Hakan Ömer Gider info@hakanomergider.com
Lüksümüz yok
Geçen yazıya gelen eleştirilerden yazdığım konunun kişiler üzerinde ne kadar etkili olduğunu gördüm. Yazıyı sevenler ve destekleyenler de oldu, sevmeyenler de… Ne diyeyim, her iki guruba da teşekkür ediyorum. Sevmek ya da sevmemek için öncelikle okumak gerekiyor. Bu noktada yazının okunması bile önemli bir davranış.
Başlığa bakıp, kriz nedeniyle kimsenin lüksü kalmadığı konusuna, benim de katıldığımı falan sanmayın. Daha doğrusu, bu yazıyı o amaçla yazmıyorum. Ne demeye çalışıyorum, onu biraz açayım…
Sürekli Kriz var, kriz var diye bağırırken, bir yandan da bazı şeyleri yapmamak gibi bir lüksümüzün olmadığını söylemek istiyorum. En azından bu dönemler geçene kadar Ben bunu yapmam sözünü rafa kaldırmamız gerektiğini düşünüyorum.
Peki, şu sıralar nelere lüksümüz yok?
1. Satış elemanının günlük randevularından sürekli yoğun olarak ret cevabı aldığından moralini bozarak, bu işler bitti artık demek gibi bir lüksü yok.
2. Bir satın almacının, sık sık arayan ve şu anda çalıştığı yerden daha iyi teklif vereceğini söyleyen, bir satışçı ile görüşmeme lüksü yok.
3. Müşteri bulmak, eski müşterileri gözden geçirmek, kısaca satmak için koşturması gereken bir satışçının, iş yok deme lüksü yok.
4. İşi olan, çalışan, maaşını gecikmeyle de olsa alan bir çalışanın, akşam birkaç saat daha çalışacağız diyen işverenine off diye arkasından söylenme lüksü yok.
5. Mağazamıza girip, biraz da müşkülpesentlik yaparak, zor beğenerek, onlarca ürünü raftan indirtip, daha sonra almayan müşterinin, arkasından, satış elemanının nanik (Bilmeyenler için; başparmağın buruna değdirilerek karışın açılması ve diğer parmakların enstrüman çalar gibi oynatılması) yapması gibi bir lüksü yok.
6. Satış elemanının kendisine verilen hedeflerden daha az telefon açması, daha az randevu alması ve daha az görüşmeye gitmesi gibi bir lüksü yok.
7. Müşterinin, şirketinin çıkarları doğrultusunda olabilecek reklam, promosyon, eğitim vb. satış artırıcı çabaları bunlardan da bir iş çıkmaz diyerek, görüşmeye çalışan kişilere randevu vermeme gibi bir lüksü yok.
8. Dernek, vakıf, oda, komite vb. çalışmalar ile daha önceden hizmet veren kişilerin, kriz var, ilgilenemem diyerek bu tip faaliyetlerini iptal ya da erteleme gibi bir lüksü yok. Bu faaliyetler toplu halde moral ve motivasyonun oluşacağı ortamlardır, bunu unutmamakta fayda var.
9. Bireysel ya da kurumsal olarak nakit sıkıntısına düşmüş kişilerin, bu dönemde ortaya daha çok çıkan, ucuzcuların yüzde 20-25 gibi aşırıya kaçmayan fiyat tekliflerini geri çevirerek, ileride daha zor duruma düşmeyi göze alacak, lüksü yok. Çünkü krizlerde fiyatlar mutlaka bahsedilen oranlarda aşağıya çekilir.
10. Kendisinden bir ürün almak için kapısını çalan bir alıcıya, karşı satıcının onunla görüşme yapmak için, bekletmek, zamanım yok demek, ilgilenmemek gibi bir lüksü yok.
11. Firmaların, maliyet diyerek kendilerini daha çok tanıtabilecekleri fuar, dergi, gazete, TV vb. ortamlardan çekilerek, o kurumları da zor duruma sokabilecek bir lüksü yok. Bu durumda reklam verenler reklam mecraları ile onları da ayakta tutabilecek anlaşmalar yapabilir.
12. Kimsenin bu kriz bitmeyecek, bundan sonra böyle yaşayacağız, ölüyoruz, bitiyoruz, gibi sözlerle kişilere yönelik olarak moral bozmak gibi bir lüksü yok.
13. Zor durumdaki bir şirketin, sizden bir yardım istediğinde ve imkânınızda olduğu noktada onu ayağa kaldırmamak gibi bir lüksünüz yok. Çünkü bu kriz ancak iş birlikleri ile düzelecektir.
14. Bunların dışında bireysel olarak, gazete almak, sinemaya gitmek, dışarıda yemeğe çıkmak, hediye almak, taksiye binmek, hafta sonu gezmeye gitmek vb. alışkanlıklarınızı imkânlarınız doğrultusunda ve bütçenizi sarsmadığı halde bırakmak gibi bir lüksümüz de yok.