Davutpaşa’da patlama…22 ölü, 115 yaralı… Tam bir facia, tam bir utanç tablosu…
Ölenler de, yıkılan binalar da hepsi kayıt dışı…
Avrupa’nın kültür başkenti olmaya aday İstanbul’un göbeğinde ruhsatsız ve hasarlı binada kayıt dışı faaliyette bulunan ve birçoğu asgari ücret dahi almayan ve herhangi bir sosyal güvenlikten yoksun olarak çalışan gencecik insanlar, kızlarımız ve çocuklarımız… 21. yüzyıl Türkiye’sinden 19. yüzyıl sefalet görüntüleri, yangın ve patlama rezaleti, üstelik Türkiye’nin kaymak tabakası illerinden birisi İstanbul’da… Anadolu’da ve diğer bölgelerde çalışma hayatında neler olabildiğini hayal bile etmek istemiyoruz.
Yine çok karamsarsınız diyen sevgili okuyucularıma isterseniz biraz da devletin resmi verilerinden bahsedelim. Başka bir ifadeyle; biraz sonra açıklayacağımız rakamlar, topluma kötümserlik aşılamak isteyen bir akademisyenin değil, devletin resmi kaynaklarının açıklamalarıdır. Şimdi sıkı durun; Türkiye’de iki çalışandan biri kayıt dışı… TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre; toplam sayısı 22 milyon 750 bine ulaşan çalışanların 10 milyon 662 bininin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kaydı bulunmamaktadır. Ücretli olarak çalışan toplam 11 milyon 683 bin kişiden %21,4 oranındaki 2 milyon 498 bini kayıt dışı çalışmaktadır. Toplam sayıları 1 milyon 733 bin olan hizmet sektöründeki yevmiyelilerin ise %90,2 oranındaki 1 milyon 564 bini kayıt dışı olarak çalışıyor. Bitmedi, kendi hesabına çalışan 4milyon 851 bin kişiden de %65,4 oranındaki 3 milyon 174 bininin de sosyal güvenlik kaydı bulunmuyor. Tarım kesiminde 3 milyon 154 bin kişinin kayıt dışı ücretsiz aile işçisi statüsünde çalıştığı bilinmekte, kayıt dışılığın sektörel dağılımında ise; kayıt dışılık oranı tarımda %87,6; diğer sektörler ortalamasında %32,7 düzeyinde bulunuyor. Diğer taraftan; işveren olarak faaliyet gösteren 1 milyon 330 bin kişiden % 29,5 oranındaki 393 bininin de kaydı yok. OECD verilerine göre ise; Türkiye’de, 15–29 yaş grubundaki genç kızların % 35’i çalışma hayatı dışında ve atıl kapasitede; genel değerlendirmede ise, yine aynı yaş grubundaki 6,5 milyon genç, eğitim ve çalışma hayatına katılamıyor, çalışma hayatı dışında kalan kızların üçte ikisi ev kızı statüsünde bulunuyor. Dolayısıyla kayıt dışı sektörün en çok beslendiği gruplar kadınlar, genç işsizler ve çocuklar…
Patlamada ölen daha çocuk yaşında olup, çalışma çağı dışında tanımlanan ve kayıtdışı hesaplarında ihmal edilen ve maalesef Türkiye’de çok yaygın kullanımı olan “çocuk işçilik” de hesaba katıldığında-ki bu oran ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre Türkiye’de 2 milyondur- Türkiye’de kayıt dışılığın, geldiği noktanın ve başımızdaki felaketin büyüklüğünü daha iyi görebiliyoruz.
Hayatın çok ucuz olduğu ve hesabının sorulamadığı bu ülkede ruhsatsız binaları denetlemek ve kapatmakla yükümlü belediyenin “Bu tür çalışan yerleri vatandaş ihbar etmezse, biz nereden bilelim” şeklinde yaptığı açıklama oldukça vahimdir. Böyle bir açıklamanın Avrupa, Amerika ve Japonya’da yapılabileceğini düşünebiliyor musunuz? Anadolu’da bu gibi durumlarda buyurun buradan yakın derler… Devleti temsil eden seçilmişlerin faturayı yine vatandaşa çıkarması oldukça trajikomik bir durumdur. Ya % 52’si kayıt dışı olan ve hatta kayıt içindekilerin bile birçoğunun kayıt dışılıktan beslendiği bir sömürü düzeninin değiştirme konusunda yıllarca hiçbir şey yapmayanlar onlar da sorumlu değil mi? Memleketin diğer tüm sorunlarını bir kenara bırakarak, enerji ve zamanlarını saç, baş ve çene düzlemine indirgeyenler ya onlar, bu kayıt dışı ölümlere kayıtsız kalanlar, bu sorumsuzluktan sorumlu değiller mi? Şimdi soruyorum: Bu ülkede türban mı yoksa türbanlı bir kızın yaşama hakkı mı daha değerli?