Herkes ülkesini sever, ama farklı sever. Ölçüsü yok. Siyasetin içinde siyaseten, hamaseten ve ulufeten (!) varsan, hoşgörülü olmak zorundasın, elin mahkum buna. Ancak kimse de böyle bir hal, tavır yok. Herkeste bir afra tafra. Dersin sanki hepsinin bizim bilmediğimiz ülke ve toplum yararına somut öngörüleri, sunumları var.
Ama olan şeyler farklı. Örneğin; Ülkede ne kadar kar eden, önemsel özellikli kamu kuruluşu varsa, marifetmiş gibi yabancı sermayeye satılıyor.
Mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi! Öyle ise saplantılı olmanın gereği yok. Yabancı sermaye gelsin; gelsin ama sermayesiyle gelsin. İstihdam yaratacaksa, katma değer yaratacaksa gelsin. Yoksa ince ayar jeopolitik beklentili, sıfır (0) risk, garanti getirili kurum ve işletmeleri peşkeş çekmeyelim. Satılan yerlerin, alayı kaymaklı ekmek kadayıfı. Tekelin içkisi, sigarası yabancılara gitti. İyi de ulusun sağlık politikasını belirleyip, uygulamaya geçirmesi gereken kim? Devlet. Peki üretimi ve pazarlamayı yapacak olanlar kim? Yabancı şirketler. Derinde bir aymazlık yok mu sizce bu işte?
Ne kadar ellemeye (manipülasyona) açık bir olay!
BAĞLANTI–1800 lü Yılların Sonu, 1900 lü Yılların Ortası…
Anası 9 ay taşıdı karnında, doğurdu, emzirdi, aç açık büyüttü. Asker etti, Osmanlıya. Sefahat ve şatafat sürsün diye biraz daha Topkapı da.
Çanakkale de şehit düştü. Sivaslı. Ve DEDEM di! Öksüz büyüdü oğlu O da BABAM dı! O da büyüdü. Bozkırda, yüzündeki yanık güneşten, içindeki öksüzlük!
Ol nedenden çok sevmesine rağmen çocuklarını, dışa vurmadı sevgisini hiçbir zaman. 4 yıl askerlik yaptı. Bunun 2 yılı askerlik, gerisi Sivas–Samsun Demiryolu hattında ırgatlık. Ardından 25 yıl devlete hizmet ve 25 yıl anısına 800 ayar gümüş bir şekerlik. Bir de dişinden tırnağından artırıp bir ev alabildi başını sokacak. Anamla gittiler kutsal topraklara, hacı oldular helalinden.
Ölünceye dek şükretti, onurunu taşıdı hacı olmanın, bir de ikisi kız biri erkek 3 çocuğunu üniversiteler de okutmanın –devletinin yardımıyla– hazzını ve onurunu yaşadı. Devlete ve millete zeval gelmesin diye diye ömrünü tamamladı.
Göçtü öbür dünyaya ak bir güvercin gibi.
Bence şimdi akıllı olup bağlantı kuralım. Geç olmasın. Akıl başa yaraşır!
“Gaflet ve Delalet içinde “ olmanın eşiğindeyiz gibi, toplum olarak. Yukarıda anlatmaya çalıştığım insanlar benim tanıdıklarımdı. Onlar gibi milyonlarcasına sahiptik ve sahip olacağız. Saygı duyalım, sahip çıkalım.
Yaradan ın insana verdiği en önemli erdemler; Akıl, Vicdan ve Sevgi üçlemesidir. Gerisi boş.
“BÜTÜN MAZLUM MİLLETLER, ZALİMLERİ BİR GÜN YOK EDECEKLERDİR. O ZAMAN DÜNYA YÜZÜNDEN ZALİM VE MAZLUM KELİMELERİ KALKACAK, İNSANLIK KENDİNE YAKIŞAN BİR SOSYAL DURUMA ERİŞECEKTİR. TÜRK MİLLETİ, O ZAMAN ÖNDE GİDİŞİYLE CİDDEN ÖĞÜNEBİLECEKTİR.“
M. Kemal ATATÜRK
Trakya Manevraları, Ağustos 1937-Derviş Tepe