Eylül ve Ekim ayında Almanya küresel anlamda önemli üç fuara ev sahipliği yaptı. Sırası ile Frankfurt Automechanika, Hannover IAA (Uluslararası Ticari Araç ve Yan Sanayi Fuarı) ve Wolfsburg IZB (Uluslararası Yan sanayi Fuarı (bu fuar gayrı resmi olarak Volkswagen fuarı olarak da adlandırılıyor, gerekçesi de VWnin kardeş şirketi tarafından organize ediliyor olması ve fuara VWnin de sahip çıkması. Bu fuar aslında Almanyadaki bir otomobil üreticisi tarafından bu çapta tek uluslararası fuar olma özelliği de taşıyor.)
Sözü geçen üç fuarda da Türkiyeden çok sayıda katılımcı firma bulunmaktaydı. Ayrıca, üç fuara da milli katılım organize edilmiş, dolayısı ile birçok yeni firmada ilk defa uluslararası alanda görücüye çıkmıştı. Daha fazla firmanın fuar deneyimi sağlamış olması anlamında da önemli bir işlev yerine getirilmişti. Katılımcı firmalar genelde fuarlardan memnundu. Bu memnuniyet sadece öylesine söylenmiş bir söz anlamında da görünmüyordu.
Üç fuarda da milli katılımın organize edildiği alanda Türkiye logosu egemendi. Zaten iki fuarda en büyük katılımcı firma Türkiyedendi. Tüm fuarlara katılım amaçlarından bir tanesi, Türkiyenin otomotiv sanayide ağırlığını göstermek ise bu başarılmıştır. Sağır sultan demeyelim ama tüm fuar ziyaretçileri Türkiye varlığından haberdar oldu. Güçlü Türkiye imajının firmalara mikro anlamda getirisini ise fuar sonrasında gerçekleşecek işlerde göreceğiz. Ama artık önümüzdeki dönem fuarlarında motto daki sıralamada önce firma sonra Türkiye logosunu kullanır isek üzerinde çok fazla konuştuğumuz marka yaratma stratejisine faydalı işler yapmış oluruz. Yanlış anlaşılmasın, ilk dönem için bu tür faaliyetler veya pazarlama stratejileri uygundur ama yavaş yavaş inovatif firmalarımızı daha öne çıkartmak gerekir.
IAA-TurkeyDay
Hannover IAA fuarı etkinlikleri çerçevesinde gerçekleşen Türkiye Günü hakkında da birkaç düşüncemi/yorumu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Türkiye Günü IAA fuarını da organize eden, Avrupanın en güçlü otomobil birliği olan VDA (Verband der Deutschen Automobilindustrie) ile Türkiyenin en büyük ve tek yan sanayi kurumu olan TAYSAD tarafından organize edilmiş. Benim de konuşmacı olarak katıldığım etkinlik, gerek katılımcı profili açısından gerekse konuşmacılar ve konuları açısından çok iyi düşünülmüş. Başarılı bir organizasyon ve emeği geçenlere teşekkür etmek gerek.
Bu etkinlikte dikkat çeken bazı hususlar vardı. Örneğin, Mercedes ve Bosch Türkiye CEOlarının konuşmaları Türkiye açısından çok iyi bir tanıtım faaliyeti olmuştur. Zaten fuarın açılış kongresinde Almanya Mercedes CEOsu da konuşmasında Türkiyeye yer ayırmış ve Türkiyenin ticari araç segmentinde engellenemez yükselişi karşısında kendilerinin de artık Türkiyede Ar-Ge faaliyetlerini artıracaklarının altını çizmişti. Bu konuşma sıradan bir konuşma olarak algılanmamalıdır. Çünkü Alman menşeli firmalar genellikle Ar-Ge faaliyetlerini başka ülkelere aktarmakta muhafazakâr davranmaktadırlar. Merkez yapılar, önemli olan bu yetkinlik alanlarını başka ülkelere çok çabuk kaydırmazlar. Yıllardır Türkiyede faaliyet gösteren bir firmanın bu noktaya gelmesi sevindirici bir gelişmedir. Ha keza yine fuar çerçevesinde Bosch firmasının Türkiyedeki yatırımı gelecek yıllarda 500 milyon avro ile geliştirecekleri açıklaması da Almanyada otomotiv çevrelerinde yankı uyandırmış ve Türkiyeye olan ilgiyi artırmıştır.
TAYSADın önemli faaliyet şiarlarından biri Ar-Ge ile Küreseledir. TAYSAD Başkanı Celal Kaya tüm konuşmalarının merkezine bu şiarı almış durumda. Gerçekten de fuarlar çerçevesinde de izledik ve de gördük ki, Ar-Ge ile ilgili herhangi bir konu gündeme getirildiğinde tüm otomotiv çevrelerinin dikkatini çekiyoruz. Paneldeki benim konuşmamda Ar-Ge alanında Türk-Alman İşbirlikleri idi. Tabii konuşmamda bazı best pratice lere yer verdim ama hepimiz biliyoruz ki, bu alandaki çalışmalar şuan itibari ile yetersiz. Türkiyede Ar-Geyi destekleme alanında yasal çerçevede önemli adımlar atıldı, artık çerçevenin içini doldurmak gerekiyor.
Küresel anlamda biliyoruz ki, bir aracın %70-75 civarında katma değeri yan sanayi firmaları tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu oranda katma değeri yaratmak demek çok güçlü teknolojilere ve Ar-Ge faaliyetlerine sahip olmak demektir. Yan sanayi firma bazında teknolojik seviyemiz rakiplere nazaran oldukça düşük. Bu seviyeyi yükseltecek ikili çalışmalar yapmak zorundayız. Üniversite-Sanayi işbirlikleri de henüz başlangıç aşamasında. Üniversitelerimizin Avrupa üniversiteleri ile teknoloji araştırmaları konusunda sıkı işbirliği zaruridir. Aynı zamanda belli başlı teknoloji merkezlerinin de Türkiyeye şube açması, ortaklıklar geliştirmesine de önayak olmalıyız.
Ticari Araç segmentindeki önemli konumumuzu Ar-Ge ile güçlendirerek ve de binek araç segmentinde de katma değer oranımızı teknoloji yoğunluklu ürün ve ürün grupları ile pekiştirebilirsek 2020-2023 hedeflerine ulaşabiliriz. Aksi takdirde hep elimizdekileri korumakla zaman geçireceğiz.
Gelecek sayıda yan sanayi sektöründeki mega trendlere daha fazla yer ayıracağım.