Dünya ekonomisinde ve çelik endüstrisinde son derece ilginç gelişmeler oluyor.
Arkadaş sohbetlerinde, acaba 2008 yılı krizine geri mi döndük diye soran dostlarım var. Son 7 haftadır piyasalarda yaprak kıpırdamıyor. Böyle bir ortamda, Ukrayna ve Rusya fiyat düşürürken, fiyatlarına zam yapan Erdemir, yeni bir karar ile liste fiyatlarını rafa kaldırdı ve siparişi olan firmalar ile bire bir özel fiyat anlaşmaları yapmaya başladı.
Lafı çok dolandırmadan, sabırsız okuyucular için son sözü baştan söylemek istiyorum: 2008 krizine geri dönmedik. Hiçbir zaman krizden çıkmamıştık ki, geri dönelim. Sıkıntılar devam edecektir. Ağustos fiyatlarında yılbaşına kadar süren aşağı yönlü bir hareketlilik olabilme ihtimalini çok güçlü görüyorum. Keskin düşüşler olmayacaktır, ancak sürekli aşağıya inen bir grafik göreceğimizi düşünüyorum.
Şimdi, neden bu görüşte olduğumu açıklamak istiyorum:
Avrupada durum
İzlanda 2008 yılında havluyu atan ilk ülke oldu. Yunanistan ise 2010 yılında bayrağı çekti. Eğer Yunanistan AB ülkesi olmamış olsa idi, bugün resmen iflasını istemek zorunda kalacaktı. Arkasından İspanya, İtalya, Portekiz ve İrlanda gelmektedir. İngilterenin sıkıntılarından hiç bahsetmiyorum bile.
ABde bugün yaşanılan sorunların nedeni, 2008 krizidir. Hükümetlerin, kriz döneminde almış oldukları teşvik önlemlerinin acısı yeni yeni çıkmaya başlamıştır. Durun, daha neler göreceğiz. Önceki yazılarımda bahsettiğim, 1 TL = 2 USDyi göreceğimiz günlerin yakın olduğunu hala iddia ediyorum. Batı ekonomileri, krizden çıkmak için kesenin ağzını ardına kadar açmış ve bankaları kurtarmışlardır. ABD ise bol miktarda para basmıştır. Ancak, hiçbir kalıcı ekonomik önlem, kural değişikliği, vs. gündeme gelmemiştir. Bunun tek istisnası, Almanyanın açığa satışı yasaklamış olmasıdır. Ne anlama geldiğinden bile emin olmadığım bu kural değişikliğinin Avrupayı ve ABDyi kurtaracağını hiç düşünmüyorum.
Avrupa Birliği, Yunanistandaki ve diğer Avrupa ülkelerindeki olumsuzlukları düşünerek, 1 trilyon dolar (750 milyar Euro) tutarında bir fon ayırmaya karar vermiştir. Çoğu uzman, bu miktarın yetersiz kalacağı yönünde görüş bildirmiştir. Ancak dikkatinizi çekmek istediğim nokta, 1 trilyon doların nasıl finanse edileceğidir. Elbette bu para, Avrupalı vatandaşların cebinden, ekstra vergiler marifeti ile cımbızlanacaktır. Diğer bir deyişle, Avrupalının cebinde tüketime ayıracağı daha az para kalacaktır.
Yani, Avrupa pazarında tüm ürün ve hizmetlere olan talep azalacaktır. Bu gelişmelerin ekonomiye yansıması genelde duruş dönemlerinden sonra olmaktadır. Avrupalının geleneksel büyük Ağustos tatili, böyle bir dönemdir. Hatırlanacağı gibi, 2008 krizi de etkisini, bu nedenle, Eylülden itibaren göstermeye başlamıştı.
Türkiye bunu nasıl hissedecektir?
Hem Ramazan durgunluğu, hem de Ağustos tatilini bir arada yaşayacak olan Türkiye, bu sıkıntıları bire bir yaşayacaktır.
Ekonomimiz, Avrupaya yapılan ihracat ile dönmektedir. Üretimimizin, nerede ise %50sini Avrupaya ihraç etmekteyiz. Otomotivde bu rakam %70tir. Avrupadaki talep daralmasının etkileri bu oranda bizi etkileyecektir. Bununla da bitmiyor. Cebinde daha az harcanacak parası olan Avrupalı, daha az seyahat etmeye başlayacaktır. Yani, cari açıklarımızı kapatan (ithalat ile ihracat arasındaki olumsuz farkı dengeleyen) en büyük gelir kaynağımız turizm de bu durumdan büyük yara alacaktır.
Rusya ve Ukraynada durum
Ürettiği çeliği büyük oranda Avrupaya satan Rusya ve Ukraynanın çelik ihracatları azalacaktır. Var olan müşterilere satma yarışına giren üreticiler, fiyatlarını aşağıya çekeceklerdir. Bunu gören Erdemir de, kendisini fiyat indirimleri yapmak zorunda hissedecektir. Ukrayna kütüklerindeki durum söylediklerimizin bir göstergesidir. 2 ay öncesinde 610 USDyi gören kütük fiyatları, bugün 480 USDye inmiştir. Sıcak sac fiyatları da 700 USDlerden 550 USD civarına inmiştir. Fiyatların daha da düşeceğinden hiç şüpheniz olmasın.
Ortadoğuda durum
inşaat demirinin en büyük pazarlarından birisi olan Ortadoğu, krizin başında yediği darbeler ve petrol fiyatlarındaki düşüş nedeni ile Türk üreticilere destek olamayacaklardır. BAEnin inşaat demiri alımları şöyledir:
2008 5 milyar USD
2009 730 milyon USD
2010 670 milyon USD (tahmini)
Toplam demir çelik ihracatımızdaki değişim ise şöyle olmuştur:
2008 19,3 milyar USD
2009 11,0 milyar USD
2010 10,2 milyar USD (tahmini)
Siz karar verin; en kötü yıl diye nitelediğimiz 2009 yılı mı daha kötü, yoksa 2010 yılı mı?
Çinde durum
Kendisini büyük oranda ABD ve AB pazarlarından kopartan Çin, 2009 yılında ortalama olarak ayda 4 milyon ton çelik ihraç ederken, 2010 yılında bu rakam 2 milyon tona düşmüştür. Öte yandan, çelik üretim kapasitesi ise 500 milyon tonlardan, 700 milyon tona yakın bir noktaya büyümüştür. Yani, sıkıntılarda büyümüştür. Hangi akla hizmet ise bilemiyorum, şimdi de Çin devletinin ihracatları daha da kısıtlama yönünde bazı çalışmalar yaptığı söylentileri dolaşmaktadır. Sıcak sac ihracatına uygulanan KDV iadeleri %9dan sıfıra, soğuk ve galvanizli saclara uygulanan ise %13ten, %9a indirilecek denilmektedir.
Öte yandan, aşırı ısınan gayrimenkul piyasasını soğutmak amacı ile şahıslara verilen sübvanse edilmiş, ucuz kredileri kaldıran kararının ertesinde, inşaat piyasasında da durgunluk yaşanmaya başlamıştır.
Kore ve Hindistan, 2010 yılında Çinin en fazla ihracat yaptığı ülkeler olmuştur. Ancak, bu pazarlar, devasa Çin çelik sektörünün kursağını doyurmamaktadır. Bu nedenle, sadece 2 ay önce 750 USD seviyelerine tırmanan sıcak sac fiyatları, 600 USD FOBa kadar inmiştir ve inmeye de devam etmektedir. Kimileri 550 USD FOBdan bahseder olmuştur.
Küresel Talep
Küresel talep, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, zıplayan bir top gibi tepki vermeye devam etmektedir. Yani, krizin başlangıcında büyük bir düşüş kaydeden talep, daha sonra üreticilerin stoklarını eritmesine bağlı olarak zaman zaman açılmakta, daha sonra tekrar kapanmaktadır. Üreticiler, stok için malzeme almamaya özen göstermektedirler. Muhtemeldir ki Ağustosa kadar bir kez daha talepte uyanma olacaktır ve fiyatları yukarı yönde etkileyecektir. Ancak, bu çıkış, Ağustos sonrasında uzun süren bir iniş takip edecektir.
Kırılma noktası
2008 ve 2009da %60lara kadar düşen otomotiv kapasite kullanım oranları, tekrar alımların artması ile birlikte eski günlerin hayalini kurmaya başlamışlardı. Ancak, yukarıda belirttiğimiz daralan Avrupa pazarı nedeni ile tedbirli olmak zorundadırlar. Hem otomotivin, hem de beyaz eşyanın daralan pazarları, Eylül ayından itibaren bir kırılma göstererek, yılsonuna kadar aşağıya inen bir seyir izleyeceklerdir.
Çelikçilere tavsiyemiz
Çelik tüccarlarına ve kullanıcılarına tavsiyemiz şudur: Alımlarınızı da satışlarınızı da durdurmayın. Elinizdeki stokların defter maliyetini düşürmeye gayret gösterin.
Ucuza satın, daha da ucuza satın alın.
Karınızı, müşteriden değil, tedarikçiniz üzerinden oluşturun.
Yani, satarken değil, alırken kazanın.
Hepinize başarılar diliyorum.