Türkiye eski dünyanın merkezinde, Asya, Avrupa ve Afrika nın kesiştiği Doğu Akdeniz in hemen kuzeyinde, 778 000 km2 yüzölçümü, 72 milyon nüfusu ile dünyanın büyük ülkelerinden biridir. Dünya devletleri arasında nüfus sıralamasında 16., yüzölçümü sıralamasında 36. sırada, Gayri safi milli hasıla (400 milyar $), yani toplam mal ve hizmet üretiminde ilk 20 ülke içindedir. (hatta 17. ülke olduk) Fert başına mili gelir sıralamasında ise 50. sırada, Dünya bilimine katkıda ve nüfus başına yayında yine 50. sırada, Basında çok yer verilen meşhur sosyal gelişmişlikte yerimiz 92. sıradadır.
Genel değişmeyen yerimiz ise kalkınmakta olan ülkeler (üst) grubudur.
İlk büyüklük göstergelerinde ilk 20 de olan yerimizin gelişmişlik göstergelerinde 50 ve hatta 90 lara düşüşün sebebi nedir? Hepimizin bu konuda düşünmek, iyileştirmek için çaba harcamak zorundayız.
Eksik olan nedir?
Bilime inancı mı? Bilimsel düşünce mi? Teknoloji de geri kalmışlığı mı? Yeraltı ve yerüstü zenginliğimizin yetersizliği mi? Topraklarımızın verimsizliği mi? Darlığı mı?Nüfusumuzun çok fazla olduğu mu? Nedir sürekli kalkınmakta olan ülke imajından kurtulamamanın, kalkınmış ülke olmamanın nedenleri? Yoksa basitçe tüm İslam ülkeleri geri kaldığı gibi, bizim halkımız da Müslüman olduğu için mi geri kalmışlıktan bir türlü kurtulamıyoruz?
Ülkemizin stratejik, yaşamsal hedefleri nelerdir? Nereye gelmek istiyoruz?
-2023 yani Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılına VİSYON 2023 sloganı ile girmeyi hedefliyoruz. Ancak hızımız çok yavaş ve bir şeyler eksik!
Sahi eksik olan nedir?
Ülkemizin hedefi bilim ve teknoloji üreten bir toplum mu olmak? yoksa teknolojinin ürünlerini kullanmak, tüketmek ve bu tüketimimizle geliştik diye avunmak mı?
Unutmayalım ki bilgi güçtür. Bilgili ve bilgiye dayalı üretimle, diğer bir deyişle bilgi ve teknoloji üretmekle sağlıklı kalkınır, arkadan giden değil, sürükleyen, kendini izleten toplum, ülke oluruz.
Ülkemiz çok zengin tarihe sahip. Tarihte tüm diğer çağdaş ülkelerle karşılaştırıldığında tarihin bir çok döneminde çağdaşlarından daha müreffeh, daha zengin ve gelişmiş olduğu devirler de az değildir. Gerçi dünya hiç bir zaman 19-21. yüzyıllar kadar hızlı gelişme ve büyüme göstermemiştir. Ancak her çağın kendine göre sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişlik göstergeleri olmuştur.
O zamanki göstergeler açısından soydaşlarımız ve aynı dini paylaştığımız ülkemizin eski sakinlerinin bu kriterler açısından hiç de bugünkü gibi geri kalmışlığı yoktur. Bir zamanlar Mısır, Çin, Mezopotamya, Yunan, Roma, Çin hindi uygarlıklarının üstlendiği dünya öncülüğü 1000-1600 yılları arasında Türklerin de içinde bulunduğu, hatta büyük bir süresine damgasını vurduğu İslam ülkeleri üstlenmişlerdir.
Bugün ileri batı toplumları olarak gördüğümüz Avrupalıların ataları haçlı seferlerinde geldikleri bu toprakların sakinlerinin gelişmişlik ve yaşam düzeylerine hayran kalmışlardır. Avrupa ülkelerinin batıdan Endülüsler, doğudan Osmanlılar tarafından sarılması ve sıkıştırması, belki de Avrupa nın uyanışını hazırlayan en önemli etkenler olmuştur.
Daha sonraki yıllar bu karşılaşmaların da etki ve uyarıcılığı ile Rönesans ve reformlar adıyla bildiğimiz sanat ve bilime sarılmışlar, bunu izleyen yıllarda da sanayi ve teknoloji devrimini yaparak öncülüğü almışlardır. Her alanda olduğu gibi bilimde de çağına göre daha üst yaşam düzeyine sahip Osmanlı Devleti bilimin öncülüğünü kaptırmıştır.
16. Özellikle 17 yüzyıldan itibaren batı toplumları işgal ettikleri Afrika ve Amerika ülkelerinin zenginliğini de ülkelerine taşıyarak bilimin öncülüğünde hızla kalkınırken, Osmanlı askeri gücü ile günü kurtarmaya çalışmış, bilimin öncülüğü yerine başka öncüler aramaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren Batı ile aramızdaki fark hep aleyhimize açılmıştır.
O halde geri kalmışlığımızın nedeni dinimiz ve ırkımız, yani milli geçmişimiz, vatanımız olamaz”
Bizce bilim ve teknoloji üretiminin yaşantımızda egemen olmayışı asıl sebeptir.
Gerçi Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk: “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir!” veciz sözü ile doğru yolu göstermiş, bilim ve fen in öncülüğünde cesur bazı adımlar da atmıştır.
Günlük yaşantımızda, eylemlerimizde bilimin yol göstericiliğine itibar etme-diğimiz, bilime yeterince inanamadığımız ve rehberliğine başvurmadığımız için kendiliğinden bize yol göstermemiştir. Büyük bilimsel ve teknolojik buluş yapan vatandaşımız olmamıştır..
Ürettiğinden Daha Çok Tüketen Ülke
İthalat ve ihracat kalemleri incelendiğinde bu yapının oldukça dengesiz, üretenden daha çok tüketen ülke durumumuz halen devam ediyor.
Üretimimiz bilgi ve teknolojiye dayanmıyor. Gelişimine katkımız olmayan her şeyi tüketmek istiyoruz. İthalat kalemlerine rakamlara girmeden kuşbakışı göz atarak hedeflerimizi belirlemeye çalışalım. İthal ettiklerimiz başlıca ithalat kalemleri incelendiğinde: Makine teçhizat, araçlar,kimyasallar, elektrikli aletler, yarı mamul ara mallar, tüketim malları ve gıda,özel araştırma aletleri. İhraç ettiğimizden hep daha çok ithal ediyor ve tüketiyoruz. Makas hep açılıyor.
İhracatımızda sanayi ürünlerinin payı son 30 yılda % 30 lardan %80-85 lere ulaşmıştır. Fakat bu kez, sanayi makineleri ve ara mal ithalatı artmış, dış ticaret dengesi Türkiye aleyhine daha da bozulmuştur. İhracatımızda en büyük paya sahip olan tekstil ve hazır giyim ürünlerinden sağlanan girdilerin yarısına yakını tekstil ve giyim makinelerinin ithalatında kullanılır hale gelmiştir.
İletişim sektöründe de büyük gelişme yine bu alandaki teknoloji üretiminden yoksun olduğu için, tüketim artışını kalkınmışlık göstergesi olarak algılar olduk. Radyo ve televizyon yayın merkezleri, beldelere kadar dağıldı. Ancak hiçbir stüdyo, yerli verici kullanmıyor, ithal ediyor. Kendilerini gelişmişlik göstergesi olarak algılayan yayıncılar sanatçı avına çıkıyor, sanatı yozlaştırıyor. Görgüsüz, ruhsuz, kendinden başkasını düşünmeyen, tüketici,“televoleci” bir toplum yaratmak için yarışıyor.
Bilimin yol göstericiliğine inanan, iyi eğitim görmüş insanlarımız az olduğundan ülkemizin tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi sağlıksız olmuş, bilgi ve araştırmaya dayalı teknoloji üretimi yerine, know-how, Lisans ve reçete satın alımı veya doğrudan eski teknolojideki fabrikaların satın alınarak sanayileşmeğe çalışılmıştır. Bu şekilde de olsa Cumhuriyetin ilk yıllarında Sümerbank bünyesinde kurulan bez ve tekstil, Şekerbank bünyesinde kurulan şeker fabrikaları, İş bankası öncülüğünde kurulan çimento, toprak sanayi ve cam üretiminde kalite yükselmiş, üretim artmıştır. Demir çelik fabrikalarının kurulması ve çoğalması ile ciddi sanayileşme başlamış, uçak üretimi bile gerçekleştirilmiştir.
Otomotiv sanayinde patlama derecesinde üretim artışı sağlanmıştır. Sanayi de yabancı ortaklıkla montaj şeklinde başlanan üretimde, yerli payı artarak sürmüş, zamanla otomotiv yan sanayisinin de gelişmesini sağlamıştır. Halen bu sektör teknoloji üretmeden, dışa bağımlı gelişse de büyük istihdam yaratmış, yararlı olmuştur.
Ülkemizde “Çay-, Tekel-, Şeker-, Şap, Hayvancılık-, Toprak Araştırma Enstitüleri gibi tarıma yönelik araştırma enstitülerinde yapılan araştırmalar kısa sürede sonuçlarını vermiştir.
Çay bilinmezken çay üretiminde ilk beşe girebildik. Ancak araştırmada süreklilik sağlayamadığımız için üretimdeki gelişmeyi çay işlemede gösteremediğimiz için sattığız kadar yabancı çay ülkemize girmeğe başladı.
Tütün ve diğer alanlarda da sürekli araştırma ve desteği olmayınca tütündeki gelişme sigarada sağlanamadı, yabancı sigara için cazip Pazar olduk. Marketlerimizi yabancı et ve tarım ürünleri doldurdu. Tarım ülkesi olarak görülen ve kabul edilen, nüfusunun %40 ı tarım ve hayvancılıkla uğraşan ülkemiz, nüfusunun sadece %1 i tarım ve hayvancılıkla uğraşan ülkelerden tarımsal ürün ve et ithal eder olduk. Zamanında ülkemize uygun tohum, tür sulama, gübreleme, yem türü sürekli bilimsel araştırma ile gelişebilse durum farklı olurdu.
Araştırma ve Eğitim Araçları
Ülkemizde araştırma bile bir tüketim aracı, burada da üretmeden tüketiyoruz. YÖK ün 1986-1994 yılları arası Dünya Bankası ve İngiltere den sağlanan kredilerle Meslek Yüksek Okulları ve Fen-Müh. Fakülteleri donanımı için ithal ettiği listeler mutlaka incelenmeli, üç ayaktan, amyantlı telden kuma, pH metreden spektrometreye 100 lerce kalem ithal listesi hepimizi düşündürmeli.
Eğitim, Sağlık,
Araştırma Aletleri Ülkemizde Üretilemez mi?
Pratik ağırlıklı Mesleki Eğitimi, işbaşında eğitimi geliştiremediğimiz, üretim yerine tüketimi ve pazarlamayı desteklediğimiz, yurt içinde müteşebbisi bilgi ile desteklemediğimiz, ithal ikameli üretici dışındakileri desteklemediğimiz için bu alanlarda maalesef üretim olmadı. Maalesef YÖK de, MTE i bitirdi. Basit bir hata yüzünden herkes MTE Liseleri yerine düz liselere yönlendirildi. Üniversiteye giremeyen lise mezunları ise meslekleri de olmadığından işsiz, bozuk moralli gençler yarattık.
Bizim gibi döviz kaynakları sınırlı olan bir çok ülke araştırıcıları kendi çalışacakları en karmaşık aletleri bile kendileri üretme yoluna giderken ülkemizde bilimsel ve tıbbi alet yapımı gerçekleştirilemedi. Bu alanda da tüketici ve iyi bir Pazar olduk. Japon ve G. Kore gibi bilimsel ve tıbbi alet yapımına taklit ile bile başlasak bugün onlar gibi en modern cihazları yurt içinde yapacak duruma gelebilirdik. Ülkemizden de iyi örnekler görülmesine rağmen süreklilik kazandıramadık, çok gerilerde kaldık.
Bilimde İlerliyor muyuz?
Bilim yapmadığımız, bilimle uğraşmadığımız, bilim ve teknoloji üretimimiz olmadığı için ileri teknoloji toplumları ile aramızdaki fark kapanacağına açılmaktadır. Gerçi uluslar arası bilim üretiminin önemli ölçülerinden biri olarak kabul edilen uluslararası dergilerde yayınlanan bilimsel makale sayısı bakımından son 20 yılda ülkemiz büyük bir sıçrama yaparak, dev adımlarla 46. sıradan 19. sıraya yükselmiştir (1980 yılında355, 1986 yılında 450 makaleden 2000 yılında 6074, 2002 de 9303, 2004 yılında 14000, 2006 da 17000 e makaleye). Makale sayısı bilim üretiminin göstergelerinden sadece biridir.
Yayın sayısındaki artışın nedeni, niçin yayın yapıldığı, yayınların etkinliği, üretim şekli, dünya bilim üretimindeki payı, dünyadaki saygınlığı, ülkenin sosyal, kültür, eğitim, teknoloji ve üretimine katkısı açısından değerlendirildiğinde hiç de büyük sıçrama yapmadığımız kolayca görülebilir.
Ülkemiz dünya bilim ve teknoloji üretiminde yok gibidir. Makale sayısında 19. sıradaki yerimiz, nüfus başına sıralandığında 50. sıralara düşmektedir.ve dünya bilim üretiminde payımız %1 civarındadır. Kaldı ki makale sayısındaki artış da yalnız başına bilimsel araştırmanın ölçüsü değildir. Bizde yayınlanan 4 makale ABD ve İsviçre de yayınlanan makalelerin sadece biri kadar etki yaratabilmekte, yani yayın etki faktörü çok düşük olmaktadır. Teknoloji üretiminin göstergesi olan patent ve bilgi satışında yok gibiyiz.
Bilimsel araştırma yatırım, destek ve en önemlisi zeki, iyi eğitilmiş,sabırlı, disiplinli sürekli çalışabilecek, araştırmaya ve önemine inanmış, hevesli insan ister. İnanç ve heves belki yatırımdan, destekten de önce gelir. İnsanımız zeka bakımından hiç de çağdaşlarından geri değil, hatta belki de dünya ortalamasının üstündedir. Yurtdışına çıkma ve iyi donatılmış merkezlerde çalışma imkanı bulanlar yeteneklerini gösterebilmektedir.
Bugüne kadar bilim alanında Nobel ödülü alan ve buluşuyla dünya ölçüsünde büyük bir çığır açan bir vatandaşımız yoktur. Aynı şekilde buluşu ile büyük bir ekonomik ve teknolojik başarı kazanan bilim adamından da yoksunuz.
Neden olarak bilimsel araştırmaya çok az kaynak aktarmamız gösterilebilir. Ancak bilime inanmadığımız da bir gerçektir. Bilime inanmak ve buna göre yatırım yapmak, çalışmak şart. Bilimsel çalışma, araştırma ve geliştirmelerin belki kısa sürede yararları görülemeye bilir ama uzun vadede mutlaka fazlası ile yararı görülür.
En verimli yatırım araştırmaya yapılan yatırımdır
“En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır” özdeyişi artık inkar edilemeyecek kadar kabul görmüştür. Gelişmiş ülkelerde bu özdeyiş “en verimli yatırım araştırmaya yapılan yatırımdır” şeklini almıştır. İnanarak yapacağımız yatırımlar mutlaka yarar sağlayacaktır.
Aştırma bilinci, sevgisi, araştırma sebatı normal bir lisans eğitimi ile alınamaz. ArBu kültür yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanırken alınır ve en önemli buluşlar bu tezler sırasında yakalanır.
Araştırma personeli gerçek anlamda araştırma kültürü görenler arasından seçilir. Buna rağmen 10000 kişiye düşen araştırıcı sayısı 2 dir, yani ABD nin 73 de biri kadardır. Gayri safi milli hasıladan Ar-Ge ye ayrılan pay ise henüz 20 yıl önceki hedefin, yani % 1 in altındadır.
Bu oran çoğu ülkede % 2-10 arasıdır. Ülkemizde çoğu Ar-Ge kadroları pasifleştirilecek personel için kullanılırken, sayısı çok az olan araştırma merkezleri de istirahat yeri, pasif görev olarak algılanmaktadır. Başlıca araştırma kurumları üniversitelerimizdir.
Temel ve uygulamalı araştırma merkezleri kurulmalı ve yüzlerce gence araştırma dünyasının kapıları açılmalı. Bu merkezler bilim üretimi yanında teknolojik gelişime yol açacak, ülke ekonomisine katkı sağlayacak araştırmalar yapabilirler.
Bugün dünyadaki başarılı bilimsel araştırma merkezleriyle karşılaştır-dığımızda TÜBİTAK a bağlı biri büyük 7 araştırma merkezi ve 5 destek merkezi dışında büyük araştırma merkezlerimiz de yoktur. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan tarım ve hayvancılık alanındaki yukarıda sıralanan araştırma merkezleri de başarılarını devam ettirememişlerdir.
Bilimsel araştırma merkezlerini çoğaltmak zorundayız. Özellikle temel bilimler alanında araştırmaların yapıldığı merkezleri çoğaltmaya çalışmalıyız.
Fizik ve Kimyada buluşlar
Fizikçilerin araştırmaları ile bugün nano teknoloji denen alanda büyük başarılar sağlanmıştır. Süper iletkenler, ultrason; laser teknolojisi bilgisayar teknolojisi yarı iletken teknolojisi, uzaktan algılama, fiber optik, laser diyodlar, çok ince yüzey kaplamaları, çok ince tel ve lif üretimi, özel yalıtkan üretimi, çok sert madde üretimi hep fizik alanında araştırmalarla gerçekleştirilmiştir.
Doğa dostu üretim teknikleri, verim artıran, çevreye zarar vermeyen gübreleme, yanma önleyici yangın söndürücü maddeler, çoğu ilaçlar ultra saf madde üretimi, hep kimyasal araştırmalar sonucu gerçekleştirilmiştir. Genetikteki gelişmeler tür ıslahı, en verimli ve dayanıklı tohumların geliştirilmesi, suni tohumlama v.b. birçok gelişmeler biyolojik araştırmalar ürünüdür.
Bazı Örnekler
Tipik basit örnek: Cam kap ve şişeler sağlıklı ancak kırılgan olduğu için plastik kap ve şişeler çoğu kez camlar yerine kullanılmaya başlamıştır. Plastiklerin birçok sakıncası yanında özellikle gazlı meşrubatlar da gazın kaçmasına neden olduğu için bunların depolama ömrünü kısaltmaktadır. PET şişelerin iç yüzeyi nanometre kalınlığında kuvars tabaka ile kaplanarak gaz sızdırmaz ve daha sağlıklı hale getirilmiştir. Hem camın iyi yanı, hem pet in esnekliği bir araya getirilmiştir.
Çok ince saf karbon tel-lif üretimi gerçekleşmiş, bunların ileride hidrojenlenerek otolarda çevreye hiç zarar vermeyen yakıt olarak kullanımı yönünde araştırmalar devam etmektedir.
Kimyasal araştırmalarla yeni ilaçlar ve kimyasal birleşiklerin ürettirilmesine ek olarak yeni teknolojilerin ihtiyaç duyduğu karışımlarının (kompozitler, seramikler, plastikler gibi) ve doğal maddelerin daha uygun, saf ve kullanışlı şekillerinin (kumun saf silisyum dioksit liflere, yani fiber optiğe dönüştürülmesi, karbonun elmas veya nanolife,grafite dönüştürülmesi gibi) hazırlanması da sağlanmıştır. Öte yandan kimyasal analiz tekniklerindeki gelişmelerle eser elementlerin ve bazı vitaminler ve enzimlerin ormancılığa, arkeolojiden kriminolojiye tüm bilim alanlarında yeni gelişmelere ışık tutmuştur.
Çağımızda endüstrinin geldiği düzey, bir yandan toplumun gereksinimini karşılayacak çok büyük ölçekli üretim, öte yandan yüksek kaliteli, gittikçe küçülen, nano metrik boyutlarda ileri teknoloji ürünleri ile hücre altı moleküler düzeyde işlemleri yapma, bunları teknolojiye aktarma (gen teknolojisi) noktasına ulaşmıştır.
Benim gibi Analitik Kimyacılara da iş düşüyor.
Analitikçi bu yeni endüstrinin maddelerin bileşimi ve yapısına yönelik sorularına cevap verebilmek için bir yandan eski analiz yöntemlerini değiştirirken, bir yandan da yeni teknolojiye uygun analiz yöntemlerini geliştirmek zorunda kalmıştır.
Günümüzde sağlık, ekolojik soruların ekonomik ve etik değerlere uygun araştırılması daha ön plana çıkmıştır. Bunun sonucu günümüzde analitikçi yaşanılan çevre ve iş ortamının, solunan havanın, içilen suyun, yararlanılan nehirlerin, göllerin ve denizlerin, toprağın, yediğimiz gıdaların hatta insan ve hayvan bedeninin maddesel yapısına yönelik soruları yaptığı analiz sonuçlarını bir ekonomist gibi toplumsal politikalara yön verecek şekilde yorumlayarak ifade edebilmelidir.
Birkaç örnek verirsek; iyodun canlılar için önemi ve bazı içme suları ve gıdaların az iyot içermesi ile guatr hastalığı arası ilişki daha duyar iyot analizi ile saptandıktan sonra iyotlu tuz kullanımının önerilmesi bu hastalığın azalmasını sağlamıştır.
Sularda duyar flor tayini gerçekleşmesi sonucu da diş hastalıkları azaltılabilmiştir.
Eser miktardaki gerekli çinkonun eksikliğinin neden olduğu birçok hastalıklar yine duyar çinko tayini sonucu gerekli önlemler alınarak en aza indirgenmiştir.
Yine toprakta çok az bulunan çinkonun çok düşük olan miktarını bile tayin edecek yöntemlerin gelişimi ile tarım alanlarında tayini ve eksikliğinin saptanarak toprağa çok az ilavesi sonucu önemli verim artışı Gerçekleştirilmiştir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Çarpıcı diğer örnek Selenyum elemen-tinin canlılar açısından harika ve çok önemli bir eser element olduğu bilimsel araştırmalarla 1957 yılında, yani çinkodan 4 yıl erken anlaşılmıştır. Fazlası zehirli, azı gerekli ve yeterli, eksikliği ise çok riskli bir elementtir. 2 ppm in altında hastalığa, 30 ppm in üstünde zehirlenmeye neden olur.
Selenyum: Antioksidan, kanserden koruyucu, E- vitamininin etkinliğini artırıcı özelliği ile sağlıklı yaşam için vaz geçilmez bir eser element.Kalp kaslarında bir proteine bağlı olduğundan düzenli çalışmasını sağlar. Trombosit riskini azaltır, romatizma önleyici, görme kabiliyetini artırır,yara iyileştirici özelliğe sahip, büyüme üzerinde olumlu etkiye sahip, kadmiyum, arsenik ve cıva zehirlenmelerine karşı panzehir.
Son çarpıcı bir örnekle bu alandaki bilimsel araştırmaların önemini vurgulamak istiyorum.
Avustralya nın genişçe bir bölümünde ağaç yetişmiyordu. Toprak analizi, gübreleme ve sulama gibi önlemlere rağmen ağaçlar büyümüyordu. 20 sene öncesine kadar analiz teknikleri ile topraktaki çoğu eser element düzeyi saptanamıyordu. Son yıllarda eser element analizinde gelişen tekniklerle sadece alışılan ve bilinen elementlerin tayini yerine toprağın içerdiği çok düşük düzeydeki eser elementler bile tayin edilerek sonuçların başka bölgelerle karşılaştırılması ile bu bölge toprağının hiç molibden içermediği saptanmış, geniş bölgeye uçakla havadan çok az molibden atılmasından sonra ağaç ve bitkilerin bu bölgede de hızla büyüdüğü görülmüştür
Teknolojiyi kullanabilmek de bir başarıdır. Ancak kalkınma için üretim artışı şarttır. Ürettiğimizden çok tüketerek zenginleşme olamaz. Üretime dayanmayan yapılanma, sadece para ile para kazanma, 20 yıl önceki banker şimdi ise banka faciasını doğurmuştur. Gösterişli alış-veriş merkezleri açarak, gösterişli binalar yaparak, tüketimi özendirici otomobil pazarlayarak, para ile para kazanmağa çalışarak zenginleşemeyiz.
Sağlıklı gelişim için teknolojik araştırmaları, aşağıdaki alanlarda yabancı ortaklı yatırımları desteklemeli ve bu alanlarda üretim altyapısı oluşturmalıyız.
1- Tekstil ve giyim sanayi makineleri imali,
2- Mobilya imal makine ve tezgahları, ağaç-plastik, ağaç-seramik kompozitler,
3- Kaliteli inşaat ve yapı malzemeleri,
4- Düşük debili su tribünleri ve hidroelektrik santralleri,
5- Rüzgar ve güneş enerjisi santralleri,
6- Bor tuzları ve borlu katı yakıtlar, Borun katma değeri yüksek ürünleri,
7- Laboratuar, analiz (tahlil) aletleri, spektral aletler, elekt. ter.,
8- Tıbbi aletler, ameliyat gereçleri,
9- Haberleşme ile ilgili teknik aletler, elektronik aletler, radyo- televizyon stüdyo cihazları,
10-Yarı iletken teknolojisi, silisyum ve silisyum bileşikl.imali,
11-Biyoteknoloji ve genetik mühendisliğinde araştırmalar,
12-Diğer ileri teknoloji ürünleri üzerine araştırma ve üretimler,
13- Nano teknoloji alanında araştırmalar ve üretim teşvikleri,
14-Yazılım teknolojisi.
Sanayicilerimiz ve Yatırımcılarımız Ne Yapmalı?
Sanayici ve yatırımcılarımız yukarıdaki alanlarda araştırmaları desteklemeli, bunların takipçisi olmalı. Belki başlangıçta yatırdığını alamayabilirler. Ancak uzun vadede en kazançlı onlar olacaktır. Ülkemiz enerji açığı ile karşı karşıyadır. Benzin ve petrol fiyatları daha yükselecektir. Enerji alanında, ülkemiz kaynaklarından, özellikle mısır ve selüloz içeren tarımsal atıklardan biyo-etanol üretimi ile yer kabuğu, kaplıca ve güneş enerjisinden yararlanmak üzere araştırmaları desteklemeliler. Diğer cazip alan da tıbbı ve bilimsel alet üretimidir. Çoğu üniversitemizin kurduğu teknoloji merkezleri 35 ayrı kalemde destekle bu tür yatırımlar için çok caziptir.
Çağımıza yön veren teknolojiler: İletişim-teknolojisi, Gen teknolojisi, Uzay teknolojisi, Nano-teknoloji, gibi ileri teknolojilerle çalışan merkezler kurulmalı, sayıları artırılarak bilim yanında teknoloji de üretmeleri de desteklenmelidir. Bilgi çağın teknolojisinin nano teknoloji olduğu unutulmamalıdır.
Türkiye nin başlıca zenginlikleri: Geniş ve çok iklimli, farklı bölgeli ülke, genç ve eğitilmiş iş gücüne sahip, sanayi alt yapısı güçlü ve geniş spektrumlu sanayileşme mevcut. 20 milyona yakın ilköğretimden yükseköğretime kadar eğitim gören genç nüfusu ile,Son 50 yılda 3 üniversiteden 80 (yenilerle 120 den çok) üniversiteye, 100 bin yüksek öğretim öğrencisinden 2 milyona tırmanan öğrenci sayısına ulaşan ABD ve Avrupa da MS veya doktora yaparak dönen 5000 kadar bilim yapma alt yapısında genç araştırıcı potansiyeli ile, Özel sektörün müteşebbis ve yenilikçi, dışa açık yapısı ile, Aile ve akraba yardımlaşması, etik ve insani değerler, yardımlaşma yatkınlığı ile geleceği parlak bir ülke. Yeter ki geleceğini karartmayalım. Geleceğimiz çok daha iyi olabilecektir. Bu potansiyel var ve bundan yararlanılmalıdır.
Madenleri İşletmekten Korkmamalı
Bilimsel verilere dayanmayan görüş ve protestolarla yer altı kaynaklarımızı işletmekten vaz geçmemeliyiz. Çevresel önlemleri göz ardı etmeden altın, bor, krom ve diğer kaynaklarımızı işletmeliyiz ve son ürünlere dönüştürmeliyiz..1940 yılında madenciliğin GSMH içindeki payı % 40 iken, bu pay 1995 de %1.5 düzeyine gerilemiştir. Bu pay ABD de bile %4.2, Almanya da %4, Rusya da %20 dir.
Tarım alanları şehirleşme ve sanayileşme tehdidinden korunmalıdır, Türkiye nin Dünya ölçüsünde rekabet sağlayacağı alanlar çoğaltılmalı, Sanayileşme stratejileri geliştirilip, uygulanmalıdır. Biyoteknoloji, genetik mühendisliği, tıbbı ve teknik alet üretimi, yarı iletken teknolojisi başta olmak üzere gelişen çevreye de zarar vermeyen ileri teknoloji üretimine ağırlık verilmelidir.
Doğa (Çevre) Dostu Üretim
Yeni Teknolojiler çevre dostu olmalıdır..100 Yıl önce önemli olan üretimdi ve çevre düşünülmüyordu. Sonra “çevreyi kirleten temizlesin” dendi. Çağdaş anlayış “ hiç kimse çevreyi kirletmesin” şekline dönüştü. Çevreyi en çok kimyacılar kirlettiği için, temizleme de kimyacılara düştü. Kirlenen çevreyi temizlemek daha zor ve pahalı olduğu için artık eski teknolojiler çevre dostu üretim teknolojileri ile değiştirildi.
Yeni çevre dostu üretim teknoloji bir üretimin yan ürünü diğer üretimin girdisi olan, yüksek verimli çevreye atık bırakmayan entegre üretime dayanmaktadır. Tüm araştırmalarımızda ve üretimimizde gelecek nesillere temiz çevre bırakmamız gereğini unutmamalıyız.