SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   4 Şubat 2012, Cumartesi

Haziran 2009 Sayısı

Yıl : 6 | Sayı : 62

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     Arşiv
     İletişim

http://www.hannovermesse.de/en/promo?xvn4x




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 





























 

Mehmet Doğan
Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi, dogan@hacettepe.edu.tr


Çarpık kentleşme sorunu üzerine


Bu yazımda ülkemizdeki çarpık kentleşme konusunda bir grup şehir ve bölge planlama öğrencisinin 2008 yazında benimle yaptıkları röportajı okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Ülkemiz şehirlerinin son yıllardaki en mühim sorunlarından biri olan çarpık kentleşme nasıl ortaya çıktı?

Ülkemiz Osmanlı İmparatorluğu mirasında onun 1. Dünya Savaşı sonrasında kalan toprakları üzerinde bir kurtuluş savaşı sonucu Lozan Anlaşmasıyla belirlenen sınırlar içerisinde Türkiye Cumhuriyetini 1923 yılında kurdu. I. Dünya Savaşı çok sayıda vatandaşımızın savaş alanlarında ölümüne sebep olduğu gibi çoğu ırkdaşımız ve dindaşımızın da çizilen sınırlarımız dışında kalmasına sebep oldu.

Ülkemizde ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapıldı. Bu sayım sonuçlarına göre nüfusumuz 12,5 milyondu. Ayrıntılı sayım olmadığından rakamlarla ifade etmemiz zor olsa da nüfusun büyük bir bölümünün kadın ve çocuklardan oluştuğu, % 85 kadarının da köyler ve mezra gibi küçük yerleşim yerlerinde oturduğunu tahmin ediyoruz.

Ülkede sanayi, ticaret ve hizmet sektöründe çalışan nüfus çok azdı. Bu alanlarda gayri Müslim ve azınlıklar çalıştığından, onlar da başlıca şehirlerde oturduğundan şehir nüfusu savaş sonrası çok azaldı.   İstanbul, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlerimizin bile nüfusu mübadele sonrası oldukça azaldı. (Lozan Anlaşması ile ülkemizdeki Rumların 1,5 milyonu 1924 yılında Yunanistan a gönderildi, Yunanistan daki Türklerin de 700 bini Türkiye ye gönderildi, 1915 yılında Ermeniler Suriye ve Lübnan a gönderildi). Sanayi yoktu, ulaşım alt yapısı çok zayıf, okullaşma oranı çok düşük, halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Yani iş alanlarının büyük çoğunluğu kırsal küçük yerleşim bölgelerindeydi.

Sınırlı kadro ve çok az sayıda eğitimli insanı ile kalkınma çabasına giren yeni Cumhuriyeti kuranların bu çabaları da yeterli kaynaktan yoksun olduklarından yeni iş alanlarını çoğaltmaya yetmedi. Gerçi bu devirde devlet tarafından  Devletçilik ve Karma Ekonomi  sloganı ile İş bankası, Sümerbank, Etibank gibi finans kurumları kurularak, bez fabrikaları, şeker fabrikaları, demir-çelik fabrikaları, MKEK silah fabrikaları, uçak ve lokomotif fabrikaları, tarım işletmeleri, MTA ve Etibank maden işletmeleri kuruldu. Ancak finans kaynakları yetersiz olduğundan çok hızlı sanayileşme başarılamadı.  İyi niyetli planlama ve yasalara rağmen yine aynı nedenlerle eğitim alanında da büyük gelişme kaydedilemedi. Biraz ilerleme sağlandığında da II. Dünya Savaşı başladı. Biz savaşın dışında kalsak da olumsuz etkilerinden kurtulamadık.

Savaş sona erdikten sonra da ülkemiz faşist ve komünist ülkelerde sınırlarımız dışında kalan ve ezilen Türk kardeşlerimizin akınına uğradı. Özellikle 1951 ve 1963 yılında çok sayıda soydaşımız Bulgaristan, eski Yugoslavya ve Sovyetler Birliğinden göçmen olarak ülkemize akın etti. Şehirlerde iş alanı olmadığından bu kardeşlerimizi de köylere dağıtarak iskan ettik.

Özellikle 1950 iktidar değişimi ile ülkemizde o zamana göre liberal ekonomi yönü ağır, çıkarlarını ABD ye yakın gören iktidarlar işbaşına geldi.  Türkiye NATO ya girdi (1952). Yurt dışından kaynak ve borç alan bir iktidar  Devletçilik  politikasından vazgeçerek  refahı halka yayma  ve  her mahallede bir milyoner yaratma  sloganı ile kapitalist sisteme yöneldi.

Bu yeni politika sonucu özellikle 1954 yılından itibaren ilkel tarımla uğraşan ve ürettiğiyle karnını doyuramayan halk yığınları yeni iş alanlarının açıldığı şehirlere göç etmeye başladı. 1955 nüfus sayımlarına göre 24,5 milyona ulaşan nüfusun % 20 si şehirlerde, %80 i köylerde ve kırsal kesimlerde yaşıyordu. Yeni işyerleri ve fabrikalar şehirlere kurulduğu gibi yeni ortaöğretim, mesleki eğitim ve yükseköğretim kurumları da şehirlerde açılıyordu. Bu kurumların çoğalması hizmet sektörü (ticaret, konaklama, yiyecek, kasap, bakkal, terzilik vb) istihdamını da artırdı. İzleyen yıllarda köylerden kentlere göç daha da hızlandı. 1960 sonrası kısa süreli liberal sistem kesintiye uğrayarak tekrar  Devletçilik  ve planlamalı  Karma Ekonomi  dönemi başlasa da tekrar iktidar değişiklikleri özel sektörün önünü açtı. Sanayileşme, okullaşma, şehirlerde zenginlik, cazip yaşam hayali köylerden şehirlere akını, aynı şekilde zorunlu veya çocuklarına daha iyi gelecek ümitleriyle yurtdışından ülkemize göçü artırdı.

Yurt dışından daha önce göçenler de yeni göçmenler gibi şehir varoşlarında birlikte olmayı tercih ettiler. Bursa, İzmir, Adapazarı, İstanbul, Kocaeli en çok yurtdışı göçmen barındıran illerdir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra dış göçlerle ülkemiz sınırları dışından gelen soydaş ve dindaşlarımız nüfusumuzun yarısını oluşturur. 

Ayrıca dev barajların yapılmasıyla arazileri baraj suları altında kalan ve istimlak parası alanlar da bu paraları ile şehirlere yerleşmeyi tercih ettiler. Aynı şekilde başta güneydoğu ve doğu Anadolu bölgesi gibi iklim ve doğal zenginliği göreceli daha kötü olan, buna karşı geleneksel doğurganlığı fazla olan nüfus da ülkemizin daha zengin bölgelerine göçü tercih ettiler. Ülkeyi yönetenler gibi şehirleri yönetenler de bu kırsal kesimden kentlere hızlı göçe hazırlıksız yakalandılar. İleriyi gören sosyal bilimcilerimiz, bölge ve şehir planlamacılarımız yöneticilere zamanında doğruyu gösteremediler veya uyarılarında etkili olamadılar. Şehirlerde rant paylaşımı arttı, şehirlerdeki oy potansiyeli çok daha hızlı arttı. Neredeyse ülkemizin tüm kentleri kısa sürede çok hızlı ve sağlıksız büyüdüler. Yeni yerleşimler için hiçbir ülkede görülmeyen  gecekondulaşma  yaygınlaştı. Plansız, sağlıksız, başlangıçta yolsuz, elektriksiz, susuz, telefonsuz, okulsuz, teknik kontrolsüz, ruhsatsız, iskansız çığ gibi büyüyen gecekondular arsa rantiyesi, gecekondu ağalığı, hazine arazisi yağmacılığı gibi birçok anormalliği de birlikte getirdi. Seçim zamanı oy deposu olarak görülen gecekondulara maalesef sağlıksız, plansız altyapı hizmetleri de götürülerek, hatta bunlara tapu verilerek adeta meşrulaştırıldılar.

Sonuç olarak esasen tarihsel geçmişinde göçebe kültürü hakim toplumsal kültürümüzün de etkisiyle planlı kentleşme bilinci olmadan kentlere akın ve çarpık sanayileşme,  son 50 yılda kırsal kesimlerden, yurt dışından şehirlere hızlı ve plansız göç şehirleri çarpık büyümelerine neden oldu .

Aslında geleceği hiçbirimiz göremedik. Örnek olarak Atatürk başkent olarak Ankara yı seçtikten sonra yurt dışından çağın en iyi planlamacılarından Avusturyalı Holzmeister davet ederek Ankara için ana plan yaptırdı.  O zamanlar 40-50 bine ulaşan Ankara nüfusunun en çok 300 bin olacağı öngörülmüş ve ona göre caddeler açılmış, önemli alt yapılar yapılmış, Devlet Mahallesi, Yenimahalle, Bahçelievler gibi yeni semtler bile planlanmıştı. Gözbebeğimiz olarak görülen yeni Başkentimiz Ankara nüfusu o kadar hızlı arttı ki öngörülenin 13 katını buldu ve şimdiden 4 milyona yaklaştı. Ayrıca bir zamanlar üçte ikisini gecekondular kapladı.

Çarpık kentleşmenin engellenmesi için neler yapabiliriz?

Artık çarpık kentleşmeyi engellememiz çok zorlaştı. Son nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfus dağılımı oldukça değişikliğe uğradı. Artık nüfusun %70-75 i şehir ve varoşlarında oturuyor. Ancak bundan sonra en iyi yapılacak iş, tarihsel dokuyu, önemli kültürel değerleri koruyarak gerçek şehir plancılarının, çevrecilerin ve sosyologların tartışmaları sonucunda ulaşılan plana uygun yapılacak kentsel dönüşümle kısmen de olsa düzeltilebilir. 

Geleceğin aynı hatalara düşmeden kurtarılması için ise belediyelerce değiştirilemeyecek, tadil edilemeyecek Devlet tarafından sert önlemler alınmalıdır. Bu önlemler benim kanımca: Şehirlerin ve mücavir alanlarının yeni cazibe oluşturmasını önleyecek planlar tavizsiz uygulanmalıdır. Bunlar: 1-Yeni kamu ve özel sanayi tesisi, yeni yüksekokul ve üniversite, yeni yerleşim yeri, kat artışı, yeni liman, yeni işyeri kurulmaması, eskilerin taşınmasını kolaylaştırıcı teşviklerle bir dereceye kadar sağlanabilir. 2- Kırsal kesimden göçü karşılayacak yeni kentler planlanabilir. Astana, Brasil böyle planlanan başkentler. Kırıkkale, Çorlu, Mersin, Karabük kısmen benzer özellikte planlanmıştı. Bunlar büyük şehirlerden uzak, deprem riski en az olan, güvenilir içme suyu havzasına sahip, tarıma zarar vermeyen alanlarda planlanabilir.

Şehir planlamasının bence en önemli yani şehir kurulacak yerin seçimi, sonra arsa ofisi veya benzeri kuruluş kontrolü altında rant oluşmadan istimlaklarin gerçekleşmesi, ardından da iskan yerleri (işçi ve ucuz apartman arsaları, kooperatif ve sosyal konut, şehre yakın küçük villa, şehir uzağında bahçeli müstakil evler vb), iş alanları, sanayi bölgesi, sosyal yapılar okullar ve yeşil alanlar planlanır. Arsa satışları tek bir merkezden ve ranta izin vermeden yapılır. İhtiyaca göre yeni istimlak ve plan tadilatları ortak çalışma ile yapılabilir.

Son yıllarda ovalara doğru kayan bir yerleşim anlayışı hakim bu durum sizce tehlike ahzediyor mu?

Sadece benim kişisel görüşüme göre değil, bilimsel gerçekler, jeolojinin ana kuralları, ayrıca, Dünya Tarım-Hayvancılık ve Sağlık Örgütü gibi örgütlerce de en sakıncalı şehirleşme şekli şehirlerin kayalık, sağlam zeminli yerlerden ovalara verimli tarım alanlarına kaymasıdır. 1- Deprem dayanıklılığı alüvyonlu ve sediment yapılarda dere yataklarında en kötüdür. 2- Bu araziler verimli tarım arazileri olup yerleşim yerlerine geri dönüşümü imkansız hale getiriliyor. 3-Halbuki artan dünya nüfusu daha çok yiyecek tarım ürününe ihtiyaç gösterir. 4- Maalesef ülkemizde Holdinglerin parasıyla tüm verimli tarım alanları fabrika ve sanayi kuruluşların istilasına uğruyor. En çarpık durum ülkemiz Sakarya, Bursa, Çukurova, Menderes Ovaları, Çarşamba, Bafra Ovaları gibi yerlerin tarım dışı kullanılmasıdır. Çok tehlikeli gidiş en öncelikle önlenmelidir. 5- Ülkemiz yüzölçümünün %30 u dağlık, kayalık, topraksız veya verimsiz tarıma uygun olmayan, ağaç bile yetişmeyen alanlarla kaplı. Buralarda depremin tahrip riski daha az olduğundan yerleşim yerleri buralara kaydırılmalıdır.

Niçin gelişmiş Avrupa ülkelerinde aşırı sanayileşme ve kentleşme olumsuz sonuçlar oluşturmuyorken Türkiye de sorunlar ortaya çıkarıyor?

Avrupa da sanayileşme 19. yüzyılın ilk yarısında başladı. Köyden kente göç 200 yılda tamamlandı. Ayrıca bu 200 yıl içerisinde artan nüfus sadece köyden şehre değil, Güney Afrika, Kuzey, Orta ve Güney Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda gibi Avrupa nın 10-50 katı geniş topraklara sahip yeni kıta ve ülke toprakları Avrupalıların yerleşimine açıldı. Şehirlere hızlı göçün önü kesildi.

Avrupa da yenileşme ve çağdaşlaşma 16. yüzyılda Rönesans la başladı. Bilimsel düşünce ve eğitim düzeyi çok daha erken gelişti. Sanayi çağı çok erken başlanarak uzun süreye yayıldı. Avrupa da kırsal kesimlerle şehir merkezleri arasında sosyal yaşam olanakları bakımından önemli fark olmadığından şehirlerin çekiciliği daha az, hatta çoğu kimse küçük yerleşim yerlerinde bahçeli, havuzlu evlerde yaşamayı tercih ediyor. Bizde kent ve köy arası gelişmişlik farkı çok daha büyük olduğundan köyler cazibe merkezi olmuyor.  

Avrupa sanayileşirken ve okullaşma yaygınlaşırken şehirlerin sağlıklı gelişmelerini de düşündü, zamanında önlemlerini aldı. Mesela İngiltere ve Almanya başta olmak üzere birçok ülkede ilk üniversiteler Chambridge, Oxford, Heidelberg, Münster, Göttingen, Freiburg, Ulm, Tübingen gibi küçük şehirlerde (Üniversite şehirleri)  açılırken büyük sanayi şehirleri kömür yataklarına yakın yerlerde, gemi ulaşımına uygun nehir havzalarında, kültürel etkinlikler başkentlerinde gelişecek şekilde planlandı ve uygulandı.

Diğer önemli bir etken de son 80 yılda bizim nüfusumuz 6 kat arttığı halde Avrupa nüfusu ancak 1,5-2 kat arttı. Nüfus artış hızı az olunca planlama ve artan nüfusa eğitim, istihdam alanı bulmak, bunları planlamak da daha kolay olacağı açıktır. Avrupa ülkelerinde nüfusun sadece % 1-5 arası kesimi tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, ülkemizde bu kadar göçe rağmen halen aktif nüfusun % 35-40 kadarı tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlıyor. Bunun anlamı daha bir süre köyden kentlere göç devam edecek. Türkiye için durumu ilk sorunuzda ayrıntılı bulabilirsiniz. Ülkemizin tarihsel zenginliği, sit alanlarının yaygınlığı, tarih bilincinin yerleşmesi ve biraz da eski Anadolu uygarlıklarını kendi tarihi olarak görmeyenlerin etkisi çarpık kentleşme sırasında tarihi değerlerin kaybına da sebep olmuştur.

Bizim dışımızda Afrika, G. Amerika ve Asya nın hızlı nüfus artışı ve kırsal kesimden şehre göçün yaşandığı ülkelerde de çarpık kentleşme çok daha kötü boyutlarda oluşmaktadır. Yani sadece bize özgü değildir. Gezdiğim ülkelerde bizim en çarpık kentleşmenin görüldüğü şehirlerimizden çok daha kötü boyutta çarpık kentleşmeleri gördüğümü söylemeliyim.

Çarpık kentleşmenin en çok tehlike oluşturduğu kentlerimiz hangileri?

Bence nüfusu azalan ve yerinde sayan Kars, Erzurum, Gümüşhane, Amasya gibi sayılı çok az kentimiz dışında çarpık kentleşmeyi görmek mümkün. Ancak şehirlerdeki büyümeyi daha erken gören Konya, Kayseri, Mersin ve Eskişehir gibi birkaç kentimizde çarpık kentleşmenin tahribatı daha az etkili olmuştur.

Mutlaka yine de isim vermek gerekirse İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Bursa,  Van, Diyarbakır isimlerini öncelikle sayabilirim. Mesela çoğu şehrimizin kimliği, tarihi dokusu adeta yok olmuştur.

Yerel yönetimler tarafından uygulanan kentsel dönüşüm projelerini nasıl buluyorsunuz?

Tarihsel dokuyu, önemli kültürel değerleri koruyarak gerçek şehir plancılarının, çevrecilerin ve sosyologların tartışmaları sonucunda ulaşılan plana uygun yapılacak kentsel dönüşümler bence yerindedir. Doğal olarak konu tek belediye başkanının inisiyatifine ve keyfine bırakılamayacak kadar önemli olup, ekonomik yönü de göz ardı edilemez. Ancak yeni bir rant kapısı olarak da görülmemelidir. Esasen iskansız ve sağlıklı altyapısız, çürük gecekondularda yaşamak da sakıncalı olduğundan bu bölgelerin kesinlikle kentleşmesi gereklidir.

 

  İlgili Haberler

 

HOME APPLIANCES-SUPPLIERS MAGAZINE nin ikinci sayısı çıktı ve yurtdışına gönderildi.
Türkiyenin ilk katalog rehber sanal fuarı, www-sektorel-com aylık 30.000 ziyaretçisi ile 300 ana ve alt sektörde faaliyet gösteriyor
Türkiyenin ilk katalog rehber sanal fuarı, www-sektorel-com aylık 30.000 ziyaretçisi ile 300 ana ve alt sektörde faaliyet gösteriyor

  İlgili Yazılar

 

Risk Çemberi
Eğitimde Kalite
Ekonomik Kriz Sonrasını Planlamak Önemli
İş Yapmanın Güçlükleri
Müşteri Ne İstiyor?
 

http://www.hannovermesse.de/en/promo?xvn4x

http://maktekfuari.com








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi