Dev kurumlar bir bir batmaya devam ediyor. Ülkeler iflasın eşiğine geldi! Kriz büyük bir savaşla mı aşılacak?

KÜRESEL FİNANSAL KRİZİN SİYASAL ANALİZİ
İçinde yaşadığımız kriz 2008 yılının bahar aylarında ABD de mortgage krizi olarak başladı. Birkaç banka ve finans kuruluşunun batmasıyla devam etti ve derinleşti. Yaz aylarında, genel bir finansal krize dönüştü. Sonbaharda ise bütün dünyayı sardı ve genel bir ekonomik kriz şeklini aldı. Bu kriz neticesinde dünya çapında binlerce firmanın kapanmasına, milyonlarca kişinin işsiz kalmasına ve büyüme oranlarının negatife dönmesine neden oldu. Dünya ticareti kriz yüzünden daraldı. Sonuçları ve nedenleri iktisadi olarak görünen bu krizin siyasi yanları da var ve bunlar çok önemli. Krizin bu siyasi yanını analiz etmek ise bu yazının konusu.
Nereden Nereye?
Bilindiği gibi 2. Dünya Savaşının sonuna doğru, ABDnin New Hampshire Eyaletinin Bretton Woods kasabasında savaş sonrası dünyanın ekonomik yapısı belirlenmişti. Buna göre altına konvertibl para sistemi kabul edilmişti. Bu sistemi gözetmek için, IMF - Dünya Bankası, GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması daha sonra Dünya Ticaret Örgütü) ve IFC gibi uluslararası finansal kurumlar oluşturulmuştu. Bu sistemde altının dolara çevrilebilirliği kabul edilmiş, uluslararası ticarette değişim aracı olarak doların kullanılmasına imkan sağlanmıştı.
Bu sistem 30 yıla yakın bir süre sürmüştür. ABD ekonomisinin dünya GSMHnın % 61ini tek başına üretiyor olması, doları dünyanın her yerinde kullanılan bir değişim aracı yapmaya yaramıştı. Buna Bretton Woodsda kabul edilen dünya ödemeler sistemi de katkı yapmıştır. Ancak, 1970lerin başında Vietnam Savaşı ABD ekonomisine yük getirmeye başlamıştır. Amerikan halkı, kendilerini hiçbir şekilde ilgilendirmeyen bir savaş nedeniyle ABD askerlerinin yol açtığı büyük can kaybına karşı kayıtsız kalmamış tepki göstermiştir. Artan siyasi bilinç, ABD maliyesinin muazzam savaş harcamaları karşısında kamuoyunun büyük infial göstemesine neden olmuştur. Hükümet ve savaş aleyhtarı gösteriler sonucu savaş harcamalarının ABD bütçesinden karşılanması mümkün olamamış buna karşı ABD Hükümeti karşılıksız dolar basarak ve doların değerini düşürerek savaşı finanse etme yolunu seçmiştir. Böylece savaşın bedelini de sadece ABD vatandaşlarına değil elinde dolar bulunan herkim varsa ödemek zorunda kalmışlardır. Bunun üzerine 1973 de altın-para sisteminden vazgeçilerek Bretton Woods Sistemi çökmüştür.
Teröre Karşı Savaş ve Finans
11 Eylül 2001 tarihinden sonra ABD, Afganistan ve Irakı işgal etmiştir. Ancak buralarda ciddi direnişle karşılaşmış ve savaşı kazanamamıştır. Buralardaki ABD yenilgisi iyice açığa çıkmıştır. Ancak savaş halen sürmektedir. ABDnin askeri harekatı can kaybına neden olmakta, bölge halkı büyük acılar çekmektedir. ABD bu ülkelerde asker bulundurmak için milyarlarca dolar harcamakta, binlerce ölü vermektedir. Altıncı senesine giren Irak işgali yüzünden ABDnin harcadığı paranın yüz milyarlarca doları bulduğu iddia edilmektedir. ABD bu paranın büyük kısmını kontrolu altında tuttuğu Irak idaresinden ve onun Kuzey Iraktaki petrol gelirlerinden karşılamaktadır. ABD, Irakın yeniden inşası için kullanılacak petrol gelirlerini kendi şirketlerinin yaptığı ve çoğunluğu güvenlik sağlama gibi ekonomik katma değer yaratmayan işlere aktarmaktadır.
Ayrıca 2000 li yılların başında Çinin ucuz işgücü avantajı ile DTÖye üye olması sonucu Çin malları bütün ABD ve Avrupa piyasalarını işgal etmeye başlamıştır. Yüksek ücretler, telif ve patent hakları, yüksek kalite standartlarında üretim yapma, rekabet ve tüketici hukukuna göre davranma zorunluluğu ve yüksek vergiler yüzünden ABD sanayicisinin taklit - kayıt dışı - kalite ve satandarlara uymayan tapon Çin mallarına karşı rekabet şansı kalmamıştır. Pekçok Amerikan firması bu tür rekabetçi ortamdan yararlanmak için Çine taşınmış ve haksız rekabetin öz kaynağını tekellerine alarak dünyadaki ahlaki bozulmaya (moral hazard) katkı yapmışlardır. Bu yüzden ABDnin dış ticaret açığı senede 1 trilyon dolara yaklaşırken, Çin dış ticarette yüz milyarlarca dolar fazla vermeye başlamış ve elinde 2 trilyon ABD doları para birikmiştir.
ABD, artan petrol ve doğalgaz fiyatları nedeniyle Rus oligarklarının elinde biriken 150 milyar doları, Arap şeyhlerinin elinde biriken 800 milyar doları ve Çindeki 2 trilyon doları kendine çekme yoluna başvurmuştur. Bu fonları kendine çekmek için ise ABD Hazine Bonosu, ABDde gayrimenkullerin Araplara satılması ve ABD bankalarındaki Arap, Rus ve Çin mevduat hesaplarını kullanmıştır. Bunlar sayesinde, dış ticaret açığını dengelemiştir. Ancak sonradan bankaların, fonların batmasına müsaade ederek Çin - Rus ve Arap mevduatlarının ABD mali sistemi içersisinde buharlaşmasına neden olmuştur.
Krizin Siyasi Boyutları
Bu noktada son zamanlarda yaşanan ekonomik krizin mortgage krizi gibi göründüğü, krizin bazı ekonomik nedenleri olmasının yanında, ABDnin Çin - Rusya ve Arapları dize getirmek ve kendi dış ticaret açığını onlara finanse ettirmek gibi siyasi bir nedeni olduğu şüphesi ortaya çıkmaktadır.
Dünya çapında serbest ticaret fikrinin babası olan ABDnin kotalar koyarak ve gümrük duvarlarını yükselterek Çin menşeili malların ithalini engellemesi ve dış ticareti kısıtlamasının mümkün olmadığı düşünülebilir. Bu, ABDnin kuruluş felsefesine ve ABDnin 20. yüzyılın başından beri bütün dünyaya empoze ettiği ideolojiye taban tabana zıttır. Öte yandan, bu şekilde düşünmenin ne kadar safiyane bir düşünce olduğu da açıktır.
ABD, nasıl karşılıksız dolar basarak Vietnam Savaşını finanse ettiyse, ABD hedge fonlarının ve büyük bankalarının batmasına göz yumarak hatta gizlice teşvik ederek buradaki Çin - Rus ve Arap mevduatını ABD finans sistemi içerisinde buharlaştırmasını da mümkün olarak değerledirmek gerçekçi olabilir (mi)? Yıllık 1 trilyon doları bulan dış ticaret açığının kompanse edilmesi başka nasıl olabilirdi?
Tüm bu iktisadi gerçekler aslında yaşanan krizin sadece iktisadi bir olay değil aynı zamanda siyasi bir tercih olabileceğini de düşündürtmektedir. Uluslararası finansal krizin nedenlerinin ekonomik olmaktan ziyade siyasal olduğunun en belirgin göstergelerinden biri de doların, krizin etkilerinin ABDde en çok hissedildiği, iflasların ve işsizliğin tepe noktasına ulaştığı 2008 yazı sonundan itibaren sürekli değer kazanmasıdır. Bilindiği üzere iktisadi olarak krize giren bir ülkenin parası diğer paralar karşısında değer kaybeder. ABD gibi tarihindeki en büyük ikinci iktisadi çöküşü yaşayan ve ekonomisini rahatlatmak için dünyanın en liberal ülkesi olmasına rağmen bütün Afrika kıtasının toplam GSMHnın 3 katı bir miktarla ekonomiye müdahele etmek zorunda kalan ABDnin para birimi dolar diğer ülkelerin para birimleri karşısında değer kaybetmek bir yana son yirmibeş yılın en yüksek değerini kazanmıştır. Buna karşılık ise ABD Merkez Bankası faizleri 0,25 oranına indirmiş ve tedrici olarak sıfıra çekebileceğini beyan etmiştir.
Bütün bu gelişmeler ABDnin yılda 1 trilyon dolara yaklaşan dış ticaret açığını yabancı sermaye ile başka ülkelere finanse ettirdiğini ve 2008 krizinin de ekonomik değil daha çok siyasal nedenli olduğuna işaret etmektedir. 1929da ABD Borsası Wall Streette başlayıp, bütün dünyayı mahveden büyük buhrandan sonra dünya tarihindeki ikinci büyük ekonomik kriz olan 2008 krizinin etkileri henüz 1929a göre daha hafif hissedilmesine rağmen, 1929 büyük krizini ABD nin ancak 2. Dünya Savaşına girerek savaş ekonomisi uygulaması ve muazzam bir üretim kapasitesine ulaşması, savaş sonrası ise dünyanın en büyük ekonomik-siyasi ve askeri gücü olması ile atlatabildiğini gözden kaçırmamalıyız. Mortgage krizi ile başlayıp uluslararası finansal krize dönüşen 2008 krizinin de; Ortadoğuda, Gazze, Kafkasyada, Osetya - Abhazya ve Gürcistan, Balkanlarda Kosova-Karadağ- Makedonyada meydana gelen siyasi anlaşmazlıklar ve çatışmalar ile ABD ve İsrailin sürekli olarak İranın nükleer silahlarını heran vurabileceklerini beyan etmesi, Rusyanın Kuzey Denizinde hak iddia etmesi, Baltık Ülkeleri ile Doğu Avrupa ülkelerine karşı tehditkar bir üslüp takınması, Avrupanın doğalgazını kesmesi, ABDnin ısrarla NATOya almaya çalıştığı Ukrayna - Gürcistan ve Makedonyanın üyeliklerine karşı çıkması, bu durumun kendisine karşı yapılmış bir saldırı olarak değerlendirmesi, 1989da Berlin Duvarının çökmesi ile sona eren soğuk savaşın tekrar başlamasına neden olduğunu düşündürtmeye başlamıştır.
Hatta dünyanın enerji kaynaklarının merkezi Kafkasya ve Orta-Doğuda binlerce kişinin ölmesine neden olan sıcak çatışmaların da başlaması bizi daha da endişeye sevketmektedir. Rusyanın Putinle birlikte artan saldırgan ve tehditkar dış politikasına karşı koymak gerekçesiyle ABDnin mevcut uluslararası konjonktürden de istifade ederek bölgesel savaşları, uluslararası ekonomik krizi aşmak için 2. Dünya Savaşında olduğu gibi genel bir savaşa dönüştürebileceği olasılığı da bazı uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.