Bu köşenin yazarı 2008 yılı ve sonrasının nasıl zor geçeceğini önceden tespit edip,okuyucularıyla paylaşmıştı. Bugün ise tüm kötümser beyanatlara ve krizden beslenen kesimlerin ısrarlı biçimde yürüttüğü kriz propogandalarına rağmen 2010 yılı ve sonrasının Türkiye için müspet gelişmelere sahne olacağını iddia etmekte. Ancak bunun koşullarının yeniden tanımlanmış Keynesyen devlet destekli büyüme inin hayata geçirilmesi ile mümkün olabileceğini öngörmektedir.
Hiç kuşkusuz ki, tüm dünyada kriz sonrası yeni bir dünya düzeni buna paralel gelişecek üretim i ve elbetteki paylaşım ilişkileri 2000li yılların ilk çeyreğine damgasını vuracaktır. Başta ABD olmak üzere kıta Avrupasında bugün dizayn edilen ve ortaya konulmaya çalışılan politikaların yeni bir devletçi in serbest piyasa ekonomisi dinamiklerini fazla rahatsız etmeyen ve devletin ekonomideki rolünü ve düzenleyeci yönünün ön plana çıkacağı daha korumacı bir döneme girildiğini işaret etmektedir.
Yeni korumacı dönemin yıldızları ise her ülkenin kendi yerel sermayesi başka bir ifade ile yerli firmaları olacaktır. Bu söylemimizi destekleyen iki önemli açılım Obama ve Sarkozyden gelmiştir. Obama, başkan olur olmaz açıkladığı yeni ekonomik paketin içinde yerli sermayenin desteklenmesi, yerli ürün tüketiminin teşvik edilmesini açıkça ilan ederken, Avrupa Birliği ülkelerinin liderleri tarafından ekonomide milliyetçi yaklaşımlar, söylem ve eylem içinde olmakla suçlanan Fransanın başkanı Sarkozy; kendini savunurken kimse bana Fransız markası olan Reno şirketimi koruma altına alamazsın diyemez, yardım etmemi engelleyemez ve yine kimse bana ABnin bu kriz ortamındaki anlamsız rekabet kanunlarını dayatamaz diyerek savunmasını yapıyordu.
Dolayısıyla seçim sonrası Türkiyede de işsizlikte Güney Afrika, İspanya arkasından dünya sıralamasında üçüncülüğe oynayan bir Türkiyenin iş, aş ve istihdam yaratmak boyutuyla yeni büyüme ve kalkınma stratejilerine ihtiyacı vardır. Konuyla ilgili yabancı sermayenin küresel kriz ortamında yatırım tercihlerinin ve Türk ekonomisine göstereceği ilginin ne olabileceği konusunda iyimser bir beklenti içinde olamayacağımızdan dolayı Türkiye açısından KOBİ destekli ve yerli sermaye odaklı daha korumacı ve teşvik bazlı yeni bir sanayi politikasının hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Diğer taraftan, işsizliğin daha yoğun yaşandığı kırsal kesim ve Doğu ve Güney Doğuda yeniden kamu iktisadi teşebbüslerinin yada KİT benzeri üretim tesislerinin 21. yüzyıl gereklerine uygun yeni sektörler, bilişim ve teknoloji serbest bölgeleri, üretim alanları ve aynı zamanda tarım ve hayvancılığa dayalı endüstri merkezlerinin gündeme getirilerek bölgesel kalkınma politikalarının ve sosyal siyaset enstrümanlarının yeniden devreye sokulması gerekmektedir.
Sonuç olarak,kriz sonrası Dünyada ve Türkiyede büyük bir ihtimalle ortaya konacak olan yeni ekonomik de ünlü iktisatçı Adam Smithin gizli eli artık deşifre olmuş ve bunun adresi de devlet ve devlet destekli ekonomik politikalar olarak belirlenmiştir.