Türkiye, birçok ülkenin ağır yaralı vaziyette çıktığı küresel krizden, en erken ve güçlenerek çıkan ülkelerden biri olmuştur. 2009un son çeyreğinde yaşanan yüzde 6 oranında büyüme bunun en açık göstergesidir. Bu yılın ilk beş ayında özellikle sanayi üretiminde ciddi bir toparlanma görüyoruz. Kapasite kullanımında, kriz öncesindeki rakamlara ulaşmak üzereyiz. Yılın ilk çeyreğinde çift haneli bir büyüme yakalamış olma ihtimalimiz oldukça yüksektir. Zaten Türkiye ile ilgili büyüme tahminleri de her geçen gün yükselmektedir. Son olarak IMF ve OECD, Türkiyenin bu yıl yüzde 6.2 ve 6.8 oranında büyüyeceği tahmininde bulundular.
Şu an bulunduğumuz pozisyon, bizim küresel kriz sonrası döneme damga vurabileceğimizi gösteriyor. Ancak önümüzdeki döneme damga vurabilecek potansiyele sahip olmak ayrı birşey, damga vurmak ise daha ayrı bir şeydir. Biz sanal zenginlikler peşinde koşmuyor, bu ülkede yatırım, üretim, ihracat ve istihdam sağlayacak reel ekonomi ile yakından ilgileniyoruz. Reel sektörümüzün önündeki engelleri kaldırmak, yolları açmak ve küresel rekabet gücü kazanmak için, önemli projeler yürütüyoruz. Zira ekonomik başarının gerçek göstergesi, reel sektördür. Reel sektörünüz dünya kalitesinde üretim yapmıyorsa, ürettiği ürünleri ihraç etmiyorsa, güçlü bir ekonomiden söz etmek anlamsızdır.
Reel sektörün birkaç alanda ve birkaç şehirde başarılı olmasını da kabul etmiyoruz. Türkiyenin her şehrinin üretim sürecine dahil olmasını istiyoruz. Şehirlerimizin eğitim, sağlık, ulaştırma, enerji gibi alanlarda da önemli hizmetler almasını sağladık. Teşvik yasası uygulaması ile, geri kalmış şehirlerimizin cazibe merkezi olmalarını sağladık. Şehirlerimizde gözle görünür bir kalkınma da başlamıştır. 2002de hiç ihracat yapmayan Tunceli, artık ihracat yapıyor. Bütün şehirlerimizin ihracat rakamlarında, geçmişle kıyaslanamayacak artışlar olduğunu görüyoruz. Bu tablo, Türkiyede üretimin daha adil ve dengeli bir yapı göstermeye başladığını ortaya koymaktadır. Son hazırladığımız teşvik paketinde bu gerçekleri göz önüne aldık. Yatırım noktasında sıkıntı yaşayan şehirlerimize yapılacak yatırımlara daha büyük kolaylıklar sağladık. Bu şehirlerimizde sanayinin gelişmesi, istihdam, sosyal adalet, göç, adalet gibi alanlarda yaşanan sıkıntıları da asgariye indirecektir. Yürütmekte olduğumuz, anayasa değişiklik paketi ve demokratik açılım süreci de, bütün şehirlerimizin çok daha iyi seviyelere gelmelerine katkı sağlayacaktır.
Bugün Türkiye için en önemli alanların başında özel sektörün çağa uygun dönüşümünü sağlamak geliyor. En büyük işletmelerimizden en küçük esnaf ve sanatkarımıza kadar, üreten herkesin doğru alanlara yönelmesi, doğru desteklerle buluşması gerekiyor. Bu nedenle esnaf ve sanatkarlar strateji belgesini hazırlayarak, esnaf ve sanatkarlarımızın çağa uygun dönüşümlerini sağlayacak bir yol haritası oluşturduk. Aynı şekilde, ülkemizde yıllardır ihtiyaç hissedilen Sanayi Strateji Belgesi ile alt sektörler olan otomotiv ve makine sanayileri strateji belgelerinin hazırlığında son aşamaya geldik.
İşletmelerimizin Ar-Ge, inovasyon, markalaşma ve tasarım gibi alanlara yönelmelerini sağlamak amacıyla, Ar-Ge destekleri, san-tez projesi, teknopark teşvikleri gibi önemli projeleri yürütüyoruz. İlgili komisyondan geçen ve yakında genel kurula sevk edilecek olan yasa tasarısı ile teknoparklardaki desteklerin süresini 2023 yılına kadar uzatıyoruz. Küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin ortaklık ve işbirliği yoluyla Ar-Ge desteklerinden yararlanmalarını sağlayacak bir düzenlemeyi de hayata geçireceğiz.
Küresel kriz ortamı bize şu gerçeği açıkça göstermiştir; Kendilerini sürekli yenilemeyen, farklı müşteri tercihlerine odaklanamayan, kalite vurgusunu güçlendiremeyen firmalar, özellikle kriz ortamlarında büyük zorluklar yaşamaktadır. Bu nedenle, işletmelerimizin tasarım ve markalaşma çalışmalarına büyük önem vermeleri gerekmektedir. Bu noktadan hareketle tasarım ve markalaşma konusunda farkındalığı artırmak amacıyla Türk Tasarım Danışma Konseyini kurduk. Üretimin daha fazla katma değere dönüştürülmesi aşamasında, en çok eksikliğini hissettiğimiz alanların başında tasarım faaliyetleri geliyor. Ürünlerimizin dünya pazarlarında daha fazla tercih edilmesi, tasarımcı ve sanayici işbirliğinin sağlanması ve ‘Türk tasarımı imajının yerleşmesinde Konseyin çalışmalarının oldukça faydalı olacağına inanıyorum. Örneğin montajda son derece başarılı olmamıza rağmen, Türkiyenin yıllardır faaliyet gösterdiğimiz otomotiv sektöründe, kendisine ait bir tasarımı yoktur. Hâlbuki bir tasarım geliştirmek, binlerce aracın montajından daha karlıdır. Türkiye, yakın bir tarihte, özellikle çevre dostu yeni nesil araçlar konusunda kendi tasarımlarını da geliştirecektir.
KOBİler ekonominin can damarıdır. Reel sektörünüzün gücünü KOBİlerinizin gücü belirler. Bugüne kadar KOBİlere çok önemli destekler sağladık. KOSGEBin destek miktarında ve bu desteklerden yararlanan firma sayılarında yaşanan değişim, bizim KOBİlere verdiğimiz önemi göstermektedir. Geçtiğimiz günlerde, KOSGEBin yeni destek programlarını açıklayarak, KOBİlerimiz için yeni bir dönem başlattık. KOBİ Proje Destek Programı, Ar-Ge, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı, Tematik Proje Destek Programı, İşbirliği-Güçbirliği Destek Programı, Girişimcilik Destek Programı ve Genel Destek Programı olmak üzere 6 başlık altında, yepyeni destekler sağlayacağız. Bu başlıklara dikkat edilirse, belirlenen alanların özel sektörümüzün sorunlarıyla birebir örtüştüğü ve küresel rekabet gücü kazanmanın kilit kavramlarına ağırlık verildiği görülecektir. Örneğin sanayimizin en önemli sorunlarından biri firmalarımızın küçük ölçekte ve çok dağınık bir yapıda üretim yapmaları geliyor. İşbirliği-Güçbirliği programı ile, ortak tedarik, ortak tasarım, ortak pazarlama, ortak laboratuar ile ortak imalat ve hizmet sunumu gibi alanlarda bir araya gelen işletmelerimize destekler sağlayacağız. Bu destek programları KOSGEBi sadece kredi veren bir kurum olmaktan çıkaracak, KOBİleri doğru alanlara yönlendirici bir kurum haline getirecektir.
Ülkemiz için ihracatın öneminin farkındayız, ihracatı artıracak her adımın, Türkiyede zenginliği ve istihdamı da artıracağını biliyoruz. Göreve geldiğimizde, Türkiyenin ihracatı büyük oranda Avrupa ülkelerine yapılmaktaydı. Böyle bir manzaranın doğru olmadığını, Türkiyenin dünyanın her yerine ihracat yapması gerektiğini ifade ettik. Çünkü bütün yumurtaları aynı sepete koyduğunuz zaman, o sepeti düşürürseniz, bütün yumurtalarınızı kırarsınız. Sadece Avrupa ile ticaret yapalım derseniz, Avrupayı etkileyen her gelişmeden çok ciddi biçimde etkilenirsiniz. Ortadoğu, Afrika, Güney Amerika gibi ülkelerle ihracatımızı artırma çalışmalarımız, son yaşanan küresel krizin etkilerinin sınırlı olmasında önemli rol oynamıştır. Örneğin, 2002 yılında sadece 6 milyon dolar ihracat yapan Şanlıurfa, bu yıl sadece Mart ayında 19 milyon dolar ihracat yaptı. Yani Şanlıurfa 1 yılda yaptığı ihracatın 3 katını, sadece 1 ayda yapmaya başladı. Çünkü Şanlıurfadaki sanayicilerimiz, artık Irak ve Suriye gibi yanı başlarında yer alan ülkelerle de ticaret yapıyorlar. Biz hükümet olarak, iş dünyamıza yeni kapılar aralamaya, yeni fırsatlar oluşturmaya devam edeceğiz. İş dünyamızın da hem mevcut pazarları koruma hem de yeni pazarlar oluşturma hususunda, bizim açtığımız yoldan kararlılıkla ilerleyeceğine inanıyoruz.
2023 yılında 500 milyar dolar ihracat yaparak dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmayı hedefliyoruz. İş dünyamızın da bu hedefimizi paylaşmasından ve sık sık dile getirmesinden de büyük memnuniyet duyuyoruz. Ancak hedef belirlemekle iş bitmiyor, aksine hedef belirlediğinizde iş daha yeni başlıyor. Küresel kriz, dünya ekonomilerinde birçok parametreyi derinden sarstı, önümüzde yeni bir dönem uzanmaktadır. Bu yeni döneme iyi, kararlı ve cesur bir giriş yaparak başlamak, dönemin sonunu iyi getirmek için de büyük önem taşımaktadır. Bizim önümüze bu gibi fırsatlar daha önce de gelmiş, ancak bu fırsatları kullanamamıştık; o yıllarda ismi bizimle anılan ülkeler, o fırsatları değerlendirdiler ve bizim önümüze geçmeyi başardılar. Yeni yatırım yapmak için, yeni ihracat kanalları açmak için, iç ve dış piyasaya yeni ürünler sunmak için, krizin etkilerinin tamamen geçmesini bekleyenler, yanlış yaparlar. Çünkü böyle yapanlar, her şeyin güllük gülistanlık olmasını beklerken, atı alanlar Üsküdarı çoktan geçmiş olurlar. Unutmayalım, ekonomide mutlak iyimserlik diye bir şey yoktur, bütün risklerin ortadan kalkması gibi bir durum söz konusu değildir. Ekonomik ortamda risk her zaman olacaktır, mühim olan bu riski yönetebilmektir, zaten girişimcilik, yöneticilik bu riskleri başarıyla üstlenebilme, idare edebilme sanatıdır. Türkiyede bu dönemde yatırım yapanlar, uzun dönemde karlı çıkacaktır. Bu noktada iş dünyamızı cesur olmaya, yatırım yapmaya, teşviklerden yararlanmaya, dünyaya açılmaya, okyanusları aşmaya davet ediyorum. Hükümet olarak, yatırımcının, bu ülke için istihdam oluşturan, üretim yapan, kalkınma hedefimize katkı sağlayan herkesin yanında olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.