Yaşam kalitemizin iyileştirilmesinde, ülkemizin her bölgesinde ve her sektöründe toplumumuzda her kesimin ve kişinin sorumluluğu vardır. Yaşam kalitesinin yükseltilmesi ne yalnızca kamunun, ne özel sektörün ne de sivil toplumun tek başına üstlenebileceği bir sorumluluktur.
Ulusal bir kalite politikası belirlemek ve bu politikayı, eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasi politikalara, özel sektöre yönelik düzenlemelerden sosyal yaklaşımların geliştirilmesine kadar geniş bir alana konumlandırmak ve bunları bir vizyon tanımında stratejilerle ilişkilendirmek gerekmektedir.
Bu nedenle, bütün sektörleri düzenleyici ve yön verici kurum olan kamu yönetimine büyük rol ve liderlik düşmektedir.
KalDer, bu bilinçle, 2000 yılından itibaren Kamuda Kalite olgusunu geliştirmeye çaba harcamaktadır. Bu amaçla her yıl Ankarada Kamu Kalite Sempozyumu düzenlenmektedir. Bunun amacı kamu yönetiminin kalitesini artırmak için kritik temaların tartışıldığı bir düşünce platformu yaratmaktır. Kamu Yönetiminin İyileştirilmesinde Liderliğin Rolü, Kamuda Stratejik Bir Tercih:Toplam Kalite Yönetimi, Kamuda Etkili İnsan Kaynakları Yönetimi, Kamu Kaynaklarının Etkili Yönetimi; Stratejik Planlama ve İzleme Kriz Sonrası Dünya Düzeni ve Kamunun Rolü Hesap Verebilir Kamu Yönetimi bugüne kadar sempozyumumuzda ele alınan temalardan bazılarıdır.
2000li yıllarda ülkemiz kamu yönetimi, yoğun ve kapsamlı değişim süreçlerini yaşamaktadır. 2001 krizi sonrasında kamu yönetiminde uygulanan reformlar ve Avrupa Birliği uyum süreci, yurttaşla devleti daha farklı bir konuma getirmiştir.
Kamu hizmetlerinin yurttaşların gereksinim ve beklentilerine göre yeniden oluşturulması günümüzde daha çok önem kazanmıştır. Kamu kaynaklarının verimli kullanılabilmesi, yolsuzlukların ortadan kaldırılması ve sonunda kamu yönetimine karşı güvenin artırılması yaşam kalitemiz için öncelikli ve önemlidir. Bu nedenle, hesap verilebilirliğin yönetim kalitesinin temel bir unsuru olarak tanımlanması ve sistemli bir yaklaşımla işlerliğe kavuşması gerekir.
Kamu yönetimi her zaman, kendisine devredilen yetki ve kaynakları kullanırken kamu yararını önde tutması gerekmektedir.
Hesap verebilirlik yalnızca işleri yapanlara değil bu işten ve hizmetten yararlananlara da yani kamuoyuna da, kamu çıkarlarının önceliği ve önemini sorgulama hakkı vermektedir. Bu hakkın özgürce ve etkin bir biçimde kullanılabilmesi hesap verilebilirliğin kalitesini de performansını da etkiler. Bu ortamı düzenlemek ancak gerçekten demokratik toplumların başarabileceği olgudur. Demokrasinin olgunluk yaşının da bir göstergesidir.
Başarılı bir kamu yönetiminin temelinde; Dışarıdan vatandaşlar tarafından, kendi içinde ise bağımsız kamu kurumları tarafından denetleniyor olması ve hesap verebilirlik ilkesine bağlı olması yer alır.
Kamuda iyi yönetişim tıpkı diğer sektörlerde olduğu gibi bazı temel prensiplere bağlıdır. İyi yönetişim ancak bilgiye dayalı yaklaşım, katılım ve paylaşım ile gerçekleşir. İyi yönetişimin temel yaklaşımlarından biri de hesap verilebilirliktir. Hesap verebilirlik yalnızca kamu için değil, özel sektör, sivil toplum içinde gereklidir. Son küresel krizin temelinde Amerika Birleşik Devletlerinde yaşananlar buna örnek olarak gösterilebilir.
Kurum ve Kuruluşlar kamuoyuna veya paydaşlarına hesap verebilmelidir.
Hesap verebilirliği sadece mali boyutuyla ele almak yeterli değildir, yapılan her tür faaliyette gereken performansın karşılanması, karşılanamadığı durumlarda geçerli nedenlerle açıklanabilmesi gerekir.
Hesap verilebilirlik;
Siyasi olabilir; seçimlerle değerlendirilir. Yönetsel olabilir; şahıslar veya kurumlarla, özetle çıkarı olanlarla ilgili alınacak bir karar sürecini, nedenlerini, aşamalarını, sonuçlarını paylaşma zorunluluğunu gerektirir. Mali hesap verebilirlik de bu sürecin bir parçası olabilir. Yasal Hesap verilebilirlik olabilir.
Son yıllarda hesap verilebilirlik bağlamında pek çok yasa ve düzenleme gerçekleştirilmiştir.
Bilgi Edinme Hakkı Yasası(4982),
Kamu Görevlileri Etik Kurulu(5176),
SPK(1981 yılı),Rekabet Kurumu(1994yılı),
BDDK(1999),
Kamu İhale Kurumu(2002),
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (2001)
Bu düzenlemeler saydamlığı sağlamak, kötü ve yanlış yönetimi düzeltmek böylece kayıpları azaltmak, yolsuzluğu engellemek içindir. Etik kavramı son yıllar da bireysel ve kurumsal olarak değerlerimiz arasında yükselen bir olgudur. Kurumlar değerlerini belirlerken etik davranma konusunda özen gösterirler. İşe girerken etik sözleşmesi imzalamak pek çok kuruluşumuzda uygulanmaktadır. Ancak etik davranış özünde bir gönüllülük eylemidir. Geliştirilmelidir. Her şeyi kurallar ve yasalar ile sağlamak mümkün değildir. STKlar ve medyanın bu uğraşıda önemli bir etkinliği olmalıdır. En büyük ombudsman kamuoyudur.
Teknoloji Boyutunda e-devlet ile uygulamada yer alacaktır. AB mevzuatından gelen ve gelecek düzenlemeler sürecin bir parçasıdır. (AB ye girin veya girmeyin) Uluslararası boyutta IMF ve DÜNYA BANKASI uygulamaları ile düzenleyicidirler.
Hesap soran Devletten, Hesap veren Devlete geçiş sürecinde toplumun her kesimine düşen görevler olacaktır. En önemlisi vatandaşın bu bilince erişmesi ve talep ediyor olmasıdır.
KalDer Toplam Kalite Yönetimi modeli ile hem kamu hem de özel sektörde katılımcı, paylaşımcı, başarılı ve sürdürülebilir bir yönetimin modelini Türkiyeye sunuyor.