Geçen yazımda, güven duygusu ile bir kuruluşun ya da bir ülkenin rekabet gücü arasındaki ilişkiyi ele almıştım. Bu yazımda ise güven duygusu ile kuruluşların ya da ülkelerin sistemleri arasındaki ilişkiyi irdeleyeceğim.
Milgram deneyi, insanların erk (otorite) sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır.
Deney üzerinde yakın geçmişte yapılan çalışmalara göre, denekler, olayların gidişini kontrol edemeyeceklerini hissettikleri ve dolayısıyla sorumluluğu sırtlarından attıkları özel bir tür öğrenilmiş çaresizlik sergiliyorlar.
Kaydedeğer gözlem, bir insanın normal koşullar altında başka bir insana zarar vermek istemeyeceğidir. Ancak ciddi bir zorlama altında kişinin aklı karışabilmekte ve kişiyi kendi davranışları için bir otoritenin onayını aramaya sevketmektedir. Böylece emir verilen kişinin, davranışlarını açıklayacak bir otorite olduğu düşüncesiyle, sadece doğru olduğunu düşündüğü bir işi yaptığı bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucu olarak da kişinin başlangıçta kendi davranışlarını yargılayacak çok az veya hiç etik kuralı olmadığı için başka bir kişiyi etik dışı olarak incittiği görüşünü benimsemeyecektir.
Enron skandalı ile ilgili araştırmalar göstermiştir ki, Enron un verdiği zarar bir kişi tarafından yaratılmamıştır. Enron hisselerinin alım satımını yapan bir grup insan tarafından uzun süre ve etkilerinin farkında olunarak yaratılmıştır. Bu kişilerce koordine edilen elektrik kesintileri Amerika nın Kaliforniya Eyaleti nde birçok kaza, yaralanmaya hatta orman yangınlarına yol açmıştır; bu felaketler sırasında Enron hisselerini alıp satan kişilerin, hisse değerlerinin artacağı düşüncesi ile sevinç çığlıkları attıkları, birbirleri ile yaptıkları telefon görüşmelerinin ses kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Sistemlerin doğru tasarlanmadığı ve yönetilmediği bir ortamda, insan davranışlarının değişkenlik göstereceği Milgram deneyi ile ortaya konmuştur. O halde bir kuruluşa ya da ülkeye duyulan güveni artırmanın yolu, sistemlerin doğru tasarlandığını ve yönetildiğini göstermekle sağlanabilir.
İyi yönetişim, sistemlerin tasarlanması ve yönetilmesinde belirli ilkelerin varlığını sorguladığı için gittikçe önem kazanmaktadır. Küresel İlkeler Sözleşmesi, sistemin belirli ilkeleri sürekli gözetmesini istediği için günümüzde kabul görmektedir. Toplam Kalite Yönetimi ise paydaş beklentilerinin kuruluş politika ve stratejileri ile bütünleşik dikkate alınmasını sağladığı için şemsiye yaklaşım olarak benimsenmektedir.
Sonsöz olarak, insan, son derece karmaşık, kolay matematik modeller ile anlaşılabilir veya tanımlanabilir bir varlık değildir. Uygun felsefe ve düşünce sistemi ile yönetim modeli kurulmadan insanı içeren sürdürülebilir bir sistemi yönetmek mümkün değildir. Toplam Kalite Yönetimi bu felsefe ve düşünce sistemini sağladığı için kabul görmüş ve uygulanmış bir yönetim anlayışıdır.
Bir kuruluşun ya da bir ülkenin rekabetçi olabilmesi, güven duygusunu artırması ile ilişkilidir; burada Toplam Kalite Yönetimi nin 8 temel kavramı güven duygusunu artırmak için somut yaklaşımlar ortaya koymamıza yardımcı olacaktır.