Ürün, hizmet ve süreç geliştirmede, yaratılan değerin rekabet gücü ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi tüm boyutlarıyla titizlikle sorgulanmalıdır. Her şeyden önce değer kavramı nedir? Değer, kim için, niçin ve nasıl yaratılmaktadır? Bu soruları yanıtlarken, değer yaratmada ürün (veya hizmet) yaşam çevriminin ötesine geçerek değer kavramına daha geniş açıdan bakabilmenin önemi üzerinde duracağız.
Değer kavramına bakış açımız zaman içinde ne şekilde değişti? Ürün yaşam çevrimi ve ötesini düşünürken, değer kavramının sürdürülebilirlik boyutu ön plana çıkmaktadır. Ancak sürdürülebilir değer için zihniyet değişikliği yeterli hızda gelişmemiştir. Japonya Bilim ve Teknoloji Vakfının, 2009 yılı ödülünü dünya çapında tanınmış Amerikalı bilim adamı Dr. Dennis L. Meadows a vermesi oldukça anlamlıdır. Dr. Meadows bu ödülü, doğayla uyumlu, sürdürülebilir topluma dönüşüm alanında yaptığı çalışmalar için kazandı.
Sürdürülebilir topluma dönüşüm konusundaki çağrıyı, Dr. Meadows 1972 yılında yapmıştı. O yıllarda kısıtlı doğa kaynaklarını göz önüne alarak geliştirdiği sistem dinamiği leriyle gelecekte yaşanacak küresel sorunları inceledi ve sonuçları Büyümenin Sınırları (Limits to Growth) adlı kitabında raporladı. Sürdürülebilirlik konusunda ciddi bir uyarı sayılabilecek bu çalışmanın sonuçları, yirmi yıl sonra 1992 yılında Sınırların Ötesinde (Beyond the Limits) adlı ikinci kitabında güncellendi. Meadows 2004 yılında yayınladığı Büyümenin Sınırları: 30 Yıllık Güncelleme (Limits to Growth: The 30-Year Update) adlı üçüncü kitabında küresel kaynak tüketiminde gelinen kritik durum sonuçlarını paylaşmaya devam etti. Kurduğu dünya leri ve bu lerle gerçekleştirdiği benzetim çalışması sonuçları, süreklilik kavramının zamanlı ve yeterli bir şekilde algılanmasını sağlayamadı. Ancak bütün bu başarılı çalışmalar, Dr. Meadows un 500.000 ABD dolarlık Japon Ödülünü kazanmasına neden oldu.
Sürdürülebilir değer için, mevcut tasarım ve üretim sistemlerini yeniden irdelemek, farklı bakış açılarını gündeme getirmek yararlı olacaktır. Bu yazıda, son yıllarda giderek daha çok benimsenen iki kavramın üzerinde duracağız. Birinci kavram, geliştirilen ürün, hizmet ve süreçlerde, doğanın esin kaynağı olarak kullanılmasıdır. Doğanın mükemmel bir öğretmen olduğu unutulmamalıdır. Doğa taklit (biomimicry) bilimi son yıllarda daha çok önem kazanmaktadır. İkinci kavram ise beşikten mezara yerine önerilen beşikten beşiğe kavramıdır. Böylece Beşikten mezara yaklaşımında ekonomik ömrünü tamamlayan ürünün sonlandırılmasındaki sorunlar ortadan kalkmaktadır.
Değer Kavramı ve Değer Mühendisliğinin Gelişimi
Değer Analizi 1940 lı yılların başlarında General Electric şirketi çalışanlarından Lawrence D. Miles tarafından önerildi. Miles şirketin rekabet gücünü artırmak için yaratıcı problem çözmeye dayalı bir metodoloji geliştirmiştir. Bir ürün veya hizmetin değeri, müşterinin beklediği performansın kullanılan kaynaklara orantısıdır. İşçilik, malzeme, tezgah gibi kullanılan kaynaklar toplam maliyet olarak ifade edilir. Burada maliyeti ürün veya hizmetin yaşam çevrimi boyunca yapılan toplam harcamalar ve hatta topluma verdiği zararları da içerecek şekilde görmek daha anlamlı olacaktır. Performans ise ürün ve hizmetten beklenen fonksiyonlardır. Ürün ve hizmetten beklenen fonksiyon ve yararlar, kalite olarak da düşünülebilinir. Değer artırmak, ya maliyetleri değiştirmeden kaliteyi daha yükseltmek veya mevcut kaliteyi koruyarak maliyeti daha azaltmak, ya da kaliteyi yükseltirken, ayni zamanda maliyeti de azaltarak mümkün olabilir. Müşteriyi daha mutlu kılacak özgün fonksiyonlar eklemek veya hiç bir yarar sağlamayan fonksiyonları yok etmek için fonksiyon analizi aşaması çalışmanın temelini oluşturur.
Değer analizi, değer mühendisliği ve değer yönetimi eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmaları teşvik eden ve değer analizi konusunda eğitimler veren Amerikan Değer Mühendisleri Derneği (SAVE – Society of American Value Engineers) 1959 yılında kurulmuş ve 1996 yılında derneğin ismi SAVE International olarak değiştirilmiş ve uluslararası bir yapıya dönüşmüştür.
Bir projenin değerini artırmak için disiplinlerarası takım tarafından yürütülen sistem çalışması, planlama, bilgi toplama, fonksiyon analizi, yaratıcılık, değerlendirme, geliştirme, sunuş ve uygulama aşamalarından oluşur. Çalışmada mevcut ürün ve hizmetin hangi fonksiyonu ne maliyetle yerine getirdiği ve bu konuda başka ne seçeneklerin olduğu ve bu seçeneklerin ne maliyetle bu fonksiyonu yapabilecekleri kurulan takım tarafından tartışılır. Yaratıcı ve etkin çözümler üretilmeye gayret edilir. Müşteri odaklı düşünerek, gereksiz maliyetler yok edilir.
Değer analizi çalışmalarında kullanılan çeşitli araçlar vardır. Fazla ayrıntıya girmeden bu araçlardan Fonksiyon Analizi Sistem Tekniği - FAST yöntemi üzerinde duralım. Grafiksel eşleştirmeye dayalı yöntemde, isim-fiil şeklinde iki kelimeyle yalın bir şekilde tanımlanan fonksiyonlar üzerine odaklanılır. Saat için zaman göstermek, tornavida için vida döndürmek gibi tanımlamalar temel fonksiyonları yansıtmaktadır. Aynı şekilde estetik fonksiyonlar gibi satışta önemli olabilecek destek amaçlı ikincil fonksiyonlar da tanımlanır. Nasıl sorusu sorularak, fonksiyonlar hiyerarşik bir ağaç gibi dallandırılır. Niçin sorusu sorularak da fonksiyon hiyerarşisinde diğer yönde ilerleyerek başlangıç fonksiyonlarına ulaşılır. Nasıl, niçin sorularıyla yapılandırılan grafiksel eşleştirme ağacı üzerindeki her fonksiyon için maliyetler belirlenir, rakip ürünleriyle fonksiyon düzeyinde maliyet kıyaslamaları yapılır.
İşletmelerde sürekli iyileştirme çalışmalarında benimsenen ve takım çalışmasına dayalı yalın düşünce, altı sigma gibi metodolojiler de, mevcut durumu analiz edip, daha iyiyi arayış yaklaşımlarıdır. Değer analizi fonksiyonlara odaklanırken, yalın düşünce israf anlamına gelen Japonca Muda sözcüğü üzerinde durmakta, hiç bir değer yaratmadan kaynakları tüketen faaliyetleri mercek altına almaktadır. Altı Sigma ise ürün veya hizmetin kalite özelliklerinde değişkenliğin nasıl azaltılacağı üzerinde durmakta ve istatistiksel düşünce ve analiz yöntemlerini kullanmaktadır. Fonksiyon, israf ya da değişkenlik, bakış açısı ne olursa olsun, ortak hedef kuruluşun rekabet gücünü artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmedir.
Dördüncü Boyuta Odaklanmak
Zaman olarak tanımlanan dördüncü boyuta odaklanmak, değer yaratmaya daha geniş açıdan bakmamızı sağlayacaktır. Sürdürülebilir değer yaratmak, sadece hissedarlar için karlılığı artırmak olarak algılanmamalıdır.
Müşteri değer yönetiminde, müşteri bağlılığı ve uzun süreli karlılık önem taşır. Müşterinin şirkete bağlılık süresi, ne sıklıkta alış veriş yaptığı ve alış veriş miktarı toplam karlılığı belirleyecektir. Müşteri karlılıklarına bakarak, müşteri havuzunu doğru yönetebilmek için, yaratılan değer müşteri gözüyle iyi değerlendirilmelidir. Müşterinin değer algılamasının azalması, onu rakiplere kaybetme riskini yükseltecektir. Performans ve maliyet eksenleriyle çizilecek bir grafik üzerinde rakiplerle kıyaslamalı gösterilen değer haritası üzerinde mevcut durum değerlendirmesi kolayca yapılabilir.
Kuruluşun geleceğini de güvence altına alacak ortamı inşa edebilmek için tüm paydaşların hak ve çıkarlarını korumak önemlidir. Sürdürülebilir değer için, müşteriler, hissedarlar, çalışanlar, tedarikçiler ve en geniş şekilde toplum olmak üzere tüm paydaşların gereksinim ve beklentileri en etkin ve verimli şekilde karşılanmalıdır. Müşterileri mutlu ederken daha geniş pencereden bakarak, çalışanları da mutlu kılacak, kişisel ve profesyonel gelişimleri için arzulanan fırsatları sunmalı, tedarikçiler için uzun vadeli bir iş ortağı olmalı ve gelecek nesilleri de düşünerek toplum için etik ve sorumlu şekilde davranmalıdır.
Toplumsal refahın ve dünyanın kısıtlı kaynaklarının gelecek kuşaklara aktarılmasının temelinde yatan sürdürülebilirlik kavramı her gün daha çok önem kazanmaktadır. Birleşmiş Milletler in tanımına göre Sürdürülebilir gelişme, bugünün gereksinim ve beklentilerini, gelecek kuşakların gereksinim ve beklentilerini karşılama olanaklarından ödün vermeksizin karşılamaktır.
Günümüzde kuruluşlarda finansal raporlarının yanı sıra çevreyi ne ölçüde etkilediği ve sosyal etkenleri nasıl yönettiğini yansıtan kurumsal sosyal sorumluluk raporlarının da yayınlanması beklenmektedir. Bu tür bilgilerin paylaşılması, kuruluşun değerini ve marka gücünü, gerek müşterilerin gerekse çalışanların gözünde artırma fırsatı verir. Müşterilerin ve çalışanların mutluluğu, onların kurumsal bağlılıklarını artırır, kurumları daha kalıcı kılacak ve geleceğe taşıyacak ortamları oluşturur. Sürdürülebilir bir kurum, bir yandan iş performansını yükseltirken, diğer yandan doğal çevrenin korunmasına özen gösteren, toplumsal değişimin olumlu yönde sağlanmasına katkıda bulunan bir kurumdur.
Sürdürülebilirlik konusunda temel bir gösterge ekolojik ayakizi, insanın atıklarını yok etmek ve gereksinimlerini karşılamak için yerküreden ne kadar bir biyolojik alanı kullandığını açıklamak amacını taşıyor. İlk olarak Dr. Mathis Wackernagel, Prof. William Rees ve arkadaşları tarafından öne sürülen kavramda amaç, insanın sürekli doğadan alarak ve geriye atıklarını bırakarak daha ne kadar süre idare edebileceğini sorgulamaktı. Bireyin, toplumun yahut tüm insanlığın, tükettiği kaynakların yeniden üretimi, bu arada ürettiği atıklarının yeniden tüketimi için ne kadar kara ve su alanına ihtiyaç duyduğunu ortaya koyan ekolojik ayakizi değerlerinde son durum nedir? Doğayı Koruma Vakfı nın (WWF World Wide Fund for Nature) 2008 Yaşayan Gezegen Raporu (2008 Living Planet Report) tehlike çanlarının ne ölçüde çaldığını açık bir şekilde göstermektedir. Artık yazının başında belirttiğim Dr. Meadows un çalışmasında yapılan uyarılar, bir hipotez olmaktan çıkarak, bir gerçek olarak insanlığı etkilemektedir.
Ekolojik ayakizi yüküne arz talep dengesi olarak baktığımızda, talep 17.5 milyar gha (küresel hektar), arz ise 13.6 milyar gha dır. Başka bir deyişle, talep arza göre yaklaşık %30 kadar fazladır. Küresel hektar, insanın gereksinimlerini karşılamak ve atıklarını yok etmek için gerekli alan konusunda, dünya ortalama değerini belirtmektedir. Bu değerleri kişi başına dönüştürürsek, talep ve arz sırasıyla 2.7 ve 2.1 gha/kişi şeklinde bulunur. 2030 yılında ise bu farkın iki kata çıkacağı öngörülmektedir. Ayni raporda kullanılan başka bir endeks bioçeşitliliğin de son 35 yılda %30 azaldığını göstermektedir.
Ekolojik ayakizi değerleri, gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasında ciddi farklılıklar göstermektedir. Örneğin, ABD vatandaşları dünyayı ortalama değerin yaklaşık 5 kat üzerinde kullanırken, Fas, Sudan gibi ülkelerin vatandaşları ise tam tersine ortalamanın 5 kat altında kullanmaktalar.
Sürdürülebilir değer bilinçlenmesi, ürün, hizmet ve süreç geliştirmede ekonomik, çevre ve sosyal kaynakları kullanırken daha duyarlı olmayı gerekli kılmaktadır. Bugünkü gereksinimlerimizi karşılarken, gelecek kuşaklarınkini engellememek, başka bir deyişle, Ayağımızı gelecek kuşakların da yorganlarına göre uzatmak daha anlamlı olacaktır. Ekolojik verimliliği ölçerek çevre performansını değerlendirmek için 2006 yılında yürütülmüş Advance çalışması bu alandaki ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. 16 ülkeden 65 Avrupa şirketini kapsayan çalışmada karbon, azot, kükürt, metan ve organik bileşiklerin salınımları, atık üretimi ve su kullanımı olmak üzere yedi göstergeli bir değerlendirme yapılmıştır. Eko-Verimlilik hesaplamalarında birim, kazanç/ton olarak verilmektedir. Örneğin 5 ton karbondioksit salınımına karşılık, 100 Avro kazanıldıysa, verimlilik 20 Avro/ton şeklinde bulunur. Eğer başka bir şirket bu salınım için 50 Avro kazandıysa verimlilik 10 Avro/ton ve performans şirketler arası ölçüldüğü gibi, hedefe göre de ölçülmektedir.
Bir an için farklı bir dünya düşleyelim: Fabrikalardaki tüm süreçler, üretilen tüm ürün ve hizmetler, doğadaki bir ağaç gibi çevreyle uyumlu olsun. İçinde yaşadığımız konutlar, tüm binalar, doğadaki bitki örtüsü gibi, gereksinim duydukları enerjiyi yenilebilir kaynaklarla sağlayabilsinler. Bio-çeşitlilik hiç azalmasın.
Yukarıda bahsettiğimiz çevre performans değerlendirmesinde, ekolojik verimlilik göstergesiyle yapılan işlerde doğaya verilen zararı azaltmak üzerinde durulmaktadır. Burada düşlediğimiz doğal ortam ise çok daha iddialı bir yaklaşımdır. Ekolojik etkinlik kavramı olarak tanımlayabileceğimiz bu bakış açısıyla, yapılan her işin, yaratacağı ekonomik, ekolojik ve sosyal değerler açısından en uygun şekilde tasarlanması önerilmektedir.
Bir elma ağacının baharda çiçek açması, olgunlaşan meyvaların toplanması ve sonbaharda tüm yaprakların yere düşmesiyle, biyolojik olarak parçalanıp, ayrışarak topraktaki organizmalar ve diğer bitki ve hayvanlar için besin kaynağı olmaları ekolojik çevrimi tamamlamakta, ve bu döngü çevreye hiç zarar vermeden her yıl tekrarlanmaktadır. Sanayi süreçleriyle karşılaştırıldığımızda toprağa düşen yapraklar üretim atığı gibi görülebilir. Ancak her atık parçası diğer organizmalar tarafından besin olarak tekrar kullanılmaktadır.
Ürün yaşam çevrimi için yeni bir paradigma olarak ortaya çıkan Beşikten beşiğe (C2C - Cradle to Cradle) kavramı ilk kez Walter R. Stahel tarafından 1970 yılında önerildi. Doğadan esinlenerek tasarlanan sistemde, yaratılan bütünsel ekonomik, sosyal ve sanayi yapısının sadece daha verimli çalışması değil tümüyle atıklardan arındırılması hedeflenmektedir. Alman Kimyacı Michael Braungart ve Amerikalı Mimar William McDonough, 2002 yılında kaleme aldıkları Beşikten Beşiğe: İş Yapış Tarzımızı Yeniden Yapılandırmak (Cradle to Cradle: Remaking the Way We Make Things) başlıklı kitaplarında çevre dostu akıllı tasarımlar üzerinde durmaktadır. Doğadan esinlenen C2C yaklaşımında temel İlkeler
1. Atık kavramının ortadan kalkması, (Atık eşittir Besin)
2. Enerjinin çoğunlukla yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi (Güneş enerjisi kullanımı)
3. Çeşitliliğin yönetimi (Biolojik ve kültürel çeşitlilik)
şeklinde sıralanabilir. Daha önce benimsenmiş
Beşikten Mezara C2G - Cradle to Grave paradigmasında, ürün yaşam çevrimi gerçek anlamda bir çevrim oluşturmamaktadır. Ekonomik ömrün bitimiyle ürün çöpe gitmektedir. Çöpe giden atıklar ise arazi doldurma şeklinde gömülerek ortadan kaldırılmaktadır.
Dr. Meadows un kendisine ödül kazandıran çalışmasında yaptığı uyarılar ve burada kısaca değindiğimiz yeni kavramlar, gelecek yıllarda yeni çözümler içerecek yeşil yenişim (yenilikçilik – inovasyon) uygulamalarının önemini Dr. Meadows dan tam 37 yıl sonra tekrar gündeme getirmektedir. Daha fazla gecikmeden, Ürün ve Hizmet geliştirmede, Eski Değer öldü, Yaşasın yeni Değer diyebilmek için hepimizin katkısı kaçınılmazdır.