Türkiye yay sektörü; içinde yer alan bizlerin, malzemecisinden makinecisine, imalatçısından kaplamacısına ailelerimizi geçindirdiğimiz, ekmeğimizi kazandığımız, üzerine hayallerimizi koyduğumuz umut kapımız. Rekabetin gözümüzü kör ettiği, birbirimize düştüğümüz, bir parça ekmek için itip kakıştığımız şu günlerde unuttuğumuz, yok saydığımız, nasıl geliştiririz, kalitesini nasıl yükseltiriz diye düşünmeyip her gün daha da değersizleştirmek için uğraştığımız mesleğimiz. Bir yandan daha da büyümesini ve özendiğimiz büyük ekonomilerde ki kurumsallığına ulaşmasını isterken anlaşılmaz biçimde kendi kendimizi baltalayarak güdük bıraktığımız, kazancını, keyfini yitirmesi için elimizden geleni ardımıza koymadığımız hepimizin içinde yolculuk ettiği ortak ekmek teknemiz.
İstatistik rakamlarına göre beş yılda; sektörde ki firma sayısıyla, kullanılan malzeme miktarıyla üç kattan fazla büyüyen, hayal bile edemeyeceğimiz bir ölçüde makineleşen, gerek kalite belgeleriyle gerek çalışan kalitesiyle kabuk değiştiren bu sektörde, peki yolunda gitmeyen nedir ki, bugün mesleğin duayen firmaları bile artık bu işi yapmanın imkansızlığından bahsetmektedir?
Kalitesiz tellerin, kalitesiz makinelerin, ucuz işçiliğin, karsız satışların bu sektörde ki hâkimiyeti istatistikî büyümenin paralelinde ne garip bir arka sokak teşkil etmekte. Artan tonajlar, süslü cirolarla dolu madalyonun arka yüzünde durmadan eriyen bir sektörün sıkıntılı resmi var.
Geçen yıl yapılan bir fuarda karşılaştığım, bizim Bayrampaşa da yaycılık yapsa küçük bir yaycı kabul edebileceğimiz tonajlarda ve ürün gamında üretim yapan bir Yunan yaycı, bizim sektörümüzde belki bir ya da iki firmanın almak hayalini ancak kurabileceği bir makineyi parayı bastırıp aldığında Neden? diye sordum kendime. Bizde neden hiç kimse bu ufacık Yunanlı yaycı gibi böyle bir yatırım için maddi güce ve iş vizyonuna sahip olamıyor. Onlarca çalışanlı,yüzlerce tonluk üretimler yapan koskocaman firmalar bile bugün en ucuzun peşine gidebiliyorlar.
Avrupa daki herhangi bir yaycıdan malzemeyi çok ucuza alabildiğimiz ve işçiliğimizin çok daha ucuz olduğu bir ortamda üretim kabiliyetimiz en az onlar kadarken biz neden büyük düşünemiyoruz? Cevabı aslında gayet basit, çünkü biz mesleğimizin değerini bilmiyoruz.
Ufak karlara razı olarak, kötü makinelerde kötü tellerle, kendi mesaimizi maliyetten saymayarak fiyatlarımızı yerin dibine sokuyoruz. Biz kendi işletmelerimizin, ustalığımızın değerinden bir haber, kendimize dışarıdan bakmayarak, kazıya kazıya en dibini bulmaya çalışıyoruz da ondan. Sağlayıcısı olduğumuz, birçoğu da uluslararası olan firmalara her türlü desteği onların memleketlerindeki yaycılardan çok daha cansiperane ve tam istedikleri şekilde vermemize, üretim standartlarımızı onların beklentilerinin çok çok üzerine çıkarmamıza rağmen, biz yaptığımız işe değer biçerken altını bakır haline getiriyoruz.
Yaycılar kendi aralarında ki rekabetin dozunu ayarlayamadığından, olan sektöre ve yapılan işin değerine oluyor. Bugün bundan kazançlı çıkan sadece yay alan firmalarken, onlar zengin oluyor yaycılarımız düşük karlar ve bitik sektör yüzünden parlayacakları yerde sönüyorlar.
Yaycılar bunu yaparken malzemeciler yani tel sağlayıcıları bu garip oyunda farklı mı davranıyorlar? Hayır. Telciler de bu yay müşterilerini zengin etme oyununda yaycıların en büyük yardımcısı oluyorlar. Ucuz, daha ucuz, en ucuz, ikinci kalite ve nihayet hurda telleri birbirleriyle yarış yapar halde yaycılara sunuyorlar. Verdikleri malzemeler için akıl almaz ödeme koşulları ve bakiye sistemleri icat ederek kurulan bu garip düzende işi çığırından çıkarmak için yarış ediyorlar. Düşük kar marjları ve uzun vadelerle onlar da yaycıları değil, onların müşterilerini yani büyük firmaları desteklemiş ve zengin etmiş oluyorlar. Çünkü telciden aldığı imtiyazı hiçbir yaycı kendine kullanmıyor. Onlar da rekabette ilk feda edilecek olarak gördükleri bu imtiyazları hemen son kullanıcılarına kullandırıyorlar. Yani filan yaycı üç ay veriyorsa al ben sana dört ay vereyim diyerek muhakkak ki telciden buldukları bu finansmanı yine büyük yay alıcılarına ciro ediyorlar.
Yani ucuz teli kendi imkan ve sınırlarını zorlayarak yaycılara anormal finansmanla kullandıran ve sektörünü terbiye etmeyen malzemeciler, bu sektörü çığırından çıkarma ve değersizleştirme oyununa alet oluyorlar. Hatta bizzat itici gücü oluyorlar. Enerji ve güçlerini ben sektörüme nasıl daha iyi malzeme, makine ,test cihazı vesaire bulabilirim, topyekun bir yay imalat sektörünün verimliliğini nasıl artırabilirim diye düşünmek yerine bu ucuz malzeme satmanın marjsızlığında çırpınıp durarak sahte ve pamuk ipliğine bağlı bir zenginleşmeyle oyalanıyor.
Ödenmeyen senetlerin, dönen çeklerin, çığ gibi bakiyelerin altında inlerken, fuar alanlarında hava atmak malzemecinin bu sektöre yaptığı iyilik değil en büyük kötülüktür. Marifet sektörünü genişletecek, imalat kalitesini yükseltecek, Türkiye yay sektörünü bütünüyle geliştirecek çözümleri bulmaktır.
Koswire ın sahibi dostum Mr. Hong un bana sorduğu bir soru aklımdan hiç çıkmıyor. Pahalı tel kullanan fakir bir yaycı gördün mü?... Peki onlar zengin oldukları için mi pahalı tel kullanıyorlar, pahalı tel kullanabildikleri için mi zenginler?
Ucuz tel ve ucuz makine ile gidilecek hiçbir uzun dönem hedef olmadığı açıktır. İleri dünyanın ve Avrupa nın hiçbir yaycısı bugün ucuz makineler ve ucuz tellerle imalat yapmıyor. Biz neden bu değersizliğe kendimizi mahkum ediyoruz? Çünkü yaptığımız işi ve ustalığı devamlı değerinden eksiğine bozduruyoruz. Hata buradadır.
Dünya çelik tel fiyatlarında yaşadığımız dramatik artışlarda dahi, beş yıl evvelin fiyatlarını korumaya çalışan yaycı dostlarıma son olarak şunu söylemek istiyorum. Amerika dan dünyaya yayılan genel kriz henüz Türkiye yi vurmamıştır. Bu krizin ülkemize en çok ticaret yaptığımız Avrupa kıtasından sonra yani 2009 ortalarında geleceği öngörülmektedir. Bunun üzerine Türkiye nin yaşaması muhtemel politik krizleri de koyarsanız meselenin vahameti iyice anlaşılır. O günler geldiğinde Türkiye de kaç yaycı elinde makine senetleri ve malzeme borçlarıyla yakalanacak ve kim bu krize bugünden hazırlanıyor? Biz; ekmeğini bu işten kazanan insanların en küçüğümüzden en büyüğümüze düşünmemiz gereken budur. Bir sektör üç kat büyürken o sektörde para kazanamayan insanlar sektör üç kat küçüldüğünde ne olurlar? Üstelik borçlu iseler…
Türkiye de yaycılık biran evvel kendi mensuplarınca hak ettiği değere ulaştırılmalıdır. Malzemeciden yaycıya üstümüze düşen, bu sektörü nasıl daha karlı ve katma değerli hale getirebileceğimizi araştırmaktır. Biz kabiliyet ve yürek olarak muhteşem işler başaran bir sektörüz. Bize telin de, makinenin de, üretiminde en iyisi yakışır diyerek kaliteli ürettiğimizi değerinde satmalıyız. Dünya standartlarında servis verebiliyor ve üretim yapabiliyorsak bunu dünya fiyatlarında satmalıyız. Akıllılar cahillerin peşinden değil cahiller akıllıların peşinden gitmelidir.
Yaycılığın hak ettiği yere geldiği geniş ve kazançlı bir sektör dileğiyle…