Nüfusumuzun %40 nın 25 yaşının altında olması, genç insan profilinin dinamik bir yapıyı temsil etmesi, gelecek için umut vermesi, iş gücü piyasaları ve ekonomimizin daha iyiye gideceği beklentilerini ileriye taşıyan önemli bir faktör olarak görülmelidir. Ayrıca Türkiye deki nüfus artışının sürdürülebilir ve yönetilebilir düzeyde devam etmesinin mevcut yapının devamlılığı açısından da önemi vardır. Kanımca ülkemizde ki nüfus artış hızının yanında yada karşısında olmak gibi bir tartışmanın ötesinde ve dışında kalarak, gerçek hedeflenmemiz gereken noktanın ülkemizdeki insan kaynaklarının nitelik ve vasıf düzeyidir.
Toplumdaki niteliksiz ve eğitimsiz insan sayısındaki kalabalığın yada yığılmanın gerekçesi olarak genelde hızlı nüfus artışı gösterilmiştir. Bu en azından tek doğru değildir. 72 milyon nüfusla çok büyük bir nüfusa sahip olduğumuz düşünülmemelidir. Türkiye nin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri 100 milyonun üzerinde bir nüfusu dahi kaldırabilecek boyuttadır. Aksi takdirde aşağı yukarı nüfus ölçeği olarak bize yakın olan Fransa, Almanya, Japonya ve İngiltere de nitelikli insan gücü sorunu daha büyük boyutlarda olması gerekirdi. Hatta son yıllarda yeni gelişen ekonomilerden Çin, Hindistan, Malezya, Brezilya gibi ülkelerde izlenen mesleki eğitim çalışma ve çabalarını görünce bu ilişkinin eğitime ayıracağınız kaynak, öncelikleriniz ve top yekun eğitim politikası ile ilişkili bir durum olduğu gözlemlenmektedir.
Bugün hangi iş adamı ile konuşursanız size en temel sorunlarının nitelikli insan gücü yani meslek sahibi konusunda uzman işgücü bulmada sorun yaşadıklarını söyleyeceklerdir. Diğer taraftan da OECD rakamlarına göre işsizlik ve genç işsizlikte Türkiye ilk sıralarda yer almaktadır. Bu yaman çelişkinin çalışma ekonomisindeki karşılığı işgücü piyasalarının uyumsuzluğu yani mismatched dir. Dolayısıyla, Türkiye nin temel sorunu nüfus artışı değil hangi nitelik düzeyinde ne kadar meslek sahibi ve ne kadar profesyonel klafikasyona haiz insan gücü ihtiyacımızın tespiti ve buna uygun orta ve uzun vadeli stratejiye sahip olmamız gerektiğidir.
UNESCO 2007 Türkiye raporuna göre Türkiye de 17-24 yaş grubu içinde 5 milyon nüfus ne bir mesleğe sahiptir ne de bir eğitim sürecinden geçmektedir. Diğer taraftan Türkiye de tam anlamıyla ve layıkıyla yabancı dil bilen insan gücü oranı sadece %2 dir. İşte size Türkiye de ekonomik, sosyal, yaşam kalitesi ve yaşama dair yaşanan her türlü olumsuzluk, ahlaki çöküntü, terör, akıl dışı düşünsel ve ruhsal durumlar ve günlük hayattaki tercih ve davranış kodlarımızı belirleyen ve toplumun çoğunu negatif yönde etkileyen tablonun yada arka planın gerekçesi. Çok net... Çok yalın…
Mesleksiz insanın toplum için oluşturabileceği hiç bir katma değer olmadığı gibi onun üreteceği nüfus ve yetiştireceği insan kaynağının da niteliksiz nüfus artışına neden olacağı aşikardır. Aynı zamanda meslek sahibi olma, üretme, değer oluşturma ve diğer insanlarla paylaşma noktasından uzaklaştıkça temel eğitimi için gerekli olan kültür tüketimi, bilgilenme hakkı ve sosyal insan olma için gerekli satın alma gücünde de yoksun olma sonucuyla tüm marjinal akım, marjinal sömürü, içine kapanma ve dışlanma içgüdüsü ile her türlü manüpülasyona açık olacaktır. Ayrıca, nüfusumuzun eğitimli saydığımız önemli bir kısmının da aldığı eğitimin kalite düzeyi, üretkenliği ve verimliliği ile birlikte ekonomiye ve sosyal yapıya yaptığı katkı ve günümüz teknolojileri, innovasyon ve dünyadaki insan kaynakları gelişimi ve nitelik düzeyi göz önünde tutulduğunda geldiği seviye oldukça tartışmalıdır.
Sözün özü Cumhuriyetin 86. yılında mesleki eğitim ve yabancı dil eğitiminde geldiğimiz nokta hiçte iç açıcı değildir. Türkiye de genel anlamda eğitim konusunda üzerine düşeni yapan ve en çok fedakarlık gösteren kesim aileler olmuştur. Başta devlet olmak üzere özellikle özel sektörün ve işveren teşkilatlarının konuyla ilgili daha fazla sorumluluk alması gerekmektedir. Küresel işgücü piyasalarının istediği formatta çok nitelikli, çok fonksiyonel, birden fazla özelliklere sahip, yabancı dil bilen, enformasyon teknolojilerine hakim, öz güvenli, kendini ifade edebilen, sahne performansı olan tabiri caiz ise İsviçre çakısı gibi nitelikli insan gücüne, üçüncü nesile (3G) uygun ve konuyla ilgili milli bir reel açılıma! ihtiyaç vardır...