Henry Mintzberg yönetim üzerine çalışmalar yapan, tanınmış Kanadalı bir profesör. Bu aralar kitaplarından birini okurken karşıma ingilizce bir Nasreddin Hoca hikayesi çıktı. Hepimizin hocaya çocukluktan gelen bir sempatisi vardır. Onun hazır cevaplığına ve pratik zekasına hayran kalıp öykülerini defalarca dinlemişizdir. Ama yönetim konusunda ondan ders alabileceğimiz, bugüne kadar hiç aklıma gelmemişti. Sözü uzatmadan hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Nasreddin Hoca yerde birşeyler aranırken bir arkadaşı çıka gelmiş ve sormuş: Neyini kaybettin, Nasreddin?
Anahtarım, demiş Nasreddin Hoca.
Bunun üzerine arkadaşı da çökmüş dizlerinin üstüne ve ikisi birden aramaya koyulmuşlar. Bir zaman sonra arkadaşı dayanamayıp sormuş: Nerede düşürdüğünü tam olarak biliyor musun?
Evimde, diye cevaplamış Hoca.
O halde niye burada arıyorsun, Nasreddin? diye çıkışmış arkadaşı.
Çünkü burası evimin içinden daha aydınlık diye cevap vermiş sevgili Hocamız...
Hepimiz bazen çözümleri o ya da bu bahanelerle yanlış yerlerde arayabiliyoruz. Kritik bir yönetim kararını verirken yanlış temellerden hareket etmenin organizasyonunuza verebileceği zararları bir düşünün lütfen...
Bir başka fıkra da Hoca ormana gitmiş. Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye. Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca ya seslenmiş:
Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi? Şimdi düşeceksin.
Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş. Az sonra dal kırılmış. Hoca, cumburlop düşmüş. Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.
Bu fıkrayı da yönetim açısından çeşitli şekillerde yorumlayabiliriz. Oturduğunuz dalı çalıştığınız şirket gibi düşünebilirsiniz. Çalıştığınız şirketi sahiplenip, özverili bir çalışma sergilemezseniz; sonuçta bindiğiniz dalı kesebilir ve işsiz kalabilirsiniz. Ya da bir yönetici olduğunuzu düşünelim. Oturduğunuz dal, sizinle birlikte çalıştığınız ekibiniz veya astlarınız olarak düşünülebilir. Siz onları motive etmezseniz, bilgileri paylaşmazsınız ve gelişmelerine imkan vermezseniz bir nevi oturduğunuz dalı kesmiş oluyorsunuz. Şirketinize ölümcül hasar vermeseniz bile uzun vade de kalıcı ciddi hasarlar oluşturacağınızdan emin olabilirsiniz.
Bu yazıya Mintzberg le devam etmek istiyorum. Bir ara fırsat bulabilirsem Hoca nın diğer öykülerini de yönetim açısından irdelemek istiyorum. Parayı veren düdüğü çalar , Düşmesem de inecektim zaten , Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanamıyorsun? ve daha niceleri bizlere geçmişten gelen değerli yönetim öğütleri içeriyor. Kimbilir belki bana güzel bir tez konusu da çıkabilir. Neden Mintzberg le devam etmek istediğime gelince, sizlerin onun fikirlerinden daha çok yararlanmanızı arzu ediyorum. Teorilerin ve akademisyenliğin ötesine geçebilmiş; yönetimin öğretilenler gibi değilde, gerçekte yaşanılanlar olduğunu vurgulayan bir bilim adamı. Sadece istatistikler, finansal tablolar veya rakamlarla bakarak karar vermenin doğru olmadığını yine aynı şekilde sadece sezgilerle de karar verilemeyeceğini söylüyor. İyi bir yönetici olmak için bizlere; beynin her iki yarısını da kullanarak-analiz ile sezgiyi doğru harmanlayarak- sentezi oluşturmamız gerektiğini tavsiye ediyor. Stratejilerimizi soyut, gerçeklerden uzak ortamlarda oluşturamayacağımızı; bir zaanatkar yaklaşımıyla elimiz işin içerisinde iken, deneyim ile yaratıcılığı bağdaştırarak oluşturmamızı öneriyor.
Yönetici ne yapar? sorusuna verilen klasik cevap Yönetici, planlar, örgütler (organize etme), yönlendirir-yönetir, koordine eder (eşgüdüm sağlama), ve denetler şeklinde verilir. Luther Gulick bu klasik tanıma raporlar ve bütçeler i de eklemiştir. Ancak Mintzberg üst düzey yöneticileri gözlemlerken bu görevlerin dışında başka işlerde yaptıklarını farketmiştir.
Mintzberg gözlemlerinden yola çıkarak yöneticinin işlevlerini üç başlık altında toplamış ve bunlara ilişkin olarak da on rol saptamıştır. Kişiler-arası rollerini: temsilcilik, liderlik ve irtibatçılık olarak belirlemiştir. Yöneticinin üstlendiği ikinci grup rol de bilgi işleme süreciyle ilgilidir. Yönetici astlardan, dış çevreden ve üstlerinden çeşitli bilgiler alır ve onlara bazı bilgiler aktarır. Mintzberg yöneticinin Bilgisel rollerini: izlemek veya gözlemlemek, bilgi yaymak ve sözcülük yapmak olarak sıralamıştır. Son olarak yöneticinin üstlendiği rol grubu da Kararsal rolleridir: girişimcilik, sorun gidericilik, kaynak dağıtımcılığı ve müzakerecilik olarak verilmiştir.
Yönetiler olarak klasik görevlerle uğraştığımız zamanlar olsa da günlük iş akışımızı gözden geçirdiğimizde Mintzberg e hak vermek zorunda kalıyoruz. İşlerimizi uzun uzun planlayarak gerçekleştiremiyoruz. Çok sayıda, farklı konulara ancak kısa süreler ayırabiliyoruz. Bir problem üzerinde çalışırken araya diğer işler girebiliyor. Kağıt işlerinden, elektronik postalardan haz almazken hareketli görevlerden hoşlanıyoruz. Yazılı iletişim yerine toplantı ve telefon görüşmeleri gibi sözlü iletişimleri tercih ediyoruz. Sürekli bir iş yükü önümüzde bekliyor. Astlarımızla ve şirketdışı muhataplarımızla ilişkilerimizi sürdürmeye özen gösterirken en az zamanı üstlerimizle geçiriyoruz. Bir çok kararda inisiyatif kullanan kişiler olmamıza rağmen uygulamalara yeterince katılamıyoruz.
Kendini geliştirmek isteyen yöneticilere, Mintzberg in rolleri üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Gelin bu roller üzerinden birlikte geçelim. Sizde bu rollerin hangilerinde ne kadar başarılısınız kendiniz değerlendirin:
Temsilcilik Rolü: Yöneticiler organizasyonlarının en tepesindeki çalışanlar olarak; törenlerde, seremonilerde ve diğer sembolik görevlerde şirketlerini temsil ederler. Genel müdür şirketin başarılı çalışanlarına ödül verirken, takım lideri elemanlarından birinin düğününe katılırken, satış müdürü önemli bir müşteriyi yemeğe götürürken temsilcilik rolünü gerçekleştirir.
Liderlik Rolü: Yöneticiler pozisyonlarından ötürü resmi otorite olarak gücü ellerinde bulundururlar. Yöneticiler bu gücü kullanarak çalışanlara uygun çalışma ortamları yaratırlar, çalışanları motive ederler ve gelişmelerini sağlarlar. Verimliliği artırmak için çalışanları yüreklendirmek, iş etiği konusunda çalışanlara örnek olmak liderlik rolüne örnek olarak verilebilir.
İrtibatçılık Rolü: Yöneticiler şirket dışı muhataplarla iletişim ağlarının kurulması ve geliştirilmesini sağlarlar. Böylece şirketin çevresi ile bağlantı kurmasına imkan verirler.
İzleme/Gözlemleme Rolü: Yöneticiler organizasyonları ile ilgili tüm şirket içi ve şirket dışı bilgileri toplamaya çalışırlar. Adeta organizasyonun sinir sistemi olarak görev yaparlar. Yöneticiler belki herşeyi bilemeyebilir fakat astlarına göre çok daha fazla bilgiye erişebilecekleri aşikardır.
Bilgilendirme Rolü: Yöneticiler kişisel bağlantıları neticesinde topladıkları bilgileri filtrelerinden geçirerek organizasyonları ile paylaşırlar. Gerçekçi ve değerli bilgiler böylece astlara ulaştırılmış olur.
Sözcülük Rolü: Yöneticiler dış dünyaya şirket performansı, projeleri ve politikaları konusunda bilgi verirler. Yine takım liderinin bir tedarikçiye yaptığı parça ile ilgili sıkıntıları anlatması da sözcülük rolüne örnek olarak verilebilir.
Girişimci Rolü: Değişen çevresel şartlara bağlı olarak yöneticiler organizasyonlarını geliştirmek isterler. Organizasyonda yapılması gereken değişimleri tasarlarlar ve başlatırlar. Yenilikçi fikirlerin yeşermesine imkan sağlarlar.
Sorun Çözme Rolü: Yöneticiler beklenmedik problemlerle ve operasyonel aksamalarla ilgilenirler. İş yerinde grev söz konusu olduğunda, büyük müşterilerden bir ödeme güçlüğüne girdiğinde ya da tedarikçilerden biri yaptığı sözleşmeye uymadığında bu rolü gerçekleştirler.
Kaynak Dağıtımcılığı Rolü: Yöneticiler organizasyonel kaynakların kontrolünü elinde tutarlar, kullanım yetkisini verirler. En önemli kaynaklardan bir tanesi de yöneticilerin kendi zamanlarıdır.
Müzakerecilik Rolü: Başka organizasyonlar ve bireylerle ilgili müzakerelere katılır. Bir tedarikçi veya sendika ile sözleşme imzalamak bu role örnek olarak verilebilir.
Yukarı belirtilen roller bir bütün olarak ele alınmalıdır. Yöneticiler her bir rolü bir ölçüde yerine getirmek durumundadırlar. Hiç bir rol bütünün dışında bırakılamayacağı gibi her role eşit ağırlık vermeye çalışmak ta yöneticiler için doğru bir tutum olmayacaktır. Satış müdürü kişiler-arası rollere ağırlık verirken, üretim müdürünün kararsal rollere daha çok önem vermesi ve insan kaynakları müdürünün bilgisel rolleri öne çıkarması işlerinin doğası gereğidir. Sizler de göreviniz gereği hangi rollere ağırlık vermeniz gerektiğini kendiniz belirleyebilirsiniz. Eksiklik hissettiğiniz roller için kendinizi geliştirmek yönünde çaba sarf edebilirsiniz.
Bu yazıda kendini geliştirmek isteyen yöneticilere iki farklı kaynaktan faydalı öğütler vermeye çalıştım. Günümüzde artık bilgiye erişim kolay. Zor olan bu bilgileri değerlendirebileceğimiz uygulamaları hayata geçirebilmek. Hepimize kolay gelsin...