SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   23 Mayıs 2012, Çarşamba

Ekim 2009 Sayısı

Yıl : 6 | Sayı : 66

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     Arşiv
     İletişim

http://www.ankiros.com


http://maktekfuari.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 



























 

İSİDEF Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal: Toplumlar kültürleriyle, teknolojileriyle ve sistemleriyle gelişmişliklerini belirler

İSİDEF- İstanbul Sanayaci ve İşadamları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sandal, sanayimizi ve sanayicilerimizi ilgilendiren birçok önemli konuyu okuyucularımızla paylaştı.

SUBCONTURKEY: İSİDEFe kayıtlı kaç üyeniz var?

Mehmet Sandal: İSİDEFde 8 dernek kayıtlı. Bu derneklere kayıtlı 600 üye var. Potansiyel olarak da KOBİ ölçekli 4500 kadar firma var. Bu dernekler; San-Der 3.Bölge Sanayici ve İşadamları Derneği, HASİAD-Hadımköy Sanayici ve İşadamları Derneği, ÇASİAD-Çatalca Sanayici ve İşadamları Derneği, BEYSİAD-Beylikdüzü Sanayici ve İşadamları Derneği, ESİDER-Esenyurt Sanayici ve İşadamları Derneği, ESİAD-Eminönü Sanayici ve İşadamları Derneği, KSİAD-Küçükçekmece Sanayici ve İşadamları Derneği ve SİLİVRİSİAD-Silivri Sanayici ve İşadamları Derneğidir. Türkiye genelinde İSİDEF, potansiyeli en yüksek federasyonlardan biridir.

SUBCONTURKEY: Peki bu 8 derneğin ne kadar cirosu, ne kadar istihdamları gibi bilgiler var mı?

Mehmet Sandal: Bunlarla ilgili elimizde net bilgiler yok. Birkaç değişik yerlerde bunları ifade ettim. Bundan 4 sene önce KOSGEBte bu bölgeye ait bir proje çalışması başlatmıştık. Bir envanter çıkarmak için yola çıktık. Bana göre çok iyi bir çalışmaydı. Çünkü 50ye yakın üniversite öğrencisini görevlendirdik, onları anketör olarak eğittik. Sanayicimize şunu söyledik, mümkünse bir yarım saatinizi istiyoruz. Yazı yazmanızı bile istemiyoruz, gelen kişi yazısını yazacak, siz ne söylüyorsunuz kaydına geçecek. Üyesiyseniz KOSGEB havuzuna dahil olacaksınız dedik. KOSGEBle yaptığımız anlaşmada o anketörlerden gelen bilgileri direkt havuza atma noktasında mutabık kalmıştık. Bunu da üyelerimize duyurmuştuk. Benim çok demoralize olduğum bir çalışma oldu. Çok kapıdan dönen anketörümüz oldu. Projenin de başarılı olmasını ortadan kaldırmış oldular. Ama hep gönlümüzde yine böyle bir çalışmayı başlatmak var. Bir bölgenin envanterinin çıkarılmış olması bizim uzun vadeli önümüze koyduğumuz yapılması gereken işler veya yeni projeler anlamında da çok önemli kriterleri verecek, bu bilgiler bize yol gösterecek. Biz de çok farklı şeyleri yapabilme imkanına sahip olacağız.

Bir bölgede hangi sanayiye önem verileceği, hangi sektörlerin daha faydalı olacağı gibi sonuçları çıkaracak envanter elimizde maalesef yok. Gerek bizim gibi sivil kuruluşlar olsun gerekse devlet olsun bu tür çalışmayı biran önce başlatmalı. Sivil toplum kuruluşlarını herkes önemsiyor, herkes önemli olduğunu vurguluyor, sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili olumsuz bir konuşma yapanı ben daha duymadım. Fakat iş icraata geldiğinde şunu görüyoruz; bizim gibi alt kademede olan insanlar olarak bize çok fazla inilmediği konusunda hemfikirlik var. Alt kademe görev yapan insanların neler katabileceğini, hangi destekleri verebileceğini kimse sorgulamıyor bile. Dolayısıyla KOSGEB bize bu anlamda gerçekten çok önemli destekleri veren bir kurum, bunu her yerde her zaman belirtiyoruz. Ama bir yere kadar, yeterli olmuyor. Bu uygulama sırasında ben birkaç belediyeye gittim, bize birkaç zabıta vermelerini istedim. Bu meseleyi aşmak adına biz zabıta ile birlikte gidelim ve bu bilgileri isteyelim dedim. Bu bilgiler belediyeler içinde çok önemli. Çünkü belediyelerin en önemli gelir kaynaklarından bir tanesi o bölgedeki sanayi kuruluşları ve sanayiciler.

İşkur projeleri içerisinde sanayici yok

Federasyon olarak tenkit ettiğimiz bir olay daha var. Belediyeler, görevleri içerisinde işkur projeleri yapıyor. Ama bu proje içerisinde sanayici yok. Halbuki bu eğitimin sonunda kişilerin gireceği yer sanayi. Sanayici, yerel yönetim ve işkur ortaklaşa bir proje yürütmeye başlamışsa ve eğitmen olarak da sanayiciyi kullandığınızı varsayarsanız ortaya çok farklı bir tablo çıkıyor. Eğiten, eğittiğini alan veya ne eğiteceğini talep eden bir ilişki doğuyor ortaya. İşte bunun sonucunda bir artı çıkar. Sanayiciye rağmen eğitim gibi bir anlayışın doğru olmayacağını düşünüyoruz. Biz bu işe gönüllüyüz, böyle bir talep olursa da geliriz. Ama maalesef kimse böyle bir talepte bulunmuyor.

İnsanlar anlamak istedikleri kadarını anlıyor

SUBCONTURKEY: Toplumumuzda gördüğünüz eksiklikler nelerdir?

Mehmet Sandal: Mustafa Balbayın güzel bir lafı vardır: Benim anlattıklarım senin anladığın kadardır. Dolayısıyla bizde insanlara çok şeyi anlatıyoruz ve şunu görüyoruz; insanlar anlamak istedikleri kadarını anlıyorlar. Hiçbir zaman kendi işlerine gelmeyen bir konu üzerine ne kafa yoruyorlar ne de herhangi bir yorum yapıyorlar. Halbuki madem biz toplum adına bir yola çıktık, bazen bizim işimize gelmeyen bir konuyu da işleyebilecek cesareti de göstermek gerekir. Çok aykırı konuşmalar da yapıyorum bazı yerlerde ama konuşmamalıydım diyorum. Çünkü insanlar duyarsız. Duyarlı olması gerektiği konularda toplumun duyarsız kalması sonucunda da kendiniz demoralize oluyorsunuz. Biz geçmişimizi toplum olarak önemsemedik. Örnek vermek gerekirse, Anzaklar, 1915 yılında ölen dedelerinin mezarlarına binlerce kişi ciddi paralar harcayarak ziyarete geliyor. Ben dedemin mezarına daha gitmedim, annem dedemin mezarına gitmemiş. Annenin mezarı ziyaret etmediği bir toplumda çocuğun ziyaret etmesini kimse bekleyemez. Bu kendimden bir örnekti.

En büyük kayıp zamandır

Toplumumuzda en önemli özelliklerimizden biri de günü kurtarma politikasıdır. Kişisel olarak da öyleyizdir. Yarına bir tarih koyamıyoruz. Aksiyon planı yapmıyoruz, sonuçta da ne yapılacak şeyi ne de yapılacak tarihi belirleyebiliriz. Yine kötü taraflarımızdan biri konuştuklarımızı kayıt altına almamamızdır. İnanılmaz bir şekilde bir konu tekrar tekrar gündeme gelir. Bu da aslında çok ciddi bir zaman kaybına uğratır. En büyük kayıp zamandır.

ISO 9000 şunu der; bir şey yaparken kayda alın der. Sonuçlarına bakın eğer doğru bir sonuçsa, bir daha yaparken kayda aldığınız şekilde yapın ki aynı sonucu elde edebilirsiniz. Veya sonuç yanlış olmuşsa, bu kayıtta düzeltmelerinizi yapın, ikinci kez yapıldığında düzeltilmiş bir şekilde yapın ki sonuç doğru çıksın. Bu anlamda baktığımızda bizde geriye doğru kimse bakmadığı için yanlışları tekrarlamaya devam ediyoruz. Yanlış yapmaktan korkma ama yanlışı iki kere yapma. Toplumda her şey mükerrerlik olarak devam edip gidiyor.

İlk emir bize oku diye gelmiş. Dinlemeyi okumaya tercih ediyoruz. Herkes dinlediği için kulaktan dolma bilgilerle biz kendimizi idare etmeye veya eğitimimizi bunla tamamlamaya çalışıyor ki en büyük yanlışlıklarımızdan biride budur. Okumamakta bizim en büyük sorunumuz.

Toplumlar kültürleriyle, teknolojileriyle ve sistemleriyle gelişmişliklerini belirler

Herkes mutlaka en az bir iki sivil toplum kuruluşuna üye olmalıdır. Bunun nedeni çok net. Güzel bir tabir var; Toplumlar kültürleriyle, teknolojileriyle ve sistemleriyle gelişmişliklerini belirler. Bunun en belirgin göstergelerinden biri de sivil toplum kuruluşlarının varlığı ve buradaki üye sayılarıdır. Gelişmiş ülkelerde nüfusun 7-8 katına varan üyeyi barındıran sivil toplum kuruluşları vardır. İnsanlar bunun sonuçları itibariyle kendi toplumsal yaşantılarını düzenleyici veya siyasetçileri ve iktidarı belli ölçülerde etkileyici veya frenleyici bir görev gördüğünün farkına varmışlardır. Bizde ise hep güçten yana anlayış vardır. Genel anlamda bana bir şey verir mi diye kimse düşünmüyor, benden ne ister diye düşünüyor. Bizim bunları aşabileceğimizi düşünüyorum, öncelikle güveni sağlamamız gerekiyor.

İşletme sermayesi yüzünden fabrika kapatan sanayicilerimiz var

SUBCONTURKEY: Cansuyu kredisi ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Sanayiciler bu krediden yararlanabildi mi?

Mehmet Sandal: Konu güncelliğini yitirdi. Yeni yatırımları bırakın mevcut yatırımlara bakın. Atıllarını harekete geçirmemiz gerekir diye daha öncede söylemiştim. Daha önce de basın bildirisi ile bunu yayınlamıştık. Bu Türkiyenin gerçeği ben sadece buna tercümanlık etmiş oldum. Teşekkür anlamında arayan çok oldu ama bir tanesi benim için çok çarpıcıydı. Bir sanayicimiz Murat Bey biz bu derdimizi anlatamadık dedi. Ben şuanda fabrikama giremiyorum, önünden geçiyorum içerisine giremiyorum, dayanamıyorum ağlıyorum dedi. Yıllarımı verdiğim bir işi kapatmak zorunda kaldım dedi. Bana 150 milyar işletme kredisi verilseydi ben bu fabrikayı kapatmayacaktım dedi. Buradan yola çıkmak lazım. Bu duruma düşmüş o kadar çok sanayicimiz varki. İşletme sermayesizlikten dolayı fabrika kapatmak zorunda kaldı sanayicimiz. 3 ay önce kendini dünyaya açmaya çalışan, bununla ilgili hiçbir masraftan kaçınmayan bir anlayışın, 3 ay sonra gazete alacak param bile yok diyecek duruma düşmüş olan bir sanayiciyi bizlerin oturup düşünmesi, buraya nerden ve nasıl geldik sorusunu mutlaka sorgulaması gerektiğine de inanıyorum. Adı üzerinde cansuyu kredisi ama SSK borcu olmayan, vergi borcu olmayan insanlara bunu verme gibi çok önemli yanlışlar yapıldı.

Herkes bir parça elini taşın altına koymak zorunda

Cansuyu kredisi verilen birçok kişiden SSK ve vergi borcu kesildi. İşletmesi için lazım olan parayı sanki borç ödeme gibi algılandı. Bizim buradaki söylemimiz şuydu; SSK ve vergi borçlarını belli sanayiler için en azından uzun vadeye yayma çözümü üretebilirdi. Sanayici uzun yıllardır bırakın uzun vadeli krediyi orta vadeli kredi bile kullanamıyor. Çünkü bankalarda böyle kredi yok. Artık 5 yıllık, 10 yıllık kredi kullanabilmek hayal oldu. Bir ara konuşulmuştu, makina yatırımlarının da kredilendirilebilir, teminat olarak gösterilmesiyle ilgili ki bu bile doğru dürüst çalışmıyor. Sanayici parası varsa ya makinaya yada binasına yatırıyor. Binası ve makinası için milyonlarca dolar yatıracak ve ondan sonra 150 milyar için işletmesini çalıştıramayacak bir duruma düştüğünü veya 150 milyarlık kredi alamayacak duruma düştüğünü düşünün. Bu çok acı bir şey. Bunu çok iyi anlamak ve işlemek gerekiyor. Kendimizi gerektiği gibi ifade edemediğimizi düşünüyorum. Yani birileri bizi ya dinlemiyor yada bizim kendimizi anlatmakta ifade eksikliğimiz var. Bunları seslendirmek gerekiyor.

Amaç bilgi almak mı şov yapmak mı? Herkes şov yapmanın peşinde

SUBCONTURKEY: Bunları yeterince seslendiremediniz mi?

Mehmet Sandal: Sivil toplum kuruluşları olarak konuşmacı gelecekse kafa sayısına göre geliyor. Bölge için bilgi almak isteniyorsa 5 kişi getireyim bütün bilgiyi vereyim diyorum. Amaç bilgi almak mı şov yapmak mı? Bende şunu söylüyorum herkes şov yapmanın peşinde. Kimsenin problemleri masaya koymak, problemlere çözüm üretmek gibi ne talebi ne de isteği var. Seçim önceleri partilerle yaptığımız görüşmelerde seçim sonrası için her 3 ayda bir toplantı yapma kararı almıştık. Son seçimlerin üzerinden 2,5 yıl geçmesine rağmen hala toplanmadık. Gelin sizin de dertlerinizi dinleyelim diyen bir milletvekili yok. Onlarda aynı şeyi söylüyor. Kaç kişi topluyorsanız biz ona göre gelelim. Yani 10 kişi toplayabiliyorsanız kimse sizin kapınızı bile çalmıyor. Ben toplum adına sözcülük görevi almışım. Ben bir kişiyim. Bir kişinin bile söyleyeceği çok şey vardır. Önemli olan dinlemesini bilmekse eğer birilerinin gelip seni dinlemesi gerekir. Özellikle burada bölge milletvekillerine sesleniyorum. Bizimle ilgili ne yaptıklarını bize anlatsınlar, biz bilmiyoruz veya biz ne bekliyoruz onlardan öğrenmek için kapımızı çalsınlar. Çay içmeye kahve içmeye gelsinler, illa şaşaalı şeyler yapmaya gerek yok. Bu sadece benim bölgem için geçerli değil, Türkiyenin geneli de böyle. Biz ancak problemleri masaya koyduğumuz, buna çözüm önerilerini sıraladığımız, belli öncelikler verdiğimiz ve bu öncelikleri yapacakları belirlediğimiz zaman çözebileceğimizi bilmeliyiz. Bunun dışında bir yöntem de yok kural da yok. Bu kriz, birçok çözümü belli bir program dahilinde yürütüldüğü takdirde aşılabilir.

SUBCONTURKEY: KOBİlerin derdi krizden nasıl çıkarım? Bunun için neler söyleyebilirsiniz?

Mehmet Sandal: Kriz, sadece ülkemizin meselesi olmaktan çıktı, dünyayı da iyi analiz etmek gerekiyor.  2007den beri bu kriz geliyorum dedi. Biz krize karşı neler yaptık veya yapmadık. Şu günlerde reklamlar çıktı, alınki ekonomi yürüsün. Sıkışıklığın en önemli nedenlerinden birisi finansman sorunudur. Bu kriz, birçok çözümü belli bir program dahilinde yürütüldüğü takdirde aşılabilir. Bir taraftan da içeride kısıtlamalar var, üretim kısıtlanıyor. İthalatımız sonuna kadar açık, sınır ve limiti yok. Güncel bir olay anlatmak isterim. Biz elektrik malzemeleri üretiyoruz. TEDAŞ en büyük alıcımızdır. TEDAŞ, Ağustos 2009dan itibaren Tip testi olmayan hiçbir elektrik malzemesini almıyoruz dedi, buna bağlı olarak TSE de tip testini istiyoruz dedi. Fakat bir şeyi hazırlamadan bir şey koymanın bedelinin ne olduğunun hesabını kimse yapmadı. Bugün Türkiyenin kendi imkanlarıyla bu tip testlerini yapacak kapasitesi yok. Yıllardır bu konu konuşulur, bunu üniversitelerden TSEye kadar herkes bilir. TSE bunu laboratuar olarak kurması gereken kurumdur ama kurmamıştır ve biz yıllardır yurtdışına milyonlarca Euro test paraları öderiz. Biz bugüne kadar olmazsa olmazları yurtdışında dünyalarca para verip yaptırdık, bazılarını da Türkiyede kabul edilenleri burada yaptırdık. Ağustosun birinden itibaren Türkiyede yapılanları kabul etmiyorum dedi. Yani bu şu anlama geliyor sizin kendinize olan güveniniz yok anlamına geliyor. TEDAŞ, bu uygulamanın süresini uzattı fakat TSE uyguladı ve bizim Ağustosun birinden itibaren TSE belgelerimiz, garanti raporlarımız askıda. Tek başıma bunu benim yaptırmam için 100 bin dolar vermem lazım. 100 bin doları kazanmam içinde 5 yıl çalışmam gerekiyor. Bizde diyoruz ki, bunu biran önce oluşturun, yada oluşturana kadar Türkiyede üniversitenin yaptığını kabul edin. Sesimizi kimse duymuyor. TSE bize bir yazın, komisyonda inceleyim diyor. Bu fiili yaşadığımız çok yakın tarihli bir örnek. Buna benzer birçok sektörde de aynı sorunlar yaşanıyor.

Yine elektrik malzemelerinde TSEye bağlı olması gereken ürünler TSE kontrolsüz Türkiyeye geliyor ve direkt satılıyor. 1 dolara Türkiyeye gelen ayakkabı var. Böyle olunca da: bir, devletten vergi kaçırılıyor. İki, Türkiyedeki sanayici öldürülüyor, istihdam bitiyor, devletin istihdamdan dolayı da bir kaybı oluşuyor. Üç, bunları durdurduğunuzda gelişmenizle ilgili bütün parametreleri durdurmuş oluyorsunuz. Dört, Türkiyede ürettiğiniz birçok hammaddeyi de değerlendirme imkanlarından yoksun kalıyorsunuz. Sırf denetimsizlikten bu kadar çok olumsuzluğa göz yummak bana göre devlete ve millete ihanetten başka bir şey değildir. Bu kişisel görüşümdür. Sonuçta kaybeden bu ülkeyse ben bunu hainlikle ifade edebiliyorum. Amerikayı yeniden keşfetmeye de gerek yok, Fransanın, Hollandanın uyguladığı yöntemler var. Bizde bu yöntemleri uygulayabiliriz. Mesela peynir üreticisi Hollandaya sizin peynir sokmanız serbest ama sizin toplayacağınız belgelerle oraya peynir sokmanız mümkün değil. Önemli olan ticarette sürekliliktir, siz vermek istediğiniz malı 15 günde veremezseniz cazibesi de gider. Yapılması gereken yasak değil, disipline etmekti, biz bunu talep ettik ama ya tam anlatamadık ya da anlaşılmadı. Biz Türkiyede sanayiyi yok ettik ve anlayış başka sektörlere geçin oldu. Bir atölyenin nasıl kurulduğunu atölye kurandan dinlemek gerekir. Fabrika demiyorum atölye kurandan bahsediyorum. Denetimi ve kuralları iyi koyarsanız, hem sanayinizi, istihdamı korumuş olursunuz hem de içerideki dinamikleri yaşatmış olursunuz ve bundan da millet ve devlet kazanır. Bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Sanayicinin birçok sorunu var, bunlardan biri de ruhsat sorunudur. 27 maddeden oluşan bir ruhsatlandırmayla uğraşıyorsunuz ve hepsini oluşturmak gibi bir şansınız yok. İşletme ruhsatı sorununu da biz çok dile getirdik.

SUBCONTURKEY: Ülkemizde nasıl bir yatırım ve işletme modeli olmalıdır?

Mehmet Sandal: Dünyadaki uygulama tek ve net. Planlama olmadan kazma vurulmaz. Planlama da şudur; devlet yerleşim alanı açar, bu alanda oturulacakları besleyecek sanayisinin nerede ve ne şekilde kurulacağıyla ilgili belirlemeyi yapar. Trafik, altyapı, 30 yıl sonraki nüfusu öngörür ve buna göre bir planlama yapar. Yatırım ise daha sonra olur. Bizde ise hep tam tersi olur. Türkiyenin 1950 den sonra kaderi hep böyle olmuştur. Atatürk döneminde ise bu planda çalışılmıştır. Sümerbankı pamuğu nereden kolay getirebilecekse oraya kurmuştur. Sanayici için nasıl para kazanır diye şöyle bir anekdot anlatır: Sanayici önce şehir dışında bir fabrika yapar ve üretim yapmaya başlar. Yıllarca oraya yatırım yapar. Sonra bir bakar ki etrafı ev dolmuş, sanayi arsası 2 iken 100 olmuş ve orayı satar zengin olur. Para kazanma derken böyle anlatılır ve doğrudur. Düşünün elektriğini suyunu kendisi getiriyor, dünyada örneği yok. Halbuki tersi olması gerekir, enerji kapınıza gelir oradan alırsınız. Ciddi paralarda harcıyorsunuz bunun için. Ülkeye katkı anlamında onu da şikayet etmiyoruz ama günün birinde hadi buradan gidin diyorlar. Bu bakımdan yerleşiminde bir sınırı olması gerekiyor.

Dengeli ve adaletli bir paylaşım gerekiyor

SUBCONTURKEY: 2010 yılında sanayide ve ekonomide neler yaşanabilir?

Mehmet Sandal: Bunu kendi firmamla ilişkilendirerek cevaplamak en doğrusu olacak. Bu krizi bizde 2007de gördük ve kısmen önlemlerimizi almaya başladık. 2008de çalışanlarımızla oturup fikir alışverişinde bulunup belli kararlar aldık. En az fireyle kapasitemizin %40 düşeceğini öngörmüştük. O zamanki öngörülerimizden biri de bu krizin 2009da bitmeyeceğiydi. 2010un ikinci yarısı kısmen toparlanma başlayacağını konuşmuştuk ve bütün stratejimizi de buna göre kurduk. Bizim şirketimizde güveni tam anlamında oturttuğumuzu düşünüyoruz. Dengeli ve adaletli bir paylaşım yapabilirse bu ülke üstünden kalkamayacağı bir kriz yok. Böyle olmazsa zaten bu kriz birçok değerimizi de alır götürür. Herkes bir parça elini taşın altına koymak zorunda.

SUBCONTURKEY: Son olarak sanayicilere vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Mehmet Sandal: Çok kısa olarak her şeyi okusunlar. Önlerine gelen hiçbir şeyi okumadan imzalamasınlar. Özellikle kredi sözleşmelerini okumadan imzalamasınlar. Alternatiflerini çoğaltsınlar. En önemli sorunlarına sahip çıkacak bir aktivite, sunum, söyleşi varsa görev almasalar bile katılım göstersinler. Dediğimiz gibi bu katılım sayesinde sesimizi duyurmak kolaylaşıyor.

Türkiyenin yıldızları, İstanbulun devleri ödül töreni

İSİDEF (İstanbul Sanayici ve İşadamı Dernekleri Federasyonu) tarafından organize edilen, İstanbul Sanayi Odasının her yıl açıkladığı Türkiyenin en büyük ilk 500 Sanayi Kuruluşu listesine giren firmalardan İstanbulda faaliyeti bulunan 214 Sanayi Kuruluşuna ödül verilmek üzere davet yapılmış ve bunlardan 98 tanesi olumlu yanıt vermiştir.

02.10.2009 tarihinde İstanbul Tüyap Fuar ve Kongre merkezinde gerçekleştirilen ödül törenine ödül almak için 94 Kuruluş temsilcisi 130 üst düzey yöneticiyle katılım sağlamıştır. İSİDEF üyesi sanayici ve bölge sanayicilerinde yoğun ilgi gösterdiği geceye hükümet kanadı ne yazık ki temsil edilmemiştir. Geceye Büyükçekmece, Arnavutköy ve Beylikdüzü Kaymakamları ile Esenyurt Belediye Başkanı Nemci Kadıoğlu ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu yetkilisi katıldı. Gece canlı müzik eşliğinde verilen kokteylle başladı. Daha sonra ödül törenine geçildi. Gece ödüllerin dağıtılması ve toplu hatıra fotoğrafının çekilmesi ile sona erdi.

 

  İlgili Haberler

 

Beyaz Eşya ve Elektrikli ev Aletleri İmalatçılarına Yeni İhracat Kapıları Açıldı
6. KOBİ ler ve Verimlilik Kongresi, 17-18 Kasım da Dedeman Otel de yapıldı
1923 Ruhu İSİDEFle yaşatılıyor

  İlgili Yazılar

 

İlgili yazı bulunamadı!
 

http://www.commercial-vehicles-turkey.com/?referer=Subcon

http://www.cnrsubconist.com/content/tr_index.asp








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi