Beyoğlu, Dolapdere, Van, Hakkari, Mersin, Antalya, Batman, Şırnak ve diğer iller yanıyor. Televizyonda bildik görüntüler. Ancak bu sefer dozunu artırmış şiddet, kin, nefret ve bunları temsil eden binlerce genç, binlerce çocuk manzarası... Terör örgütünün manipülasyonu ve kullanımında bugünün suçluları, belkide geleceğin militanları yada teröristleri büyük şehirlerde ve kırsalda gençlikleri ve umutları sömürülen binlerce eğitimsiz, mesleksiz ve işsiz bırakılmış cahil kitleler.
Yazılarımızı düzenli okuyanlar bilirler buradan hep eğitime vurgu yapmaya çalışıyoruz. Türkiye nin en temel sorununun eğitim olduğunu hep söylüyoruz. Söylediklerimize en önemli bilimsel destek de geçtiğimiz hafta yayınlanan Birleşmiş Milletler Türkiye gençlik raporundan geldi (Turkey 2008, Human Development Report, “Youth in Turkey”). Rapora göre Türkiye insan gelişmesi (Human Development) endeksinde 177 ülke arasında 84 üncü sırada yer alırken, “genç işsizlik” itibarıyla da tüyleri ürperten bir rekor kırarak 177 ülke arasında 10 uncu sırada gösteriliyor. Değişik alanlarda bir ülkenin elde ettiği ilerlemenin küresel düzlemde değerlendirilmesi ve ölçülmesini sağlayan insani gelişme raporunun eğitim endeksinde ise Türkiye nin durumuna yine içler acısı bir tablo ile 104 üncü sırada yer veriliyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) “Türkiye de Gençlik” raporuna göre nüfusun %18 ini oluşturan gençlerin %40 ı ne okuyor ne çalışıyor. Çocuk suçlular, ev kızları, özürlüler, iş arama umudunu kaybetmişler gibi “hayalet” gençler kategorisinde olanların sayısı 3 milyonu aşıyor.
Türkiye de 15-24 yaş arasındaki yaklaşık 12 milyon kişi bulunduğu tespit edilen raporda gençlerin %30 unun çalıştığı, %30 unun okuduğu, %40 ının ise hiç bir şey yapmadan “atıl” vaziyette eğitimsiz, mesleksiz ve işsiz olduğu ifade ediliyor. %30 luk okuma oranı içinde de kaliteli eğitim yada mesleki eğitim alanların sayısı oldukça düşük.
Raporda özellikle altı çizilen nokta; hesaba katılmayan, ihmal edilen yada görünmez veya az görünür pozisyonda milyonlarca genç olduğu ve 3 milyona tekabul eden bu rakamın içinde 2.2 milyon ne eğitim sürecinde ne iş hayatında yer alan genç kadınlar, 650 bine yaklaşan özürlü, 300 bine yaklaşan iş aramaktan umudunu yitirmiş “umutsuz işçiler” ve maalesef 22 bin çocuk suçlu ve sokakta yaşayan gençler yer alıyor. Araştırmanın diğer bir çarpıcı sonuçları ise iş bulma şansına sahip olup çalışanların yüzde 22 sinin ise çalışma çağında yasal sınır olan 15 yaşından önce çalışmaya başladığını gösteriyor. Yine araştırmaya göre gençlerin lise ve üniversiteye gidememe yada devam edememe nedeni gençlerin yüzde 30 u ailelerinin durumu nedeniyle bir işe girip para kazanmaları gerektiğini yada okul harcamalarını karşılayacak ekonomik durumlarının olmadığı gösterilmektedir. Para kazanmak için okulu bırakan erkeklerin sayısı aynı durumdaki kızların sayısını 2 ye katlarken, aile baskısıyla okulu bırakmak zorunda kalan genç kadınların sayısı erkeklerden yaklaşık 9 kat fazla olduğu kayıt altına alınmıştır.
Yukarıda verilerle desteklenen tablo Türkiye nin acı gerçeğidir. Terör örgütlerinin ve diğer marjinal akımların da beslendiği bu kaynak ancak planlı ve çağdaş bir eğitim reformuyla yok edilebilir.
Ancak bunun için global vizyon ve değişimi yönetecek liderlerin ortaya çıkması zaruriyetinin yanı sıra zorunlu eğitim süresinin 11-12 yıla çıkartılması, önümüzdeki 10-15 yılda en az 25-30 milyar dolarlık bir bütçenin eğitime aktarılması, eğitim politikalarını mutlak suretle küresel ekonomik, sosyal ve teknoloji politikaları ile eşgüdüm içinde yürütülmesi ve desteklenmesi ve elbette ki istihdam edilebilen meslek sahiplerinin sayısını artırmak ve Türkiye yi “Eğitimli İnsanlar Ülkesi” haline getirmek için meslek okullarına ve niteliksel etkinliğe dayalı büyümeye önem verilmesi gerekir.
Bugün geldiğimiz noktada niteliksiz insanlar yetiştiren “Hayalet “ gençlik ve görünmez tehditler oluşturan eğitim sistemimiz ve yaptığımız tüm bu analizler ve çözüm önerilerine rağmen Türkiye nin şu anda içinde bulunduğu siyasi tablo ve toplumsal kaos durumu ortada iken geleceğe umutla bakmak zor görünüyor. Belki de gençliği hemen bir reformist eğitim sürecine yada transformasyona tabii tutmadan önce yaşam boyu öğrenme felsefesi kapsamında işe bizim mevcut siyasetçilerimizden başlamak daha doğru olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği gerçek şudur ki! EĞİTİM ŞART! Ve buna en çok politikacılar muhtaç...