SubconTurkey

Hoşgeldiniz
subconturkey.com

Favorilerime Ekle

yan sanayi

Bugün :   8 Şubat 2012, Çarşamba

Haziran 2009 Sayısı

Yıl : 6 | Sayı : 62

     Anasayfa
     Hakkımızda
     Künye
     Abone Formu
     Arşiv
     İletişim

http://www.turkeyautosummit.com




Dergimizin sayfalarına
taranmış şekilde ulaşmak için tıklayın  


 

Haberdar olmak için
üye olunuz

İsim
E-Posta

Sektör Seçiniz


 

 





























 

Barbaros Demirci
barbarosdemirci@ttnet.net.tr


Teğet mi, kiriş mi?


Türk ekonomisi, GSMHsi ile Avrupa Birliğinin 6.ncı, dünyanın ise 17.nci büyük ekonomisi durumunda.  2008 yılı itibariyle 250 milyar dolara yaklaşan dış ticaret hacmine ve sektörler itibariyle değişmekle birlikte 150nin üzerinde ülkeye ihracat yapan, gene 100ün üzerinde ülkeden ithalat yapan bir ekonomiye sahip. Dış borçları 200 milyar doların üzerinde. Başta otomotiv sektörü olmak üzere ihracatçı birçok sektörde küresel üreticiler Türkiyeyi üretim merkezi olarak seçmiş ve Türkiyenin ucuz iş gücü avantajından ve stratejik coğrafi durumundan faydalanarak Türkiyede üretip küresel pazarlara ihracat yapıyor. Bankacılık kesimi büyük ölçüde yabancı bankaların elinde.

Bu durum, Türkiyenin küresel ekonomi içinde çok önemli bir rol aldığını ve küresel etkilere açık bulunduğunu gösteriyor. Bu nedenle, küresel krizin Türkiyeye teğet geçmesi mümkün değil. Bu günkü durum itibariyle dairenin merkezine uzak bir kiriş durumunda. Yani, pastanın bir kısmı kopmuş ve kaybedilmiş. Şimdi kirişin merkeze yaklaşıp pastanın daha büyük bölümünün kaybedilip kaybedile-meyeceği sorunu ile karşı karşıyayız. Kiriş çap mı olacak? yoksa merkezden uzaklaşıp teğet durumuna mı geçecek bunları tartışıyoruz.

Yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi politikaları ve üretim ve ihracat leri ile ürettiğimizin üzerinde tükettik. Yetersiz tasarruf nedeniyle dış borçlarımız rekor düzeye erişti. Dış ticaretimizin sadece ihracat bölümü ile övünürken, ithalat artışını göz ardı ettik. Enflasyonu düşürme hedefinden başka bir hedefimiz yoktu. Türk lirasının aşırı değerlenmesini, enflasyonu düşürmek için göz ardı ederken, Türkiyenin bir ithalat cenneti haline gelmesine göz yumduk. Düşük kur ve yüksek faiz politikası, uluslararası piyasalardaki bol likiditenin sıcak para olarak ülkemize akmasını sağladı ve cari açık büyüdükçe büyüdü. Yani başkasının parası ile günümüzü gün ettik.

İthalat sadece tüketim mallarında değil ara mallarda da çılgınca büyüdü. İhracatçı ana sanayiler, düşük döviz kurları nedeniyle daha ucuz olduğu için yerli yan sanayi malları yerine ithal ara mallarını tercih etti. Aramalı ithalatındaki artış ve ucuz mal ihracatı dış ticaret açığının rekor düzeylere çıkmasına neden oldu. Artan dış ticaret açığı, yüksek faiz ödenerek temin edilen sıcak para ve dış borçlar ile finanse edildi ve ekonomi dengede tutulmaya çalışıldı. Kamu ve özel sektörde ekonomik büyümeye neden olan kaynaklar, iç tasarruf artışları yerine borçlanma ve sıcak para girişleri ile sağlandı.

İşte tam bu noktada küresel kriz patlak verdi. Yani Türkiye, yüksek cari açık ve düşük kurlarda krize yakalandı.

Şu anda ekonomimiz ve özellikle reel sektörümüz çok önemli sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunları 3 ana başlık altında toplamak mümkün.

• Talep Yetersizliği
• Finansman İhtiyacı
• İstihdam Azalması

Küresel krizin başta gelişmiş ekonomiler olmak üzere dünyanın hemen hemen tüm ülkelerini etkilemiş olması nedeniyle hem iç hem de dış pazarlarımız daralır. Üretimin gerilemesi nedeniyle işini kaybeden çalışan sayısı giderek artıyor. İşine devam edenler ise, reel gelirlerinin son birkaç ay içinde % 30lara varan ölçüde gerilemesi ve bir gün işsiz kalabilme kuşkusu ile tüketimini erteliyor. Bu, reel sektör için son derece kritik bir gelişme. İhracatçı sektörler açısından geçmişte iç pazarın çok güçlü olmaması bu sektörlerin rekabet olanaklarını kısmakta idi. Şimdi ise iç pazar daha da daraldı.
Dış pazarlardaki daralma ve artan rekabet, ihracat artış hızını düşürdü. İç ve dış pazarları daralan reel kesim, talep gerilemesinin etkisi ile üretimini büyük ölçüde durdurdu ancak maliyet artışları daralan bu pazarlara yansıtılamadı.

Talep düşmesi, üretimin azalmasına, çalışanların işini kaybetmesine neden oluyor. Bu durum tekrar talebi düşürüyor ve üretim ve istihdamın tekrar gerilemesine neden oluyor. Bu sarmal son derece tehlikeli bir noktaya doğru gidebilir. Bu sarmalın çözümlenmemesi halinde önümüzdeki dönemlerde deflasyon kaçınılmaz bir tehlike olarak önümüzde duruyor.

Küresel kriz öncesinde başlayan ve krizle derinleşen olumsuzluklar, Türkiyede ekonomi literatüründeki tarifi ile zaten deflasyonun sürmekte olduğunu gösteriyor. Deflasyon; Mal talebinin azalması,  para arzının azalması, mal arzının artması, para talebinin artması ve sonuçta fiyatlar genel seviyesinin, yani enflasyonun düşmesi anlamına gelmektedir. Bu resim, Türkiyenin kriz öncesi deflasyona girdiğini ve boyutunun krizden sonra artmaya devam ettiğini gösteriyor.

Deflasyon tarifine uygun olarak Türkiyede reel faiz ve maliyetler yüksektir. Bu da üreticileri üretimden uzaklaştıran, girişimcilik hevesini azaltan, girişimciyi üretim yapmadan ranta yönelten bir etkendir. Üretimin düşmesiyle vergi gelirleri azalan devlet iç ve dış borçlarını ödeyebilmek için tüketimden ve tüketiciden daha fazla vergi toplar. Bu sürecin devamı, tüketici kesimin alım gücünü giderek azaltır ve ekonomide arz fazlası meydana gelir. Ürettiği malları satmakta güçlük çeken sanayici, stokların maliyetlerinden kurtulmak için fiyatları düşürür ve zararına bile satış yapar. Reel kesim üretim azaldığı veya durduğu için doğal olarak işçi çıkarmaya başlar. İşsizliğin artması, tüketim yapacak insan sayısını azaltır, tüketici güvenini yok eder ve sonuçta talep daha da geriler.

Deflasyon yurt dışı pazarlarda da aynı şekilde sürdüğünden Türkiye eskisine kıyasla daha ciddi bir durumla karşı karşıya. Çünkü ihracatı da tehlikede. Üretimini, dış pazarlara yönlendirme alternatifi giderek azalıyor. Reel kesim çok ciddi bir girdapa giriyor. Piyasada para arzı az ama para talebi çok. Bu durum daha düşük fiyatlı mala olan talebi arttırıyor. Ancak, üretim girdi maliyetleri arttığı için, ucuz mal üretimi reel sektörün zararına üretim yapma noktasına itiyor ve maliyet artışlarını piyasaya yönlendiremeyen firmalar kapanma noktasına geliyor.

Ucuz mala yönelik talep, daralan iç pazarda Çin, Hindistan ve benzeri ülkelerin mallarının daha fazla pay almasına neden olacak. Bu durum, faaliyetini sürdürmeye devam eden Türk reel sektörü açısından diğer bir potansiyel tehlike.

Önümüzdeki dönemde, enflasyon gerileyecektir. Ancak bu durum, mal arzının artmasından değil, mala olan talebin azalmasından kaynaklanacaktır. Bu durum deflasyonun diğer bir göstergesidir.

Türkiye, bütçe açıkları nedeniyle tasarruf yapamayan, sürekli borçlanan, cari açıklarını dış borçlarla karşılayan bir ülke konumunda. Kriz öncesi, reel faizlerin yüksek olmasının da etkisi ile bu güne kadar dış finansman bulabilen reel sektör şimdi küresel pazarlarda likidite arzının gerilemesi ve finansman maliyetinin artması nedeniyle para bulamıyor. Üretim de gerilediği için finansman yaratma kabiliyeti azalıyor. Bu durum da deflasyonun göstergelerinden biri.

3 ay sonra yerel yönetim seçimlerinin olması, hükümetin uygulayacağı ekonomi politika kararlarını zorlaştırabilir. Ancak reel sektörün çok acil olarak radikal çözümlere ihtiyacı var.

Bu çözümler 2 şekilde olmalıdır.

Kısa vadeli radikal kararlar

Türkiyede hemen hemen her mala karşı büyük bir potansiyel talep var. İhracatın azalacağı bir ortamda iç pazarın süratle harekete geçirilmesi gerekiyor. Bu nedenle,iç pazarı ve dolayısı ile üretimi harekete geçirecek, işsizliğin artmasını önleyecek önlemler radikal biçimde uygulanmalıdır. Merkez bankasına para basma yetkisi verilerek emisyon arttırılabilir. KDV oranları düşürülerek, mal ve hizmet fiyatı düşürülür ve bu şekilde tüketicinin reel geliri bir miktar artırılabilir. Mal, hizmet ve istihdam üzerindeki vergi yükü azaltılabilir. Bankaların çok düşük faizlerle tüketici kredileri vermesi sağlanabilir. Reel kesimin değişik sivil toplum örgütleri kanalı ile hükümete ilettikleri talepler dikkate alınarak bir acil önlem planı hazırlanıp, radikal biçimde uygulanabilir. Burada alınacak kararların makro ekonomiye maliyetine bir süre katlanmak gerekiyor. Örneğin 6 ay sıfır faizle kredi verilip, otomotiv ve inşaat sektörü tekrar canlandırılabilir. 1 yıl süre ile otomotiv üzerindeki vergiler AB ortalamasına çekilebilir. 2 yıl süre ile istihdam üzerindeki yükler sıfırlanabilir.

Uzun Vadeli Önlemler

Bu krizin bir gün biteceği ve dünya ekonomilerinde yepyeni bir ekonomik dengenin oluşacağı ve bu dengeler içinde Türkiyenin tekrar ve daha güçlü biçimde yer alması gerektiği dikkate alınarak, yüksek katma değer sağlayan sektörlerin rekabet düzeyini arttıracak yeni bir stratejik plan hazırlanabilir ve sektör ve mamul üretimi, yarattığı katma değer dikkate alınarak teşvik edilir. Bu şekilde, kıt olan kaynaklar, sadece yüksek katma değer sağlayan, ithalat yerine yerli aramalı ve yan sanayi mamulünü kullanan sektörlere ve mamullere yönlendirilir.

Dünyada yeniden ortaya çıkan korumacılık önlemleri de dikkate alınarak yerli üretimi teşvik edecek korumacılık önlemleri alınır. Yerli ara malı ve yan sanayiye dayalı yeni bir ihracat i geliştirilerek, dış pazarlarda rekabeti arttıracak Ar-Ge faaliyetlerine özel önem verilir.

Özet olarak, önce hastayı ayağa kaldırıp daha sonra yürümesini ve koşmasını sağlamak gerekiyor.  Türkiyenin içinden çıkılmaz, geri dönüşü daha maliyetli olacak bir sarmaldan kurtulabilmesi, çok önemli ve çok acil radikal kararların alınmasına bağlı. Geciken kararlar, maliyetin boyutunu büyüteceğinden, geri dönüşü de çok daha pahalıya mal olacaktır.

 

  İlgili Haberler

 

HOME APPLIANCES SUPPLIERS MAGAZINE-in Üçüncü sayısı hazırlanıyor
HOME APPLIANCES-SUPPLIERS MAGAZINE nin ikinci sayısı çıktı ve yurtdışına gönderildi.
İstanbul da Çelik ve Otomotiv Çeliği Konferansı düzenliyor
Markalaşma, kalite ve kriz
Krizde psikolojik rolü daha stratejik hale gelen reklam sektörüne teşvik önerdi:

  İlgili Yazılar

 

2010 Yılı İSO - İstanbul Sanayi Odası Sıralamasında İkinci 500 Firma İçine Giren Plastik Firmalarının Değerlendirmesi
Türkiyenin Plastik İşleme Makineleri Dış Ticareti (2011-7 AY) ve Sektörün Gelişim Stratejisi
Türkiye Plastik Ambalaj Sektörü 2010 Yılı Değerlendirmesi ve 2011 Yılı Beklentileri
2010 Yılı İstanbul Sanayi Odası Sıralamasında İlk 500 Firma İçine Giren Plastik Firmalarının Değerlendirmesi
Türk Plastik Sektörü İçin Hedef Pazar Analizi - PAKİSTAN
 

http://www.hannovermesse.de/en/promo?xvn4x

http://maktekfuari.com








































SEKTÖREL
Tanıtım Grubu
Rek. ve Tic. Ltd. Şti.

  Bahçeşehir 2.Kısım Mah.(Boğazköy)
  4.Cadde,Mavi Kardelen Sitesi, A-Blok No:1/2 Daire:2
  BAHÇEŞEHİR-BAŞAKŞEHİR-İSTANBUL
  Tel:0212 607 28 22- 5 Hat
 
E-posta : subcon@sektorel.com

SUBCONTURKEY Yan Sanayi Ürünleri Gazetesi
www.sektorel.com | www.subconturkey.com | subcon@subconturkey.com
yan sanayi