz- benimsemişlerdir. Buna göre Türkiyenin Batının güdümü ve hegemonyasından kurtulmasını ve coğrafi bakımdan doğusunda kalan Rusya ve iran gibi güçlü bölge ülkeleriyle stratejik ittifak kurmasını önermektedir. Bu sayede Türkiye bölgesel güç olabilecektir.
Ancak bölgesel güç olabilmesinin bedeli ise ABDnin Ortadoğu ve Orta-Asyada emperyalist dürtülerle hegemonya kurmasına engel olmaktır. Ayrıca, Türkiye bölgede ABD tarafından tetiklenen savaşları (Irak ve Afganistan da yaptığı gibi) önlemelidir veya en azından bunun için ABDye yarayacak stratejik ortamı sağlamamalıdır.
Son olarak; çoğunluğu imam-hatip kökenli kadrolardan oluşan ve tahsilleri nedeniyle Arapça–Farsça konuşan, Batılı değerlere uzak hatta düşman, Müslümanlığı ve kutsal kitabı Kuran-ı Kerimi toplumsal yaşamın rehberi ve anayasası addeden yani islamı siyasallaştıran, Batının siyasal ve toplumsal yapısının ana harcı olan laiklik ilkesine temelden karşı olan AKPnin Türkiye Cumhuriyetinin 2001 yılı başında Ecevit - Bahçeli - Yılmaz koalisyon hükümetinin bilgisizlikleri, başarısızlıkları, beceriksizlikleri nedeniyle büyük buhran veya ekonomik çöküş hatta felaket olarak adlandırılabilecek şekilde tarihindeki en büyük ekonomik krizi yaşadığı tarihten bir yıl sonra 2002 de tek başına iktidara gelmesi ile Türk Dış Politikasına (TDP) yeni bir istikamet verilmeye başlanmıştır.
Özellikle Uluslararası ilişkiler Akademisyeni ve Türk Dış Politikasına yeni bir vizyon veren Stratejik Derinlik adlı uluslararası ilişkiler alanında değerli bir kitabın yazarı olan Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU nun 2009 Mayıs ayında Dışişleri Bakanı olması ile Müslüman Arap ülkeleri ile yakın siyasi-ekonomik-kültürel-sosyal ve stratejik işbirliğine dayanan AB 3 olarak adlandırdığımız Arap Birliği yörüngesindeki TDP nın yeni ekseni dizayn edilmiştir.
2008 yılında Dünya Finansal Krizinin ABD ve Batı ülkelerinde ekonomik daralma ve gerilemelere neden olmuş, başta bankalar olmak üzere büyük çapta finansal kurumlar ve endüstriyel tesislerin iflas etmiş ve işsizlik oranı olağanüstü artarak Batı ve Avrupa Birliği ekonomik cazibe merkezi olma özelliğini yitirmiştir. Buna karşılık petrol fiyatlarının dünya tarihinde rekor denebilecek şekilde 1.40 dolar seviyesine ulaşması ve bu sayede petrol ihracatçısı Arap ülkelerinin elinde yüz milyarlarca Petro-dolar rezervi birikmesine bu muazzam paranın da 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra batılı ülkelerde sıkı denetime tabi tutulması ve gerektiğinde paranın sahibi Araplar tarafından bile kullanılamaması hatta ülke dışına dahi çıkışının yasaklanması sonucu Petro-dolarlar ABD ve Avrupalı ülkelerden kaçmaya başlamıştır.
AKP iktidarının Arapça lisanına vakıf, Arap-Müslüman kültürü ile yetişmiş imam-hatipli kadrolarının zengin Arap kral-şeyh ve emirlerine yakınlığı, ticaret ve belediyecilikten gelme pragmatik düşünme yetenekleri, sorunlara pratik çözüm getirme kabiliyetleri, iktisadi ve ticari konulara doğrudan, basit ve akılcı yaklaşımları, Makyavelist sosyolojik ve siyasi felsefeleri sonucu Dünyanın finansal krizle boğuştuğu ve likidite sıkıntısının had safhasına vardığı 2008-2010 döneminde Arapların ellerinde biriken ve gidecek yer arayan 700 milyar dolar ile dünyanın ekonomik ve siyasi ambargo uyguladığı İranın 200 milyar Petro-dolarlık rezervinin bir kısmının Türkiyeye AKPye yakın çevreler tarafından yeşil sermaye olarak girmesi ve bu paranın Türkiyeyi ekonomik bakımdan çok rahatlatmasına neden olmuştur.
DSP-MHP-ANAP hükümetinin inanılmaz siyasal ve ekonomik hataları sonucu bir gecede 30 milyar doların Türkiyeden kaçması ile başlayan süreçte Türkiyeyi derin bir ekonomik krize sokmalarının Türk halkı üzerindeki yaptığı tahribat ve kızgınlığa karşı AKP hükümetinin uluslararası konjonktürün de yardımıyla islam Petro-dolarlarını ülkeye çekmesi, Türk halkını ekonomik olarak geçici süreyle rahatlatmış ve hükümetin dış politikada eksen değiştirmesine sempatik bakmasına hatta destek vermesine neden olmuştur.
Son yapılan kamuoyu yoklamaları; Türk halkının geçmişte %90lara varan Avrupa Birliği (AB 1) üyeliğini destekleme oranının % 35lere düştüğünü buna karşılık hain-kalleş-arkadan vuran-pis Arap diye kötü sıfatlarla nitelenen ve uzun on yıllar boyu desteklenme oranı ihmal edilecek derecede %3lerde olan Arap Birliğine (AB 3) dahil olmamızı destekleyenlerin oranının da %50lere vardığını göstermektedir.