Merhaba,
O bu şu derken bir baktık ki yılın sonuna gelmişiz. Astrologlara göre “iyi bir yıl bizi bekliyor.”. Yanlış hatırlamıyorsam geçen yıl da “iyi bir yıl” bizi bekliyordu. Ya da ben hep yeni yıla girerken “iyi bir yılın” bizi beklediğini düşünmek istiyorum.
Bugünkü yazımın konusu, başlıkta gördüğünüz gibi “Ne olacak bu… hali?” diye soru sormalarımızın, beynimizde oluşturduğu tepki. Beynimizin olumlu ve olumsuz komutlara karşı neler yaptığını biraz irdeleyelim.
Sizlerin de bildiği gibi beyin ve onun çalışma sistemi hala bilim dünyası için yeterince net değil. Konuyla ilgili bazı şeyler bulunuyor; fakat daha sonra başka kişiler tarafından çürütülüyor. Henüz çürütülüp çürütülmediğini bilmiyorum; ama benim şimdi beyinle ilgili hatırlatmak istediğim şeylerden biri, beynin yüzde sekseninin su ile kaplı olması. Diyeceksiniz ki; “Bunun bizim için önemi ne?”.
Anlatayım; çok sıcak bir yaz gününde sokaklarda dolaşırken, yanımızdaki bir arkadaşımız anlamsızca şeyler söylediğinde “Saçmaladın yine! Git başını ıslat, senin beynin kurumuş!” gibi tepkiler veririz bazen. Peki, madem beynin yüzde sekseni su, o zaman hava sıcak diye kuruma ihtimali yok… Öyleyse neden saçma bulduğumuz cümlenin sahibine “Beynin kurudu!” gibi laflar ederiz?
Diğer konu ise beynin ağır ya da hafif olmasıyla ilgili. Kızdığımız birine; beyninin küçük / hafif olduğunu ima etmek için “kuş beyinli” deriz. Oysa ki bu büyük bir yanlış. Zira Albert Einstein ın beyni 1,3 gr ile ortalama beyin ağırlığının altında.
Bu iki acı gerçeği hatırlattıktan sonra gelelim asıl konuya: “Beyin, olumlu ve olumsuz düşünceleri birbirinden ayıramıyor.”. Hadi birlikte bir deneme yapalım:
Beni lütfen dikkatle dinleyin.
“…Ben konuşmamı bitirdikten sonra lütfen bulunduğunuz odanın ortasında “mor bir fil” düşünmeyin. Bu düşünmeyeceğiniz filin üzerinde bir maymun olmasın. “Sarı ceketli” bu maymun geriye doğru takla attıkça, boynundaki “çan” çalmasın, başındaki “kırmızı fes” düşmesin…”
Birçoğunuzun fili, maymunu sarı ceketi gördüğünü biliyorum. Sizin de fark ettiğiniz gibi “Düşünmeyin!” diye başladığım bir cümle için, beyniniz size “Düşün!” emrini verdi.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sabahleyin giydiğimiz beyaz bir gömleği lekelememek için beynimize gönderdiğimiz “Dökme!” mesajının, reçel yerken “Dök!” şeklinde gerçekleşmesini birçoğumuz yaşamıştır. “Sakınan göze çöp batar!”, “Aklıma gelen, başıma geldi!” gibi atasözleri sanırım boşu boşuna söylenmemiş.
Demek ki, beyne gönderdiğimiz mesajları biraz daha özenerek seçmemiz gerekiyor. Başlıktaki “Ne olacak bu… hali?” şeklinde yaptığımız her konuşma ile, aslında olmasını istemediğimiz şeyleri beynimize hatırlatıp onun başımıza gelmesini sağlıyoruz. Bu nedenle yapmamız gereken şey, beynimize olumsuz mesajlar ile doldurmamak adına, kurduğumuz cümlelerde seçici olmak; dikkatli davranmak.
Ne gibi olumsuz mesajlar?
1. Ne olacak bu işte durumlar? İşler kötü gidiyor…
2. Ne olacak bu eşimle sorunlar? Artık dayanamıyorum…
3. Ne olacak bu ülkenin hali?
4. Bu geveze adamla ben ne yapacağım şimdi?
5. Of! Bugün de iş hiç çekilmez ya…
6. Ne olacak bu insanlar? Vb.
Bu mesajlar ile doldurduğumuz beynimizin sağlıklı kararlar vermesini beklemek ona haksızlık değil mi?
Olumsuz düşünceler hiç ummadığımız zaman gelebilir. Merdivenleri inerken “Aman yerler ıslakmış, düşmesem!” dediğimizde beynimize “Düş!” mesajı gönder-diğimizi unutmayalım. Hatta şöyle durumlar olabiliyor örneğin; ıssız bir yolda giderken, birden aklımıza “Burada lastik patlasa ne yaparız?” diye anlamsız bir düşünce geliyor ve maalesef o ıssız yerde lastiğimiz gerçekten de patlıyor… Belki de sadece kendimizi değil nesneleri de yönlendirebiliyoruz beynimizle?
Öyleyse? Kendi beynimize ya da başkalarının beynine mesajlar gönderirken olumsuz mesaj oluşturmamalıyız.
Nasıl?
1. Hızlı bir şekilde koşan çocuğa “Koşma, düşersin!” yerine “Yavaş yavaş git.” diyebiliriz.
2. Mülakat için beklediğimiz İnsan Kaynakları Departmanı önünde “Heyecanlanacağım ve kötü geçecek.” yerine “Çok etkili konuşacağım ve işe beni almak isteyecekler!” diyebiliriz.
3. Karda yürüyen yaşlı biri “Bu yolda düşüp ayağımı kırmasam.” yerine “ Daha dikkatli yürümeliyim.” diyebilir.
Tüm çabalarımıza rağmen beynimiz hala olumsuz düşünceleri arka arkaya getiriyorsa,(mesela bir gün sevdiklerimizi kaybedeceğimizi, işsiz kalacağımızı, eşimizin sonunda bizi terk edeceğini düşünüyorsak) bu düşüncelerden kendimizi arındırmak için, elimiz ile ensemizi tutup bir yandan da şu cümleyi tekrarlayalım: “Bu bilgiyi kaydetme, bu bilgiyi kaydetme, bu bilgiyi kaydetme!”.
Bu tıpkı, işaret parmağımızı kıvırarak tahtaya vurup “şeytan kulağına kurşun” diyerek tepki vermek gibi bir şey. O sırada düşüncemizi başka bir yere yoğunlaştırmanın bir yolu…
Bu sayıda sizlerle beyni ve onun olumlu-olumsuz düşünmesinin sonunda başımıza gelebilecekleri paylaştık. Küçük bir hatırlatma: bundan sonra endişelerimizi “Ne olacak bu… hali?” yerine olumlu cümleler kurarak aktarmayı deneyelim.
Bana e-posta yolu ile ulaşarak, bundan sonraki yazımın konusunu birlikte belirlemek için fırsat vermiş olursunuz.
Umarım 2008 le ilgili ajandamızı tutarken yazdığımız her “toplantı randevusu” ve her “yapılacak iş” maddesi bize iyi şeyler getirir. Bol ve bereketli kazançların olduğu bir yıl bizi bekliyor. Daha ne duruyoruz? Hadi çalışmaya…
Unutmayın, “Satış Kumar Değildir !”
Profesyonel Destek Gerekir
Hakan Ömer Gider kimdir?
Doğuştan değil ama sonradan satışçılığı benimseyerek, hem teorik hem de pratik olarak satış ve pazarlama konularında görev almıştır. İş hayatının birinci bölümü olan bordrolu çalışma döneminde yaklaşık 16 sene içerisinde rekorları zorlayan iş değişikliği ile 11 farklı sektörde yayıncılık, fuarcılık,TV programcılığı vb. konularında yöneticilik yapmış basın ve reel sektör ile çalışarak tecrübe kazanmıştır. İş hayatının ikinci yılında ise kısa 4 yıllık süre içerisinde; öğretim görevlisi, danışman ve eğitimci olarak, 20 yi aşkın firmanın pazarlama danışmanlığı başta olmak üzere binlerce kişiye satış, pazarlama, müşteri ilişkileri, yönetim becerileri, fuarcılık vb. konularda eğitimler vermiştir. Eğitimciliğin onun için “hayata gelirken verilen bir görev” olduğunu düşünmektedir. Gençlik yıllarında yaptığı Amatör Tiyatroculuk ve 3 yıldır yaptığı TV program ve sunuculuğunu birleştirerek görsel sunumların ağırlıklı olduğu “farklı” eğitimler ve “farklı sunumlar” yapmaktadır. Yaratıcılık hayatının her alanında yer almasına rağmen bu bilgilerini gerek yüksek lisans tezindeki “yaratıcı satışçılık” konusu ve gerekse bir dönem yaptığı “yaratıcı tiyatro” ile birleştirerek bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Neşesini, esprili tavrını ve pozitif enerjisini meditasyon ve reiki gibi spritüel uğraşlarından alındığı söylense de o doğuştan bu yeteneklere sahiptir. İst. Kültür Üniversitesi İİBF de uzun zamandır yarı zamanlı olarak “Mağazacılık ve perakendecilik”, “Müzakere Teknikleri” ve “Tüketici Davranışları” derslerini vermektedir.
Kitapları
• Satışçının Antrenman Notları, Mediacat Yayıncılık, Temmuz 2005 (3. baskı)
• Satış Bir Çocuk Oyunudur!, Mediacat Yayıncılık, Temmuz 2006
• Nasıl Satış? BAMM Yayıncılık, Temmuz 2007