Bugünlerde dış basında gündeme gelen en önemli tartışma konusu tüm dünyanın çok yakında karşılaşmak zorunda kalacağı bir finansal kriz olasılığıdır. 1930 ekonomik buhran ve 1970 lerin petrol krizinin ötesinde bu kez de banka ve finans sektörü kaynaklı ve genel anlamda emlaktan tüketici kredilerine kadar uzanan ve başını Amerika nın çektiği ve batı Avrupa nında benzer sıkıntılar ile yüzleştiği ve büyük ölçüde de bankaların içinde bulunduğu büyük borç sorunlarından kaynaklanan olumsuz ekonomik iklimin doğuracağı yeni bir şokun nasıl atlatılabileceği konusunda henüz net bir çözüm üretilebilmiş değildir.
Bir taraftan mali disiplin konusunda başarısız bir sınav veren Bush yönetiminin ABD nin ulusal borcunun dakikada 1 milyon dolar artmasına neden olması, diğer taraftan söz konusu 9.13 trilyon dolar olan ulusal borcun 2.23 trilyon dolarını; yani kamuya olan borçların yüzde 44 ünü yabancı devletler ve yatırımcıların elinde tutmasıdır. Bu bağlamda, Amerikan devlet tahvili ve bonolarını elinde tutan Çinliler, Japonlar veya bazı zengin arap ülkeleri eğer bir gün Euro ya dönmek yada yatırım yapmak isterlerse Amerika dan başlayacak çöküşün dinamo taşı etkisi ile tüm dünyada oluşacak ekonomik krizin boyutları 1930 ve 70 leri aratacak düzeye gelebilir. Bu çerçevede, İran dan gelen açıklama oldukça ilginçti. İran Petrol Bakanı Golanhuseyin Nozeri nin geçen hafta yaptığı açıklamada Petrol ticaretinin dolar dışındaki dövizlerle yapılmasını kararlaştırdıklarını ve bundan böyle dolar yerine Euro ve diğer değerli para birimlerinin kullanılacağını ve doların petrol ticaretinden tamamen silindiği açıklaması dolar üzerindeki uluslararası piyasalardaki güvensizliğin en önemli somut örneği olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu noktada esas üzerinde durulması gereken konu finans sektöründen başlayacak bir krizin çok kısa sürede reel sektörü vuracağı ve dolayısıyla yatırımları ve istihdamı olumsuz etkileyeceği gibi tüm ekonomiyi durgunluğa sokacağıdır. Bu arada krizin gelişmiş ülkelerden, yılda ortalama % 6-8 büyüyen yeni ekonomilere yada gelişmekte olan ülkelere sıçrayarak bu ülkelerin kalkınma trendlerine ani bir darbeyi vurmasıda yüksek bir ihtimaldir.
Bu durumun ulusal borcu büyüyen, bütçe açığı olan, yılda 15-20 milyar dolar döviz açığı veren, hala %10 civarında enflasyon ile mücadele eden, tarım dışı sektörde %16 işsizlik oranını bir türlü aşağıya çekemeyen Türkiye ye yansımasının boyutlarını tahmin dahi etmek istemiyoruz. Özellikle dış dünyadaki finansal kriz derinleştikçe bu durum bizim bankalar ile yabancı finans kuruluşları arasındaki borçlanma ve kredi ilişkisini de önemli ölçüde etkileyeceği için yeni dönemde yeni pozisyon almayı tercih edecek olan Türkiye deki bankalar borçlanma maliyetini artıracakları için yatırım ve proje finansmanlarından tutun da bireysel kredilerine kadar birçok işlemde ciddi sıkıntılar yaşanacaktır. Bu yüzden de son zamanlarda TÜSİAD ın yeni yılda Türkiye nin ekonomik göstergeleri ve büyüme oranları ile ilgili yaptığı açıklamalarda, yatırımda, üretimde ve dolayısıyla büyümede bir yavaşlamayı ve durgunluğu işaret etmekte olduklarını gözlemlemekteyiz.
Sonuç olarak son yıllarda büyük ölçüde de küreselleşmenin sağladığı olumlu iklimlerden ve yine önemli ölçüde ucuz işçiliğe dayalı bir ihracaat artışından beslenerek iyi bir performans sergileyen Türk ekonomisi için 2008 in yine dış kaynaklı ciddi bir şokun başta izledikleri politikalarla Türkiye de gelir ve servet dağılımını bozma pahasına balayı ve altın yıllarını yaşayan banka ve finans sektörü olmak üzere yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızın kötü yönetilmesine, ülkenin ürettiği katma değerin büyük ölçüde faize gitmesine ve yabancılar tarafından düşük maliyet ve büyük karlarla sömürülmesine ve aynı zamanda cari açığın büyümesine neden olan politikacılar ve elbette tüm bu gelişmelerin sonucunda mağdur olacak Türk halkı açısından oldukça zor geçeceğinden hiç kimsenin kuşku duymaması gerekir.