Otomotiv sektörü 2007 yılında 12,9 milyar Dolar araç ve 6,3 milyar Dolar da aksam ve parça olmak üzere 19,2 milyar Dolar ihracat gerçekleştirerek birinci ihracatçı sektör konumuna geldi. Ancak, aynı yıl 19,2 milyar Dolarlık otomotiv ihracatına karşılık, 8,6 milyar Dolarlık araç ve 10,4 milyar Dolarlık da aksam ve parça olmak üzere toplam 19 milyar Dolarlık otomotiv ithalatı yapıldığı görülüyor. İhracat açısından erişilen gurur verici tablo, imalat sanayi içinde birinci ithalatçı sektör olduğu gerçeği dikkate alındığında acaba ihracat katma değer sağlıyor mu sorusunu akla getiriyor.
2007 yılında Türkiye araç dış ticaretinde 4,4 milyar Dolar dış ticaret fazlası verirken, aksam ve parça dış ticareti 4,1 milyar dolar açık veriyor. 10,4 milyar dolara erişen otomotiv aksam ve parça ithalatı Türk otomotiv yan sanayi üretim potansiyelinin üzerindedir. 2007 yılında toplam ara malı ithalatının % 8,5 unu oluşturan otomotiv yan sanayii mamul ithalatı il kez yerli üretim potansiyelini geçmiş durumda. Bu gidişle birkaç
yıl sonra Türkiye otomotiv yan sanayi ithalat cenneti haline gelecek .
Üretim ve ihracatta katma değer hedefi birinci öncelik olarak alınmadığı sürece kırılan ihracat rekorlarının ne sektöre ne de ülke ekonomisine bir katkısı olmayacak. Bu gelişme ülkemiz yerli potansiyeli yerine dış kaynakların kullanılmasına, yerli istihdam yerine yabancı ülkelerin istihdamının arttırılmasına ve sonuç olarak ülke refahı yerine ithalat yapılan ülkelerin refah düzeyinin arttırılmasına neden olacaktır. İthal ara malına dayalı ihracat modeli ile, artan üretim, kaynak transferini arttırmaktan ve yerli yan sanayiyi bitirmekten öteye gidemeyecektir.

Ülkemizde istihdam olanaklarının ve refah düzeyinin arttırılması için her şeyden önce yeni yatırımların yapılması ve katma değer yaratacak mamul üretim ve ihracatına öncelik verilmesi gerekiyor. Üretim kapasitelerinin arttırılması için yatırım mallarının ithalatına öncelik verilmesi, ara malların da mümkün olduğu kadar ülkemizde imal edilerek katma değer yaratıldıktan sonra ihraç edilmesi önem kazanıyor. Halbuki, toplam ithalat kompozisyonu yatırım malları ithalatının toplam ithalatımız içinde, son 3 yılda %17 pay aldığını ve 2007 yılında da %16 ya gerilediğini gösteriyor. 2001 yılından bu yana yatırım malları ithalatının payı % 16-17 arasında değişiyor. Yani, Türkiye istihdam olanaklarını arttıracak düzeyde yeni yatırımlar yapamıyor.

Diğer taraftan ara malları ithalatımızın toplam ithalatımız içindeki payı 2007 yılında % 73 ler düzeyine kadar çıkmış durumda. Bunun üzücü anlamı, Türkiye üretim ve ihracat için gerekli ara mallarını büyük ölçüde ithalatla karşıladığıdır. İç pazar talebinin gerilemesine karşılık birçok sektörde üretim ihracat amaçlı yapılmakta ancak ihracat için üretilen mamullerin ihtiyaç duyduğu ara malları yerli üretilmek yerine ithalatla karşılanmaktadır. Türkiye, son yıllarda maalesef otomotiv dahil birçok sektörde, ithal aramalına dayalı ihracat modelini sürdürüyor.
Otomotiv yan sanayi mamul ithalatının yerli üretim potansiyelini sollaması, araç üretiminde yerli parça kullanımının giderek azaldığını gösteriyor. Bunun etkisi ile belki birçok firma sektörden çekilmiş de olabilir. Bu durum biraz da YTL nin aşırı değerlenmesi ve Türkiye nin genel olarak bir ithalat cenneti haline dönüşmesi neticesinde bu hale gelmiş olabilir. Türkiye dış ticaret açığını sürekli dış borçlanma ile finanse ediyor. Peki dış ticaret açığı, finanse edilemez duruma geldiğinde, döviz fiyatları katlandığında araç üretimi için gerekli parçalar nasıl karşılanacak? Yüksek döviz fiyatları ile ithal edilen aksam ve parçaların kullanıldığı araçlar iç ve dış pazarlarda rekabet edebilecek mi? Hadi ithalat pahalandı, yerli parça alalım artık denildiğinde bu parçaları üreten tesis bulunabilecek mi?