Yılın son üç ayına yönelik acil eylem planının da, maalesef öngörülen takvimin gerisinde kaldığını söyleyen Tanıl Küçük şöyle konuştu: Netice itibariyle, 2007 tümüyle kayıp bir yıl oldu ve yıl biterken, ekonomik göstergeler, 2007 nin, pek çok açıdan, 2001 sonrası dönemdeki en olumsuz yıl olarak kapanacağının işaretlerini veriyor.
Evet, Türkiye ekonomisi, 2007 yılında da büyümesini devam ettirmiştir. 2007 nin ilk çeyreğindeki %6.8 lik, ikinci çeyreğindeki %4.1 lik büyümeyi takiben, üçüncü çeyrekte elde edilen %2 lik büyüme ile, Türkiye kesintisiz büyüme periyodunu 23 çeyreğe taşımayı başarmıştır. Ancak, %2 lik büyüme, 2002 ilk çeyrek hariç, son 23 çeyreğin en düşük oranıdır.
2007 nin dokuz ayı sonunda da ekonomi, bir önceki yılın aynı dönemine göre %4 büyümüştür. 2006 nın aynı dönemindeki oran %6.7 idi. 2007 de, büyüme hızının, 2006 ya göre önemli ölçüde yavaşladığı ortadadır.
Yılın son çeyreğinde %8 büyüdüğümüz takdirde, 2007 için öngörülen %5 lik hedefi yakalayabileceğiz. Yılın son çeyreğinde %8 büyümek oldukça düşük bir ihtimal! Görülen odur ki, 2007, 2001 yılından bu yana ilk kez hedefin altında büyüme elde edilen bir yıl olacaktır. Büyümedeki yavaşlama ekonomi adına alarm verir niteliktedir. Mutlaka, üzerinde dikkatle durulması ve tedbir alınması gerekmektedir.
Ekonomideki bir diğer olumsuz sinyal de enflasyonla ilgilidir. Hatırlanacağı üzere, 2005 teki %7.7 lik yıllık enflasyon oranını takiben, 2006 yı, %9.7 ile, ve enflasyonun tek haneli oranda kalmasından teselli bularak kapatmıştık.
2006 da enflasyondaki yükselişte, mayıs ayındaki dalgalanma etkili olmuştu. 2007 ye geldiğimizde, son üç ayda enflasyonda dikkat çekici bir hareketlenme olduğunu görüyoruz. Eylülde 1.03 olan aylık tüfe artış oranı, Ekimde 1.81 e ve Kasımda da 1.95 e çıkmıştır. Kasım sonu itibariyle, bir yıllık enflasyon oranı %8.4 tür. 2007, büyük olasılıkla, %9 civarında bir enflasyon oranı ile kapanacaktır. Öngörülen hedefin, %4 olduğunu düşünürsek, 2007 nin enflasyonla mücadelede, hedeften, önemli ölçüde sapılan bir yıl olduğu ortadadır.
Hedeften sapılması, hedefin gerçekçi olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu, ancak, kanaatimizce, enflasyonda son üç aydaki istikrarlı yükseliş, tabi ki burada istikrarlı kelimesini olumlu anlamda kullanmıyorum, son derece rahatsız edicidir, ve üzerinde dikkatle durulmalıdır.
Çok iyi bildiği gibi, Türkiye, yakın zamana kadar, düşük büyüme yüksek enflasyon sarmalının pençesindeydi. Bu sarmaldan kurtulmak için büyük bedeller ödedik!
Son beş yılda, bir ölçüde de olsa, ödenen bedellerin karşılığını aldık, çok önemli kazanımlar sağladık. 2002-2006 arasında Türkiye yılda ortalama %7.3 büyümeyi başardı. 2001 yılında %68.5 olan enflasyon, 2004 yılından bu yana, tek haneli rakamlarla ifade edilir oldu. Her zaman ifade ettiğimiz gibi, bunlar gerçekten çok
önemli kazanımlardır ve mutlaka korunmalıdırlar. Ancak, maalesef 2007 yi bitirirken, hem iç hem de dış gelişmeler itibariyle, dikkatli olmaz isek, bu önemli kazanımlardan geriye düşebileceğimizin işaretlerini taşıyan bir tablo ile karşı karşıyayız. Geçtiğimiz aylarda finansal piyasalarda olumsuzluklar yaşandı. Likidite bolluğunun sona ermeye yüz tuttuğu, büyüme oranlarında düşüş beklentisinin hakim olduğu bir döneme giriliyor. Bu koşullarda, 2008 in küresel rüzgarların yelkenlerimizi şişirmeyeceği bir yıl olacağı söylenebilir. Diğer taraftan, ekonomideki iyileşmeye önemli katkı sağlayan, Avrupa Birliği ne tam üyelik sürecinde de, sanırım, sıkıntılı bir döneme girdiğimizi ifade edebiliriz.
2008, zor bir yıl olma potansiyelini taşıyor. Zorlukları bertaraf edebilmek için, çok dikkatli olmalıyız. Ekonominin, daha fazla zaman kaybına tahammülü kalmamıştır.
2008, ekonominin öncelikle ele alındığı ve 2007 deki zaman kaybının mutlaka telafi edildiği bir yıl olmalıdır. Aksi takdirde, Türkiye, önümüzdeki dönemde büyümeyi devam ettirmekte ciddi sıkıntılarla karşılaşabilir. Yapısal reformlar ve mikro reformlar daha fazla geciktirilmemelidir.
Evet, rekabet gücünün tek belirleyicisi değildir ama, kur, belli bir sınırın ötesine geçtiğinde, rekabet gücünün zayıflaması kaçınılmazdır. Tüfe bazlı reel kur endeksinin, tarihi bir rekorla, son 26 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı bir ortamda, kabul edilebilir sınırların çoktan aşıldığı tartışmasızdır. Hep ifade ediyoruz, mevcut koşullarda, rekabetçi bir kur politikası uygulama imkanımız yoksa, kur dışındaki faktörler acilen iyileştirilmelidir.
Son beş yılda, ekonomiyi sanayi, sanayiyi de ihracat büyütmüştür. Büyümenin devamı için, ihracatın desteklenmesi şarttır. kaldı ki, önümüzdeki tek mesele büyümeyi devam ettirmek değildir.
Ekonomik ve sosyal sorunlarını çözebilmek, Avrupa birliği ile arasındaki farkı makul seviyelere çekebilmek için, Türkiye nin yüksek oranlarda büyümesi gerekmektedir.
Araştırmalar yıllık % 7-7.5 civarında bir büyüme potansiyelimizin olduğuna işaret ediyor! %5 ler civarındaki büyümeler yetmez, daha yüksek oranlarda, %7-7.5 lar civarında büyümeliyiz. Böyle söylüyoruz, ama, maalesef ki, 2007 sonu itibariyle, %5 lik büyümenin de riske girdiği bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bizler, hep bu tehlikeye dikkat çekmeye çalıştık ancak, önlem alınmasını sağlaya-madık.
Ümit ediyoruz ki, bizim başaramadığımızı, alarm veren büyüme rakamları başaracaktır.