Bir an için hayalimizde dünyanın geleceğini resmetmek isteyelim. Geçmiş davranış ve alışkanlıklar aynen devam edecekse, oldukça karamsar bir tablo ortaya çıkacaktır. Bir taraftan dünyadaki nüfus patlamasıyla sürekli artan yoksulluk ve uluslararası eşitsizlik, diğer taraftan doğal kaynakları dengesizce tüketilen ve giderek kirlenen bir dünya, tüm insanlığı ürkütücü bir geleceğin eşiğine sürüklemektedir. Ekonomik, sosyal ve çevresel dengelerin bozulmasıyla sergilenen bu korkutucu tablo için önlem alınması yaşamsal bir zorunluluktur. Bu nedenle küresel ısınma, ozon tabakasının aşınması, ormansızlaşma, asit yağmurları, çölleşme gibi çevresel sorunlar, 20. yüzyılın son çeyreğinde tüm dünyada gündemin üst sıralarında yer almaya başlamıştır. Artık tüm insanlık için köklü bir rota değişikliği kaçınılmazdır.
Bu yazıda öncelikle sürdürülebilir gelişme kavramıyla ilgili dünya genelindeki gelişmeleri kısaca özetleyerek, bu kavramın toplam kalite yönetimi ve yönetişim ilkeleriyle yakın ilişkisi üzerinde duracağım. Daha sonra, Türkiye Kalite Derneği olarak konuyla ilgili girişimleri vurgulamak istiyorum. Son olarak da sürdürülebilir topluma dönüşüm için kurumsal ve bireysel boyutta neler yapılabilir soruları üzerinde duracağım.
Sürdürülebilir gelişme kavramının temelleri, Haziran 1972 de Stockholm de yapılan Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı sırasında atılmıştır. Çevreye karşı sorumluluğun tüm dünya ülkelerince paylaşılması gerektiğinin savunulduğu bu konferansa 113 ülke katılmıştır. Konferansda kabul edilen ve 26 ilkeden oluşan bildirgenin ilk maddesinde İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları temel hakkına sahiptir ilkesi yer almıştır. Toplumsal çıkarların kişisel çıkarların önüne geçeceği bir anlayışla çevre hakkı olgusu dile getirilmiştir. Böylece doğayı sömürü değil, uyum temelinde bugünkü ve gelecek kuşaklar için yaşamaya elverişli kılmak ve herkesin ondan eşit yararlanmasını sağlamak ön plana çıkarılmıştır.
İnsan Çevresi Konferansı sonrasında 1983 yılında, Birleşmiş Milletler genel kurul kararıyla Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu kuruldu. Dünya kaynaklarının kullanımında kuşaklararası hakkaniyeti gözeten, ekonomik ve sosyal gelişmenin çevre ile bağlantısını kuran ilkeler, 1987 yılında Komisyon tarafından yayınlanan Ortak Geleceğimiz başlıklı rapora yansımıştır. Komisyon Başkanı Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland ın adıyla anılan ünlü raporda, giderek ağırlaşan çevresel sorunlar karşısında, kurtuluş yolu olarak, çevresel gelişme ile ekonomik kalkınma arasındaki yaşamsal köprünün kurulması ve gelişmenin sürdürülebilir olması gösterilmektedir.
Brundtland Raporunda sürdürülebilir kalkınmanın amacı, Bugünün gereksinim ve beklentilerini, gelecek kuşakların gereksinim ve beklentilerini karşılama olanaklarından ödün vermeksizin karşılamaktır. olarak tanımlandı.
Stockholm Konferansından 20 yıl sonra, Haziran 1992 de Rio de Janeiro da yapılan ve Yeryüzü Zirvesi olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, o güne kadar yapılan toplantılar arasında en fazla devlet başkanını bir araya getiren bir zirve oldu. 179 ülkenin devlet başkanı ve yetkililerini bir araya getiren konferansın sonunda, Gündem 21 olarak adlandırılan eylem planı ortaya kondu. Bu plan kalkınma ve çevre arasında denge kurulmasını hedefleyen sürdürülebilir gelişme kavramının yaşama geçirilmesine yönelik, küresel uzlaşmanın ve verilen politik sözlerin en üst düzeydeki ifadesidir.
Dört bölümden oluşan Gündem 21, günümüzün ağırlıklı sorunları yanı sıra, 21. yüzyılın tehditlerini kapsamaktadır. Sosyal ve ekonomik boyutların vurgulandığı birinci bölümde, öncelikle gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir gelişmenin hızlandırılması için uluslararası işbirliği üzerinde durulur. Daha sonra sırasıyla, yoksullukla mücadele, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, demografik dinamikler, insan sağlığının korunması, sürdürülebilir insan yerleşimleri gelişmesinin desteklenmesi, karar alma sürecinde çevre ve kalkınmanın bütünleştirilmesi konularına dikkat çekilir. Kalkınma için kaynakların korunması ve yönetimi bölümünde ise, atmosferin, toprak, su kaynaklarının, denizlerin, biyolojik çeşitliliğin korunması, ormansızlaşma, çölleşme ve kuraklık ile mücadele, sürdürülebilir tarımın ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi, biyoteknolojinin çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi, zehirli ve tehlikeli atıkların, katı atıkların ve atıksuların, radyoaktif atıkların çevresel açıdan sağlıklı bir şekilde yönetimi konuları gündemdedir. Temel grupların rollerinin geliştirilmesi bölümünde ise, sürdürülebilir gelişmede kadınlar, çocuklar ve gençlik, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, işçilerin ve işçi sendikalarının, iş çevrelerinin ve sanayinin, çiftçilerin rollerinin güçlendirilmesi konuları işlenmektedir. Uygulama araçları başlıklı dördüncü kısımda ise mali kaynaklar, ulusal mekanizmalar, uluslararası işbirlikleri, bilim, eğitim, öğretim hukuksal boyutlar üzerinde durulmaktadır.
Sürdürülebilir gelişme kavramı, Toplam Kalite Yönetimi (TKY) felsefesinin temel ilkeleriyle de yakından ilgilidir. Herşeyden önce insan odaklı bir olgudur. Sürdürülebilir gelişmenin amacı, herkes için yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve güvenli bir geleceğin sağlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, katılım açısından bakıldığında, en geniş katılımcılık gerektiren alan olduğu görüşü giderek daha çok benimsenmektedir. İşbirlikleri oluşturma da ise konuya küresel boyutta yaklaşılmalıdır. Sürdürülebilir gelişme için küresel uzlaşma ve küresel ortaklık gibi kavramlardan söz edilmektedir. Özetle, TKY yaklaşımında olduğu gibi, insan merkezli bakış açısı, en geniş düzeyde katılım ve işbirliklerinin oluşturulması sürdürülebilir gelişmenin başarısı için temel ilkelerdir. Yönetimin desteği de sürdürülebilir gelişme için olmazsa olmaz kurallardandır. Nitekim Sürdürülebilir gelişme olgusu Birleşmiş Milletler ce benimsenerek, giderek daha çok hükümet tarafından ve diğer kurum ve kuruluşlarca desteklenmeye devam edilmektedir.
Bu çerçevede katılımcılığa ve ortaklıklara dayalı çok aktörlü yönetim anlayışına da önem verilmelidir. Sürdürülebilir gelişmenin yaşama geçirilmesinin ancak yerinden çözümlerle mümkün olacağı, giderek daha iyi anlaşılmaktadır. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları uluslararası düzeyde etkin ve vazgeçilmez ortaklardır. Bu çerçevede geleneksel yönetim anlayışından çağdaş yönetişim (governance) ilkelerine dayalı yeniden yapılanma yerel yönetimlerde giderek daha önem kazanmıştır. Özerk, katılımcı, saydam, hesap verebilir ve etkin yerel yönetimlere olan gereksinim artmaktadır. Türkiye dahil 189 ülkenin Devlet ve Hükümet Başkanlarının katılımıyla Eylül 2009 da New York da gerçekleştirilen BM Liderler Zirvesi toplantısında, 2015 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, kalkınmaya ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik Binyıl Kalkınma Hedefleri belirlendi.
Sürdürülebilir Kalkınma için KalDer in rolü ve çalışmaları Konulan sekiz hedef, aşırı yoksulluğun ve açlık sınırının altında yaşayan kişi sayısının yarıya indirilmesi, herkesin ilk öğrenimini tamamlaması, cinsiyet eşitliği, çocuk ölümlerinin üçte iki oranında azaltılması, gebelik ve doğum esnasındaki anne ölüm oranlarının dörtte üç oranında azaltılması, salgın hastalıklarla mücadele edilmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, kalkınma için küresel bir ortaklık geliştirilmesi şeklindedir. 2002 yılında Güney Afrika nın Johannesburg kentinde düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi ise son on yıl içinde Gündem 21 çerçevesinde yapılanların değerlendirilmesi niteliğini taşımaktadır.
Sürdürülebilir Kalkınma için KalDer in Rolü ve Çalışmaları
Türkiye Kalite Derneği bünyesinde sürdürülebilir kalkınma doğrultusunda gerçekleştirilen girişim, proje ve etkinliklere de kısaca değinelim. Herşeyden önce sürdürülebilir kalkınma kavramı KalDer in misyon, vizyon ve değerlerinin özünde yatmaktadır. 2009 yılında bu yapı daha açık bir şekilde tanımlanmıştır. KalDer in referans olarak kullandığı EFQM Mükemmellik i, Küresel İlkeler Sözleşmesi doğrultusunda düzenlediği etkinlikler, oluşturduğu Yönetimde Kadın Erkek Eşitliği platformu, EFQM Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Çerçevesiyle ilgili eğitim ve girişimler ve 16-18 Kasım 2009 tarihlerinde düzenlenen 18. Kalite Kongresinin Sürdürülebilir Topluma Dönüşüm: Yeni İş Yapma Biçimleri şeklindeki teması, sürdürülebilirlik olgusunun KalDer için önemini açıkca ortaya koymaktadır.
KalDer, 10 Temmuz 2009 tarihinde yaptığı stratejik planlama toplantısında misyon, vizyon ve değerlerini gözden geçirdi. Daha önce Toplam kalite yönetiminin ülke bazında yaygın ve etkin kullanımını sağlayarak dünyada örnek ve önder kuruluş olmak şeklinde belirtilen vizyon içerisine, bu toplantıda, sürdürülebilir kalkınma ve mükemmellik kültürü kavramlarının daha açık bir şekilde yerleştirilmesi önerildi. Bu öneri doğrultusunda, 11 Eylül 2009 tarihinde yapılan 257. Yönetim Kurulu toplantısında vizyon Cumhuriyetimizin 100. yılında sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı çerçevesinde ülkemizi çağdaş yaşam düzeyine ulaştırmak amacı ile, Türkiye nin tüm bölgelerinde mükemmellik kültürünü içselleştirmiş, rekabetçi kurum ve kuruluşlar yaratılmasına katkıda bulunan bir kuruluş olmak. şeklinde güncellenerek onaylandı. KalDer in 2008 yılında kayda geçen değerleri Güvenilir Olmak, İnsana Saygı, Sürekli İyileştirme ve Gönüllülük . Misyonu ise Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek, ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak. KalDer in referans olarak kullandığı EFQM Mükemmellik i nin 8 ilkesinden birisi Sürdürülebilir Gelecek için Sorumluluk Alma dır. 2010 i olarak güncellenen yeni şekliyle, daha önce toplumsal sorumluluk olarak adlandırılan ilke daha belirgin şekle sokulmuş ve yaşamsal bir zorunluluk şekline dönüşmüştür. Mükemmel kuruluşlar, kültürlerinin özünü yerleşmiş etik anlayış ve açıkça tanımlanmış kurumsal değerlerle, ekonomik, toplumsal ve çevresel sürdürülebilirliği gerçekleştirirler. Kısa erimli kazançlarla yetinmez, uygun olan her yerde, uzun erimli gereksinimleri karşılamak üzere kaynak ayırırlar ve rekabet güçlerini sürdürürler. Uygulamada, bütünsel bir bakışla ürün yaşam çevrimlerinin ve hizmetlerinin kamu sağlığına, güvenliğe ve çevreye etkilerini dikkate aldıklarını gösterirler. Mükemmel kuruluşlarda çalışanlar için güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı sağlanması ve çalışanların dürüstlük ve yüksek etik standartlar çerçevesinde davranmaları kaçınılmazdır. Çalışanlar ve diğer paydaşlar toplumsal sorumluluk etkinliklerine katılmaya cesaretlendirilir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ın Ocak 1999 da Davos da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumunda iş dünyasının liderleriyle paylaştığı Küresel İlkeler Sözleşmesi (KİS), Türkiye de ilk olarak 29 Mayıs 2002 de KalDer tarafından imzalanmıştır. Katılımcı sayısı Kasım 2009 da 130 ülkeden 6700 e ulaşmıştır. Türkiye den ise 160 katılım vardır. Sözleşmede insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele ana başlıkları altında toplam 10 ilke yer almaktadır. Çalışma standartları başlığı altında sendikalaşma ve toplu sözleşme özgürlüğü, zorla işçi çalıştırma uygulamasına son verilmesi, çocuk işçilerin çalıştırılmasına son verilmesi, iş gücünde ayrımcılık yapılmaması şeklinde dört ilke sıralanıyor. Çevreye ilişkin üç ilke ise, iş dünyası çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemeli, çevresel sorumluluğu artıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermeli, çevre dostu teknolojilerin gelişmesini ve yaygınlaşmasını desteklemeli şeklindedir. KalDer, Kasım 2007 de düzenlenen 16. Kalite Kongresinin Liderler Zirvesinde Sayın Kofi Annan ın da katılımıyla Küresel İlkeler Sözleşmesi imza töreni düzenleyerek, KSS ve sürdürülebilir kalkınmanın bir kurum politikası olarak benimsenmesi konusunda çabalarını sürdürmüştür.
KalDer, KİS çerçevesinde Yönetimde Kadın Erkek Eşitliği konusunda bir dizi çalıştay düzenlemiş, Yönetim Kadının Hakkıdır temasıyla bir bildirge hazırlamış ve bu alanda kurumsal karnenin belirlenmesi için bir taslak geliştirerek anket çalışması gerçekleştirmiştir. Bu projeyle ilgili çalışmalar devam etmektedir. Bu yıl gerçekleştireceğimiz 18. Kalite Kongresi nin teması Sürdürülebilir Topluma Dönüşüm–Yeni İş Yapma Biçimleri şeklindedir. Ekonomik durgunluk ve iklim değişikliğinin toplumun sürdürülebilirliğini tarih boyunca olmadığı kadar tehdit ediyor. Bu küresel soruna ancak küresel düzlemde, uluslararası kuruluşlar, ulus devletler, sivil toplum örgütleri, sorumlu kurumlar ve bireyler olarak çözümler üretebiliriz. Tüm kurumlar için sistemli ve bütünsel yaklaşımlarla kalıcı başarılar yaratma özgörevi ile KalDer olarak, kısa ve orta vadede beklenebilecek dönüşümleri tetikleyecek paradigma değişikliklerini, oluşacak kurallar sistemini anlamamızı ve olası değişimlerin kuruluşlar ve bireyler üzerindeki etkilerini öngörebilmemizi sağlayacak yaklaşımlar 18. Kalite Kongresi nde tartışılacaktır.
Sürdürülebilir Topluma Dönüşmek
KİS ve KSS anlayışları, kurum ve kuruluşların Sürdürülebilirlik Politikası nın ana eksenlerini oluşturmalıdır. KSS, kurumların hesap verebilirlikleri ve paydaşlarına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirebilmeleri olarak değerlendirilmelidir. Sürdürülebilir kurum olabilmenin kriterleri arasında KİS yanısıra, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi ve Uluslararası Sosyal Hesap Verebilirlik Kurumu tarafından oluşturulan SA8000 standartı sayılabilir. Sorunları tasarım aşamasında çözmek en akılcı yaklaşım olarak bilinir. Kalite düşünürlerinden Taguchi, kalitesizliği topluma verilen zarar olarak tanımlar. Bu nedenle öncelikle Zarar vermeme ilkesi en etkin yaklaşımdır. Sürdürülebilirlik için tasarım konusunda bilinçlenme sağlanmalıdır.
Geçmişte aldıkları yanlış kararlar nedeniyle çevreye zarar verenler, verdikleri zararı tazmin etmelidirler Kirleten Öder ilkesi ne kadar çok benimsenirse, enerji tasarrufu, kaynak verimliliği de o ölçüde özendirilir. Günümüz teknolojisiyle emisyonların ve kaynak kullanım düzeylerinin izini çok daha kesin bir biçimde sürmek mümkün. Her fabrika bacasından, hatta her otomobilin egzozundan çıkan gazlar izlenebilir ve ölçülebilir. Her sürücüye ay sonlarında bir otomobil kirliliği faturası gönderildiğini düşünelim. Daha az yakıt tüketen ve daha temiz otomobil kullanmamızı özendirmek için, çevreye verdiğimiz zararın karşılığının istenmesinden daha iyi bir yol olabilir mi?
İsrafın önlenmesi hızla tüketilen kısıtlı kaynakların daha bilinçli kullanılması için son derece önemlidir. Bu konuda bilinçlenme ve eğitim küçük yaşlarda verilmelidir.
Bugün dünyanın geleceğine ne yatırım yaptım sorusu hepimiz tarafından sürekli sorulmalıdır. Suyu daha tasarruflu harcamak, elektriği en az düzeyde kullanmak dünyadaki ekolojik ayak izimizi azaltmak için sürekli çaba harcamalıyız.
Şimdi geleceğimizi güvence altına alabilmek amacıyla sürekli iyileştirme çabalarının ve iyi uygulamaları paylaşmanın tam zamanı.