İzzet Alper Yıldız Profesyonel Yönetici (MBA) www.alperyildiz.com................................... ÇAĞDAŞ YÖNETİCİ ve YÖNETİM
Kim kimi yönetiyor?
Aslında bu soruyu Kim Neyi Yönetiyor? Ne Kimi Yönetiyor? şeklinde ifade etmek belki daha doğru olurdu. Ancak alışageldik bir kalıbı kullanmayı tercih ettim. Sormak istediğim ise, gündeminiz mi sizi yönetiyor, yoksa siz mi gündeminizi belirliyorsunuz? Cevap mantıkla çok kolay bir şekilde verilebiliyor ve bir çırpıda ağızdan çıkıyor: Elbette gündemimi ben belirliyorum! Gerçekten durum böyle ise söylenecek sözüm yok. Ancak tersi durumlar, yaşantılarımızda ve çevremizde sıklıkla gözlemlenebiliyor. Kendimizi ve gündemimizi yönetmekte zorlanıyoruz. Bu yazımda stratejik ve uzun vadeli hareket etmenin yöneticilere ve şirketlere kazandıracakları üzerinde durmak istiyorum.
Şirketlerde çalışanların performans değerlendirmeleri her ne kadar yılsonlarında yapılsa da, yıl içerisinde birkaç kez gözden geçirme yapılması ve çalışanlara performansları ile ilgili geri beslemede bulunulması uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Yılın ortasına sınırlı zaman kalan bugünlerde, size yılbaşında kendinize verdiğiniz sözleri ve planlarınızı hatırlatmak isterim. Farkında olmadan hedeflerinizden çok çabuk uzaklaşabiliyorsunuz! Hayat her gün karşınıza yeni bir olay, yeni bir gündem çıkartıyor. Siz bunlarla uğraşırken esas hedefler daha ileriki tarihlere ertelenmek zorunda kalıyor. Ancak öz değerlendirme yapabildiğiniz sınırlı anlarda; harcadığınız zaman içerisindeki kazanımlarınız, sizi tatmin etmekten çok uzak kalıyor. Çoğunuz ben bugün ne yaptım, bu hafta nasıl geçti derken bir de bakıyorsunuz aylar ve yıllar tükenmiş bitmiş. Siz kısa vadeli gündemler peşinden koşarken en değerli varlığınız olan zaman uçup gitmiş!
Bu durum şirketler içinde geçerli… Çoğu şirket bu aralar krizle yatıyor, krizle kalkıyor. Her ne kadar bazı şirketler KRİZ kelimesinin telaffuz edilmesi dahi yasaklar da, çalışanların bu psikolojiden çıkması haklı olarak çok ta kolay olmuyor. Büyük çoğunluğun kısa vadeli gündemlere odaklandığı şu günlerde, bazı şirketler stratejik hedefleri doğrultusunda ilerlemeye devam ediyor. İçinizde bazı okuyucularım Koyun can derdinde, Kasap et derdinde diye düşünebilir… Elbette ki kriz hayati öneme sahip ve likit kalabilmek için tüm çabanızla ve tüm çalışanlarınızla mücadele edeceksiniz! Ancak diğer taraftan krizden çıkış noktasında bir sonraki hamlenizin ne olacağını düşünüyor olmanız ve buna göre hazırlıklarınızı sürdürüyor olmanız gerekiyor. Aksi takdirde, orta vadede şirketinizin rakiplerinden gol yemesi kaçınılmaz olacaktır.
İşte size güncel bir kaç örnek: Ben bu yazıyı yazdığım sırada IMF ve Hükümetimiz henüz bir anlaşma sağlayamamıştı. IMF bir taraftan Hükümetin krize karşı kısa vadeli önlemler almasını desteklerken, diğer taraftan takip eden yıllarda dengeleri yeniden oturtabilmek için neler yapılacağını bilmek istiyor. Makro boyuttaki bu örnek mikro boyuttaki şirketlerimiz içinde geçerli. Türkiye yi ya da şirketinizi kriz sonrasında nasıl avantajlı duruma getirebilirsiniz? Sürdürülebilir büyüme için neler yapmanız gerekiyor? Özetle geleceği yaratmak için bugünden çaba göstermeniz gerekmez mi?
Bir başka örnekte İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ulaşım projelerine göz atalım. Metrobüs denilen özel yoldan giden otobüs projesi kısa vadeli gündeme yönelik bir uygulamaya örnek teşkil ediyor. Birkaç yıllık perspektifte bir kısım İstanbullunun ihtiyaçlarını çözse de, uzun vadede sürdürülemeyeceği açıktır. Geçtiği güzergahtaki arteri daralttığı için, standart dışı yol uygulamaları otomobil trafiğini bir çok yerde tehlikeye atıyor. Avrupa Birliğini hedefleyen bir ülkenin metropolüne, bir dünya şehrine, doğrusu ben de yakıştıramıyorum. Yakışan nedir derseniz, uzun vadeli projelere bakmak gerekiyor. Marmaray tüp geçit projesi, Avrupa ve Anadolu yakaları metroları krize rağmen sürdürülmesi gereken ve herkesten kabul görecek, gelecekte kalıcı çözümleri getiren çalışmalar olarak takdir edilecektir.
İlginizi çekeceğini düşündüğüm uzun vadeli düşünememenin bir başka örneğini de WWF Türkiye Başkanı Akın Öngör, TGC nin düzenlediği II. Küresel Isınma Kurultay ında veriyor: Doğal hayatın bize verdiği ürünleri kullanıyor ve bunlardan atık üretiyoruz. Doğa bu atıkları tekrar kullanılabilir ürün haline dönüştürüyor. Buna biyolojik kapasite deniyor. Ancak insanoğlu biyolojik kapasitenin çok üstünde bir tüketimle hayatını sürdürüyor. İnsanoğlu kendi kazanamadığını sarf etti ve sonuçta küresel olarak ekonomi göçtü. Aynı şekilde yerkürenin kaynak üretebilme kapasitesinin üzerinde tüketim yapıldığı müddetçe daha büyük bir kriz kaçınılmaz diyor. (Hürriyet Gazetesi, 09.05.2009)
Neyse ki bu durumun farkında olan bazı şirket yöneticileri de var. Bakın 2007 yılında Japon Toyota nın Başkanı, Katsuaki Watanebe vizyonu ne imiş: Mühendislerimden havayı temizleyen, kazayı önceden gören ve önleyen, sürücü ve yolcuların yaralanmasını engelleyen araç üretmelerini istiyorum. Bu benim en büyük hayalim. Bunları yaptığımız ve gerçekleştirdiğimiz zaman, araştırma ve geliştirmede bir numara olacağız. Üzerinde çalışmamız gereken birçok hedefimiz var (Hürriyet Gazetesi, 29.10. 2007). İşte, literatürde liderin özelliklerinden biri sayılan vizyon sahibi olmaya muhteşem bir örnek… Evet, söz konusu dünyamız ve insan olunca daha uzun vadeli düşünmek ve hareket etmek gerekiyor.
Gündem mi sizi yönetiyor yoksa siz mi gündeminizi belirliyorsunuz?
Dr. Yaşar Erdinç, SKYTURK TV de yayınlanan Eko-Analiz Programında, kısa vadeli al-sat işlemleriyle yatırımcıların genelde para kazanmasının mümkün olamayacağının bilimsel araştırmalarla kanıtlandığını bir çok kez ifade etmişti. Krizler konusunda ciddi araştırmalar yapan Sayın Erdinç, uzun vadeli ve stratejik düşünebilen yatırımcıların 3-5 yıllık perspektiflerde birkaç misli kazançlar elde edebildiklerini geçmiş krizlerin grafikleri ile göstermiştir. Benim de katılmaktan keyif aldığım programda, Sayın Erdinç bireylerin de tıpkı şirketler gibi uzun vadeli stratejiler yapmasının daha faydalı olacağını vurgulamıştır.
2009 Bahar döneminde, Dr. M. Atilla Öner in Yeditepe Üniversitesi nde verdiği İnovasyon ve Teknoloji Yönetimi doktora dersini alıyorum. Bu arada doktora programını tamamlamak, benim stratejik ve uzun vadeli hedeflerimden bir tanesiydi. Teknolojik dönüşümleri ve uzun dalga lerini incelediğimiz bir bölümde; resesyon dönemlerinde radikal inovasyonların gerçekleştiğini (çığır açacak buluşlar) ve takip eden dönemde dibin görülmesinin ardından bu inovasyonlar doğrultusunda yeni büyük çıkışın başladığını işledik. İlk bakışta aşağı yönlü hareket eden bir piyasada, daha da kötüsü bir kriz ortamında, çığır açacak yeniliklerle kim uğraşır diye düşünüyor insan… Ama biraz üzerinde düşününce elinizdeki mevcut teknolojinin, sistemin, sürecin, ürünün ve hizmetlerin sizi bu aşağı yönde hareket eden piyasada kurtaramadığını fark ediyorsunuz. Mevcudu sürdürmek belki kısa vadede biraz daha idare edecektir. Ancak çıkış başladığında, yüksek olasılıkla sizin şirketiniz pazarını, yaratıcılığını resesyon dönemlerinde sürdürmüş olan diğer rakiplere kaptıracaktır.
Aslında yukarıdaki iki paragrafta bahsedilen konular arasında müthiş benzerlikler var. Borsada veya diğer para piyasalarında teknik analiz yöntemi ile gelecek için yön ve değer tahmini yapılmaya çalışılırken, uzun dalga teorisi ile şirketlerin, sektörlerin ve hatta ülkelerin gelecekteki stratejilerini ne şekilde belirlemeleri gerektiğine dair çalışmalar yapılabiliyor. Her iki yaklaşımda da her bir dalganın tepe ve dip formasyonları ve bunlar arasındaki olayların gelişimi ele alınıyor. Konu ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyenler, Yeditepe Üniversitesi Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi (yuvam.yeditepe.edu.tr) ile veya Sayın Öner ile iletişime geçebilirler.
Kondratieff (Uzun Dalga) Teorisi
Bu kadar bahsettikten sonra Kondratieff Teorisinin yaratıcısı Prof. Nickolai Kondratieff i (1892-1938) anmadan geçmeyelim. 1926 yılında yayınladığı Long waves in Economic Life adlı raporu ile bilim dünyası Kondratieff (Uzun Dalga) Teorisi ile tanıştı. Bu teoride bir çevrim ya da dalga, dört bölümden oluşmaktadır. Her bir bölüm bir mevsim olarak adlandırılmıştır. Faydalı enflasyonun mevcut olduğu büyüme dönemi (ilkbahar), stagflasyon ve resesyonun yaşandığı dönem (yaz), faydalı deflasyon ile ortaya çıkan kısa büyüme dönemi (sonbahar), deflasyon ve depresyonla sonlanan dönem (kış) olarak anılmıştır (Şekil-1). Buna teoriye göre şu an bizler bir Kondratieff Kışı yaşamaktayız. İlgilenen okuyucularıma www.Kwaves.com adlı web sitesini ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Buradaki grafikte ABD toptan satış fiyatları (kırmızı) ile düzeltilmiş Uzun Dalga Teorisi (mavi) ile karşılaştırılması verilmiş. Grafik üzerine tıkladığınızda daha detaylı bir PDF dosyasına ulaşabiliyorsunuz. Bu teoriyi baz alacak olursak şirketlerimizin kıştan sonra enflasyonla tanışacağımız bir büyüme dönemine göre stratejilerini oluşturmaları kendi faydalarına olacaktır. 9 Mayıs 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi nde yer alan röportajında Vodafone un CEO su Vittorio Colao Türkiye deki gerekli teknoloji, şebeke ve altyapı yatırımları zamanında gerçekleştirememenin büyük bir hata olduğunu söylüyor. Yazının devamında, Bay Colao Bizim için önemli olan müşterilerimize en yeniyi sunabilmek. Vodafone, dünyada olduğu gibi Türkiye de de yenilikçilik (inovasyon) lideri olacak. diyor. Böylece GSM sektöründe, rekabetçi ortamın gereğini yerine getireceklerini belirtiyor. Sanırım artık böylesine bir kriz ortamında neden Turkcell, Avea ve Vodafone un 3G teknolojisine bu kadar yatırım yaptıklarını daha iyi anlayabiliyoruz. Onlar kışta bahara hazırlanıyorlar…
Peki, ne zaman mevcut teknolojiyi ya da düzeni terk edip, yeni teknolojiyi ya da düzene transfer olmalıyız. Kondratieff Teorisi bunun için en uygun zamanın deflasyonun yaşandığı sonbahar ve kış mevsimleri olduğunu söylüyor. Geçmiş yazılarımdan birinde İş Hayatında Denge konusu üzerinde durmuştum. Okuyucularım belki hatırlarlar… İş hayatındaki dengenin statik değil, dinamik bir denge olması gerektiğini önemle vurgulamıştım. Kurulan bir dengenin belli bir dönemin şartlarına ve ihtiyaçlarına göre kurulduğunu, yeni dönemde yeni dengenin kurulmasının gerekliliğinden söz etmiştim. Hatta bu durumu bir döngüye oturtmak gerektiğini ve bunun içinde Deming Döngüsü nün uygun bir araç olacağını sizlerle paylaşmıştım.
S-Eğrisi Teorisi
S-Eğrisi Teorisi de benzer bir yaklaşımı inovasyon ve teknoloji için kullanıyor. Yeni bir buluşun veya teknolojinin zaman içinde ortaya çıkıp gelişimini tamamladıktan sonra nasıl ekonomik ömrünü tamamladığını gösteriyor. S-Eğrisi size, eski düzen ve teknolojileri zamanında terk etmezseniz başınıza nelerin gelebileceğini göstermesi açısından önemli. Ya sizler stratejileriniz doğrultusunda yeni buluşlar yapmaya ve yeni teknolojileri kullanmaya başlayacaksınız ya da rakipleriniz… Karar sizin! Grafikte teknolojilerin performanslarının zamana göre değişimi veriliyor. S- Eğrisi adını fonksiyonun şeklinden alıyor. S-Eğrisi kavramı ilk kez Richard Foster in 1986 yazdığı Innovation: The Attacker s Advantage adlı kitapta karşımıza çıkıyor. Mevcut Teknoloji A henüz ekonomik ömrünü tamamlamadan Teknoloji B hayatınıza giriyor. Sizin A teknolojisini kullanarak ürettiğiniz ürün ya sizin ya da rakibiniz tarafından bulunan, geliştirilen, satın alınan B teknolojisi ile rekabetçi olmaktan çıkıyor. Ancak şirketler eski teknolojileri (eski dengeleri) terk etmekte zorlanıyor. Yeni teknolojinin başarılı olup olmayacağı başlangıçta bir risk teşkil ettiği için çekingen davranabiliyorlar. Öbür taraftan, yeni teknolojilerin yeni pazarlarında anahtarı olabilmesi, yeni teknolojiye geçişin çekiciliğini de arttırabiliyor.
Sonuç
Günü gününe yaşayan insan, geleceği kader olmaktan öteye götüremez! İnsanlar ve şirketler düşünerek, stratejilerini oluşturarak ve uygulayarak geleceğini şekillendirebilir. Kısa vadeli gündemlerin, sizi yoldan çıkarmasına müsaade etmeyin. Günü kurtarmak, geleceğinizi kurtarmayacaktır! Ürün ve hizmette yenilikçilik, süreçlerinizde yenilikçilik ve iş lerinizde yenilikçilik stratejilerinizde daima yer verdiğiniz konular olsun…