Tarihsel süreç içinde Kapitalizm i diğer “izm”lerden farklı kılan en önemli özelliği kendi yarattığı sorun yada krizleri yine kendi dinamikleri içinde çözme yeteneğidir. Bunu somutlaştırırsak; 1930 ekonomik krizinin devlet destekli büyüme ve istihdam modelini ön plana çıkartan Keynesyen politikalar ile çözülmesi, 1973 ve sonrası petrol ve toplumsal çalkantı, ideolojik çatışma dönemini toplumsal uzlaşma, kollektif sözleşmeler ve sivil toplum desteğinin sağlandığı “Kitlesel Konsensus” yöntemi ile bertaraf etmesi ve hemen sonrasında ise Fredman cı Monaterist para politikaları, ihracata dayalı büyüme perspektifi ve uluslararası ticaret anlaşmaları ile Adam Smith ci liberal açılımları neo-liberal politikalar ile
yeniden yorumlayarak 2000 li yıllara kadar taşımış olması idi.
Bugün gelinen noktada Kapitalizmin daha çok küresel ölçekte hareket etmesi ve küresel kapitalizmin insanlık için ortaya koyduğu olumlu yada olumsuz sonuçlarının artık kapitalizmin klasik parametreler ve onun zaman zaman değişik versiyonları ile sahne aldığı uygulamalarının bir tükenme noktasına doğru yön aldığının bilinmesi ile birlikte yeni bir kapitalist tanımlamanın veya çıkış yolunun ortaya konması ihtiyacı oluşmaya başlamıştı.
İşte bu noktada Bill Gates ortaya çıkarak Davos ekonomik zirvesinde yaptığı konuşma ile yeni bir kapitalist anlayışı kavramsallaştırıyordu. Bunun adı ise “Yaratıcı Kapitalizm” olacaktı. Aslında bir süredir gerek Birleşmiş Milletlerin Global Compact (Küresel Sözleşme) gerek çok uluslu şirketlerin Corporate Social Responsibility (İşletme Sosyal Sorumluluğu) adı altında küreselleşmenin beraberinde getirdiği tahribatı, yoksulluğu, dezavantajlı grupların oluşması, zengin-fakir ülkeler katagorilerinin derinleşmesi, çevre ve doğal kaynakların kullanımında daha sorumlu davranılması gibi konularda önemli çalışmalar yapıyorlardı. Gates in burada yaptığı sürdürülebilir bir global sisteme geçişe bir isim takmak oldu.
21. yüzyıl bilgi çağı ve nano teknoloji devrinde güç dengelerinin değişmesi ile birlikte ülke bazında yada şirketler boyutuyla artan zenginlikten en çok yararlananlara ve bu zenginliği yönetenlere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu bağlamda yeni dönemde küresel sermaye dünya iş süreçlerinde, finans kaynaklarının yönetimi ve paylaşımında daha eşitlikçi ve daha insani metodları ön plana çıkartmak zorunda kalacaktır.
Yaratıcı Kapitalizm boyutuyla baktığımızda Türkiye nin ve Türk iş dünyasının henüz bu tarz bir global ölçekte kavramsal bir alt yapı çalışması yada hazırlığı olup, olmadığı konusu tartışılmalıdır. Gerçi haksızlık yapmama adına büyük şirketlerimizin uzun yıllardır eğitim, kültür, sanat ve kısmen sağlık alanında önemli sosyal sorumluluk projelerine imza attıkları bilinmektedir. Ancak bunların iyi niyetli çalışmaların ötesine geçerek bir kurumsal olgunluğa erişmediği de gözlemlenmektedir. Türk iş dünyası açısından bakıldığında esasında olayın en zayıf halkası bizimkilerin hala halledilmeyi bekleyen çok ciddi yapısal sorunlar ile günlük hayat içinde mücadele ettikleri için bırakınız Kapitalizmin yaratıcı kısmını henüz tam bir Kapitalist olma aşamasına gelip gelmedikleri bile tartışılır.
Dünyanın gündemini yakalamak için sadece iş dünyasının bir vizyon ortaya koyarak yeniden yapılanmaya gitmesi yeterli olmamaktadır. Yaratıcı Kapitalizm aşamasına gelmek için bir ülkedeki tüm kurum ve kuruluşların rollerinin yeniden
tanımlanması ve çok ciddi bir dönüşüm geçirmesi gerekmektedir.
Eğer toplumun önemli bir kısmı sürekli yapay gündem üzerinde yoğunlaşıyor, laf üretmekten başka beceri gösteremiyor, cahiller eğitimlileri, yeteneksizler yeteneklileri yönetmeye başlıyor, siyaset ve siyasetin beslendiği çıkar odakları bilimin ve rasyonalizmin önüne geçiyor ve sivil inisiyatifler global ölçekle düşünebilme becerisini gösteremiyorsa bırakın dünya gündemini yakalamayı yada kapitalizmin yaratıcı projelerinde yer almayı halk hak ettiği düzey yada düzeysizlikle ve de küçük ölçekte feodalizmin, kırsalın, kasabanın, varoşların ve sokağın zihinsel hakimiyetinde layık olduğu muamele ve sıradanlıkla yaşamaya devam eder.
Bugün dünyaya damgasını vuran Küresel liderler, bilim adamları, elitler, düşünürler ve sanatçılar “toplumun birlikte yenilenmesinden” “ işbirliği içinde yenilikçiliğin ve yaratıcı düşünmenin gücünden” hep birlikte faydalanmamız gerektiğinden bahsediyorsa ve bu kavramlar global ölçekte tartışılıyorsa bizim de artık rutin
dışı gündem ve konu başlıklarını terk etmemizin zamanı gelmedi mi?
Enerjimizi ve zamanımızı harcamamız ve yoğunlaşmamız gereken yegane alanın dünyanın tek bir pazar olmaya başlamasıyla birlikte işbirliklerinin, yaratıcılığın, verimliliğin ve bir takım ortak değerlerin paylaşılabilmesinin mevcut performansı artırmak suretiyle yaratıcı kapitalizmin gündemini yakalamak zorunda olmak gibi bir sorumluluğumuz olması gerekmiyor mu?
Yeni yüzyılı ve yeni dönemi algılama ve yorumlamada klasik anlayıştan farklı yaratıcılık temelinde şekillenen ve global düzeyde tartışma zemini bulan konuları gündeme alıp, en azından kurumsal bir fikir alt yapısı oluşturmamızın zamanı gelmedi mi?
Tüm dünyanın bugünlerde karşı karşıya kaldığı yeni bir finansal kriz ve durgunluk döneminde stratejik bir tercih yapma zorunluluğu vardır. Elbette ki tercih tercihi yapanlarındır. Ancak sonuçlarını tüm toplum paylaşır. Buradaki yol ayrımı ya “sürdürülebilir yaratıcı kapitalizm” yol haritası ile dünyaya entegre olma yada dünyadaki “sürünebilir halk yığınları!” arasına katılma...