Dünya otomotiv sektöründe küreselleşme hızla sürmektedir. Küreselleşme eğilimine paralel olarak, dünya otomotiv sektöründe olduğu gibi ülkemizde de karmaşık, çok yönlü ve gittikçe büyüyen bir global tüketici tabanı oluşmaktadır. Tüketiciler satın alacakları araçlarda, bol çeşit, sürekli yenilik, mükemmel kalite konfor ve uygun fiyat aramaktadır. Enformasyon teknolojisi ve internet kullanımının genişlemesi sayesinde, tüketiciler fiyat ve kalite hakkında anında ve detaylı bilgi alabilmektedir. Güvenlik, enerji tasarrufu, hava kirliliği, yeniden kazanım gibi konularda toplumun ve hükümetlerin sosyal bilinçleri hızla değişmektedir.
Motorlu Taşıt Aracı ile Aksam ve Parçalarını üreten otomotiv sanayi, sanayileşmiş ülkelerde ekonominin lokomotifidir. Bunun nedeni, diğer sanayi dalları ve ekonominin diğer sektörleri ile olan çok yakın ilişkisidir.
Otomotiv sanayi demir-çelik, diğer metaller, petro-kimya, lastik ve cam gibi temel sanayi dallarında başlıca alıcı ve özellikle bu sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir. Turizm, altyapı ve inşaat ile ulaştırma ve tarım sektörlerinin gerek duyduğu her çeşit motorlu araçlar sektör ürünleri ile sağlanmaktadır. Bu nedenle otomotiv sanayindeki değişimler, ekonominin tümünü yakından etkilemektedir.
Sektörümüz, son on yıldaki atılımları ile dünya standartlarında üretim yapabilen ve rekabet yeteneğini geliştirerek uluslararası ortak pazarlama stratejisini uygulayabilen bir yapıya ulaşmıştır. Türk otomotiv sektörü bugünkü konumu ile üretim sanayi içinde önemli bir yere sahiptir. Ülkemizde otomotiv sektörünün rolü, genel ekonomi içinde artan bir grafik çizmektedir.
Son yıllarda otomotiv sektöründe teknolojik yatırımların artması ve ürün geliştirme süreçlerindeki gelişmeler ülkemizin üretim merkezi olmasını sağlamış, ülkemizi ekonomik ve dış ticaret açısından ihracatta da önemli bir ülke konumuna getirmiştir.
Son iki yıldır üst üste rekor kıran ve finansal dalgalanmalara rağmen hızını kesmeyen otomotiv sektörü, Türk üretim sanayi içinde sanayinin en ileri kollarından biri durumunda olup, sanayinin ana güçlerden birini oluşturmaktadır.
Otomotiv sektörü, ekonomide yarattığı katma değer, istihdama olan katkısı ve ilişkide bulunduğu diğer sektörlerdeki teknolojik gelişmenin sürükleyicisi olarak stratejik önemi bulunan bir sektördür. Ülkemizdeki otomotiv sektörü de son birkaç yıldır hep yükselen bir grafik çizmektedir.
Türkiye, üretim merkezi olarak Batı Avrupaya karşı göreceli üstünlükleri olmasına karşın; Doğu Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin hammadde, enerji ve işgücü maliyeti açısından Türkiyeye karşı üstünlüğü, gelecekte üretim merkezi olma özelliğini tehdit etmektedir. Mevcut sektör içinde Türkiyenin mühendislik, Ar-Ge ve tasarım gücünü geliştirmekten başka seçeneği bulunmamaktadır. Bu gücünü tasarım merkezlerinin olduğu yerlerde kaybetmesi halinde üretim merkezi olma işlevini de yitirebilecektir.
Dünden bugüne sektörün geldiği noktaya bakıldığında, rekabetçi bir yapının olması, yeni teknolojilerle kaliteli ve düzenli üretim yapabilme gücü, en etkilisi de maliyet-fiyat avantajı olması, Türkiyeyi bugün dünya otomotiv sektörü açısından hem önemli bir üretim üssü hem de önemli bir Pazar konumuna yerleştirmektedir. Otomotiv sektörü tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her yönü ile gelişmeye devam etmektedir. Türkiye otomotiv ana ve yan sanayi, çok önemli bir gelişim potansiyeline ve ihracat kapasitesine sahiptir.
Otomotiv sanayii, özellikle son yıllarda teknoloji olarak çok ileri bir düzeye gelmiş ve uluslararası denetimlerde, gelişmiş batı ülkelerinde faaliyet gösteren OEM firmalarına yönelik üretim yapacak düzeye ulaşmıştır. Sektör ihracatının; Ocak-Ağustos 2007 dönemi itibarı ile; %65inin Avrupa Birliği ülkelerine yönelik olarak gerçekleşir olması da, ulaşılan teknoloji düzeyinin bir göstergesidir. Otomotiv yan sanayiinde faaliyet gösteren firmaların çoğu uluslar arası pazarlarda kabul gören kalite belgelerine (ISO 9000, QS 9000, ISO 14000, vs) sahiptir.
Türkiye Otomotiv Sektörü, Avrupanın ciddi üretim merkezlerinden bir tanesi olma yolunda hızla ilerlemektedir.
Türkiyede Yan Sanayinin Durumu;
Ülkemizdeki otomotiv sektöründe yer alan tedarikçilerden, Dünya ölçeğinde yer alan yabancı sermayeli global tedarikçilerin dışındaki yerel tedarikçilerin çoğu küçük ölçekli, KOBİ konumundadır. Gelişmiş bir otomotiv sanayini yan sanayinden ayrı düşünmek mümkün olmadığı gibi, yan sanayini de sadece yerli taşıt araçları imalatçılarına yedek parça ve ekipman sağlayan bir sektör olarak düşünmek mümkün değildir. Sektör bunun ötesinde birçok ithal araca yedek parça temin eden ve ihracatta küçümsenmeyecek miktarda döviz girdisi sağlayan boyutu da vardır. Otomotiv yan sanayi, küresel düzeyde hızla değişen pazar ve rekabet koşulları nedeniyle sürekli ve dinamik bir gelişim içindedir.
Otomotiv yan sanayinin rekabet gücünü arttırabilmesi ve gücünü sürekli kılabilmesi için ana sanayi ile yan sanayi arasında tam bir entegrasyonun sağlaması gereklidir. Kitlesel üretim sürecinde ana ve yan sanayi arasındaki ilişki başlangıçta, ana sanayinin gücü ile orantılı olarak yan sanayinden düşük fiyatla parça almak şeklinde kurulmuştur. Ancak uluslararası rekabetin hızla yayılması ve kitlesel üretim yerine esnek üretim sürecine geçiş işbirliğine farklı bir boyut kazandırmıştır. Bu boyut, ilişkiler basit ve dar kapsamlı ilişkiler yerine, tasarım da dahil tüm üretim süreçlerinde işbirliği ve entegrasyonu kapsamaktadır.
Türk otomotiv yan sanayi, mamul üretim kapasitesi, mamul çeşitliliği ve ulaştığı standartlar itibariyle Türkiyede üretilen taşıt araçları için gerekli olan komple motor ve motor parçaları, aktarma organları, fren sistemleri ve parçaları, hidrolik ve havalı aksamlar, süspansiyon parçaları, emniyet aksamları, kauçuk ve lastik parçalar şasi aksam ve parçaları, dövme ve döküm parçalar, elektrik ekipmanları ve aydınlatma sistemleri, aküler oto camları ve koltuklardan oluşan yedek parçaların tamamımı karşılayabilecek düzeye gelmiştir.
Yan Sanayinin Ana Sanayiden Bekledikleri;
• Rekabet Öncesi Ana Sanayi Yan Sanayi İşbirliği
• Yapılan İhracatın Parça Bölümünün İmalatçıda Gösterilmesi
• Ar-Ge ve özellikle KOBİ teşviklerinden yararlanmak için ihracat yapma şartı aranmaktadır.
• Yan Sanayi tarafından imal edilen parçaların % 80i araç üzerinde veya yedek parça olarak Ana Sanayi tarafından ihraç edilmektedir.
• Parçayı imal eden KOBİ statüsündeki yan sanayicinin ihracatı yok gözüktüğünden bu teşviklerden yararlanamamaktadır.
Her zaman olduğu gibi, ana sanayi ile yan sanayi işbirliği içinde olmalıdır;
• Kazan-Kazan prensibine dayanan bir anlayış,
• Ciddi analiz yapabilecek Kazan-Kazandır prensibine yatkın insan kaynakları,
• Rekabet gücünü artıracak yatırımların ve Ar-Ge çalışmalarının birlikte teşvik edilmesi,
• Hammaddenin en kaliteli ve en ucuz temin edecek yöntemlerin birlikte araştırılması,
• Verimlilik artışı, mühendislik ve tasarımda yetkinlik kazanma, maliyet düşürme ve ürün geliştirmeye yönelik ortak faaliyetler.
Yan Sanayi Firmaları Ne Yapmalıdır?
• Yan sanayimiz, cirosunun en az yüzde beşini Ar-Ge ve tasarıma ayırmalı ve bu faaliyetlere öncelik vermelidir.
• Avrupanın otomotiv merkezlerinde mühendislik ve tasarım büroları açmalıdır.
Firmaların bu yöndeki çalışmalarına ve küresel araç üreticilerince sürdürülen projelere paralel olarak Türkiye, dünyanın alternatif otomotiv tedarik merkezi olacaktır.
Otomotiv sektörün ihracattaki yeri
Otomotiv sektörü son yıllarda önemli bir atılım gerçekleştirmiştir. Türkiye geneli 2008 yılı itibari ile toplam ihracat rakamı 127.498.828.000 USD olup, Taşıt Araçları ve Yan Sanayi sektörünün 24.730.601.339 USD ile Türkiye ihracatı içindeki payı %19dur. Sektör, 2008 yılında 2007 yılına göre %16 oranında bir artışla 24.730.601.339 USDlık ihracat kayda alınmıştır. 2008 yılı itibari ile; Avrupa Birliğine Taşıt Araçları ve Yan Sanayi toplam ihracat kaydı 2007 yılına göre, %10 oranında bir artış ile 15.393.651.905 USDdan 16.867.233.081 USDa düzeyine yükselmiştir.
2009 yılı Ocak-Eylül dönemi Türkiye geneli toplam ihracat rakamı 68.896.582.000 USD olup, Taşıt Araçları ve Yan Sanayii sektörünün 11.918.812.866 USD ile Türkiye ihracatı içindeki payı %17dir. Bu dönem Avrupa Birliğine Taşıt Araçları ve Yan Sanayi toplam ihracat kaydı 8.174.874.612 USD olmuştur, Avrupa Birliğine yapılan ihracatın sektör ihracatı içindeki payı %68 olmuştur.
2009 yılı Ocak–Eylül dönemi itibari ile ana sanayi kalemlerinde en yüksek değer; 4.268.528.532 USD ile binek otomobiller grubuna aittir. Binek otomobil grubu kayıtların geçen yılla karşılaştırıldığında miktar bazında 463.301 adetten 328.835 adete gerilediği; değer bazında da yine düşüş yaşanarak 6.374.202.872 USDdan 4.268.528.532 USDa düştüğü tespit edilmiştir. Ana Sanayi içinde en büyük ikinci kalem eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar grubudur. Bu grup %67lik bir düşüşle 1.499.257.503 USD değerinde bir ihracat kaydı gerçekleştirmiştir.
Türk otomotiv sektörünün AB ile bütünleşme sürecinde tasarım yeteneklerini geliştirerek, katma değeri artırmalıdır
Taşıt Araçları Yan Sanayi grubunda ise geçen yılın aynı dönemine oranla %38lik bir düşüşle 3.673.151.751 USDlik bir kayıt gerçekleştirilmiştir. Bu grup bazında 1 milyon USD ve üzerinde ihracat kaydı gerçekleştiren kalemler arasında; Enjektörler, muhtelif dış lastikler, jantlar, karoser aksamı, servo frenler, amortisörler, kauçuk eşya, taşıt aracı koltukları, silindir kafaları, pistonlar, piston segmanları, marş motoruna ait aksam ve parçalar, enjektör kütüğü ve memesi, kablo bağlantıları, debriyaj, fren balataları, rot, rot başı, rotiller, otomobil aydınlatma cihazları, motorlu taşıtlarda kullanılan oturmaya mahsus mobilyalar bulunmaktadır.
İhracatın ülkelere göre dağılımı incelendiğinde geleneksel ihracat pazar yapısının devam etmekte olduğu Avrupa Birliği ülkelerine yönelik ihracatın ilk sıralarda yer aldığı, Fransaya ihracatın ilk sırada yer aldığı, İtalyanın onu takip ettiği, Almanyanın üçüncü sırada yer aldığı, Birleşik Krallık, Birleşik Devletler, Belçika Slovenya, Malta, Romanya, İspanyanın ilk on sırada yer aldığı görülmektedir.
Potansiyel pazar niteliğindeki komşu ülkelere ihracatımızın artırılması, ihraç ürünlerimizin çeşitlendirilmesi, yabancı sermayenin ülkemize çekilmesi ve müşterek yatırım imkanları için gerekli ortamın yaratılması amacı ile gerçekleştirilen Ticaret ve Alım heyetlerinin yaşanan bu ihracat artışlarında büyük etkisi bulunmaktadır. Türk otomotiv sektörünün AB ile bütünleşme sürecinde tasarım yeteneklerini geliştirerek, katma değeri artırmak zorundadır. Bunun için, Ar-Ge faaliyetleri ve tasarım geliştirmeye yönelik projeler için teşviklerden daha fazla pay almaları gerekmektedir.
Dünya otomotiv endüstrisinin en önemli rekabet gücü tüketiciler için yenilikçi ürünler geliştirebilme ve bunu uygun maliyetlerle üretebilme yeteneği haline gelmiştir. Türkiye bu anlamda son derece şanslı bir yerde durmaktadır. Türkiye otomotiv endüstrimiz tasarım dâhil anahtar teslimi araç üretimine taliptir.
Düşen kâr oranları açısından bakıldığında endüstrinin bunu uzun süre tolere etmesi zor gözükmektedir. Bu durum Türkiyenin dünyanın önemli Ar-Ge ve tasarım üslerinden birisi olarak konumlanmasını sağlayabilecek büyük bir fırsattır. Bu fırsatı devlet-özel sektör işbirliği ile önümüzdeki 15 yıl içinde yılda 100 milyar dolara yakın bir büyüklüğe çevirmemiz olasıdır.
Dünya, çevre duyarlılığı noktasında önemli bir değişim geçirmektedir. Küresel endüstrilerin tamamı bu noktada yeni ürünler geliştirmek ve yeni bir tüketim kültürü yaratmak zorunluluğu ile karşı karşıyadırlar. Otomotiv endüstrisi bu noktada en büyük hareketliliğin yaşanacağı endüstri olmaya namzettir. Bu değişim süreci elektrikli motorlar ve hibrit araçlar geliştirme noktasında büyük fırsatlar yaratmaktadır.
Otomotiv sektörü küresel sektör olması nedeniyle, dünya ile birlikte ülkemizde de etkili olan bu küresel krizin, 2010 yılı ortalarına kadar da devam edebileceği beklenmektedir. En iyimser tahmin ise, 2009 yılı son çeyreğinde pazarın az da olsa canlanmaya başlayacağı yönündedir.
Yaşanan son olumsuz gelişmelere rağmen, Türk otomotiv sanayi firmaları, mevcut stratejilerinde bir değişiklik öngörmemekte, mevcut stratejileri doğrultusunda, yoğun ve hedef odaklı çalışmalarına kararlılıkla devam etmeyi planlamaktadır. 2012 yılı için belirlediğimiz; 2 milyon adet üretim, 1,5 milyon adet ihracat, 50 milyar dolar ihracat geliri ve 600 bin istihdam hedeflerimize, birkaç yıl gecikmeli olsa da ulaşmak üzere, çalışmalar sürdürülmektedir. İhracatımızın önemli bölümünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa ülkeleri pazarının daralması, yurt içi pazarımızın canlandırılması ile ilgili alınması gerekli önlemlerin önemini arttırmıştır. Bu bağlamda küresel krizin olumsuz etkilerinin azaltılabilmesi, sürdürülebilir küresel rekabetin sağlanabilmesi ve uzun vadede ihracat ile ilgili hedeflerimize ulaşabilmemiz için gerekli önlemlerin alınması büyük önem arz etmektedir. Alınan önlemlerle birlikte Türk otomotiv sektörünün de toparlanacağı ve her yönüyle gelişmeye devam edeceği hususunda herhangi bir şüphemiz bulunmamaktadır.