Türkiyede ana sanayi ve yan sanayi, özellikle 1980 sonrasında benimsenen sanayileşme stratejileri ve uygulanan ekonomi politikalarıyla belirli bir ivme kazanmıştır. Bu dönemde piyasa ekonomisinin ilke ve esaslarının geliştirilmesi sektörde önemli gelişmeler kaydedilmesini sağlamıştır.
Hepimizin bildiği gibi Türk Yan Sanayi ağırlıklı olarak özel sektör faaliyetlerinden oluşmaktadır. İmalat sanayinde üretimin %80inden fazlası ve sermaye yatırımlarının yaklaşık %95i özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda, KOBİ olarak tanımlanan yan sanayicilerimiz genel sanayi içerisinde önemli bir yapı taşı olarak kendini göstermiştir. Burada yola çıkarak şu tespitte bulunabiliriz: Ekonomimizin kalbi sanayimiz, sanayimizin kalbi ise özel sektör ve girişimci iş adamlarımızdır.
Yan sanayici firmalarımızın yaptığı modernizasyon yatırımları sayesinde rekabet gücü gelişmiştir. Ayrıca AB teknik mevzuatına uyum çalışmaları da dış ticaretten tüketicinin korunmasına, gümrüklerden sınai mülkiyet haklarına kadar pek çok alanda sektörü daha donanımlı kılmıştır.
Elbette yan sanayimizin sorunları da bulunmaktadır. Bu sorunların başında yetersiz sermaye birikimi, temel girdilerdeki yüksek maliyetler, yenilik ve yeni teknoloji üretmedeki yetersizlikler gelmektedir.
Daha ayrıntılı olarak baktığımızda ise en çok, bürokrasinin fazlalığı, yetersiz Ar-Ge harcamaları, tasarım ve marka oluşturmadaki eksiklikler ve finansman ihtiyacı sıkıntı olarak görülmektedir. Ayrıca yan sanayimizdeki etkin olmayan pazarlama hizmetleri, kalifiye çalışan sayısının beklenen seviyede olmaması, düşük ölçekli kapasiteler ve kalite ile çevre bilincindeki eksiklik de ivedilikle çözülmesi gereken sorunlar arasındadır.
Sonuç olarak küçük ölçekli yan sanayi işletmeleri ise sınırlı kapasiteleri ve organize olamayan yapıları nedeniyle verimlilik, kalite, pazarlama, teknik bilgi ve finansman alanlarında ciddi sıkıntılar yaşamaktadır.
Sanayimizin ve yan sanayimizin mekansal dağılımına baktığımızda işletmelerin bölgesel dağılımlarının dengeli olmadığını görüyoruz. Sektör, daha çok Türkiyenin sanayi katma değerinin % 51,8ini oluşturan Marmara Bölgesinde yoğunlaşmaktadır.
Diğer yandan, küresel anlamda bu sektörde yoğun bir rekabet sürmektedir. Ancak, hem dünyada hem de ülkemizde rekabet ortamını iyi analiz eden yan sanayi firmalarımız da bulunmaktadır. Bu firmalar, müşterilerinin ihtiyaç ve talepleri ile örtüşen yapılanmalara giderek başarı sağlamışlardır. Böylece kendilerini yenileyerek, zorlu rekabetçi piyasalarda etkin roller elde etmişlerdir. Bugün itibariyle yan sanayimiz, zorlu ekonomik şartlarda verdikleri mücadeleyle gurur kaynağımız olmuşlardır.
Dünyadaki diğer örnekleri gibi Türk yan sanayi sektörü de, ana sanayi müşterilerine bağımlıdırlar. Yan sanayi sektörlerinin bağımlı olduğu sanayi kollarının başlıcalarını ise taşıt araçları, beyaz eşya ve dayanıklı tüketim malları, makine imalatı, elektrik, elektronik, elektromekanik ve savunma sanayileri oluşturmaktadır. Bu sanayi kollarının içinde ise kuşkusuz otomotiv yan sanayisi başı çekmektedir.
Otomotiv yan sanayimiz, bugün Türkiyede üretilen taşıt araçları için gerekli olan yedek parçaların tamamını karşılayabilecek düzeydedir. Benzer şekilde beyaz eşya, makine, elektrik, elektromekanik gibi önemli sektörlerdeki yan sanayicilerimiz de kalite ve rekabet güçlerini tüm dünyada kanıtlamış durumdadırlar.
Ülkemizde yan sanayi alanında yer alan tedarikçilerin çoğu küçük ölçekli, KOBİ konumundadır. Türk yan sanayisi birçok ithal ürün için de parça temin eden ve ihracatta küçümsenmeyecek miktarda döviz girdisi sağlayan bir kabiliyete sahiptir. Bu anlamda yan sanayimizin, sürekli ve dinamik bir gelişim içinde olduğunu söyleyebiliriz.
Şunu hiçbir zaman unutmamak ve ona göre politikalar üretmek zorundayız: Bir ülkenin gelişip kalkınması yan sanayisinin de güçlü olmasına bağladır. Yan sanayinin rekabet gücünün arttırılıp sürekli kılınabilmesi için ise ana sanayi ile yan sanayi arasında tam bir entegrasyonun sağlanması gereklidir. Bunun için ana-yan sanayi ilişkisinin sadece parça satın alınması boyutunda düşünülmemesi elzemdir. Bu ilişki biçimi, geniş ölçekte oluşturulmalı ve tasarım dahil tüm süreçleri kapsayacak bir işbirliği ve entegrasyonu kapsamalıdır.
Son olarak yan sanayimizi daha da güçlü ve rekabetçi kılmak için yapılması gerekenlerle ilgili görüşlerimi belirtmek isterim: Öncelikle mevcut sanayi ve yan sanayi politikalarımızda yeni bir açılıma gidilmesi gereklidir. Ancak yapılacak bu açılımlarla oluşacak yeni politikalar, hem rekabet gücümüzün hem de dolaylı olarak ihracatımızın arttırılmasını sağlayacaktır.
Ayrıca yan sanayicilerimizin yeni talep kaynaklarına ve ihracat imkanlarına ulaşması sağlanmalıdır. Yatırımların teşvik edilmesine devam edilmelidir. İmalat sanayinde, bilgi ve iletişim teknolojileri başta olmak üzere yeni ürün ve teknoloji geliştirmeye dönük yatırımların desteklenmesi sürdürülmelidir. Teknolojik kapasite ile kalite ve verimliliğin artırılması çalışmaları sürdürülmelidir.
Yine KOBİlerin ve genel anlamda girişimciliğin büyümesini ve gelişmesi desteklenmelidir. Organize Sanayi Bölgeleri, Sanayi Siteleri, Endüstri Bölgeleri gibi yapılanmalardan kümelenmenin sağlayacağı sinerji ile birlikte beklenen verim elde edilmelidir.
Kısacası ancak bu tür destek ve katkılarla Türk yan sanayinin hem önü açılabilecek hem de yeni hedefler oluşturulabilecektir.