Elde ettiğimiz bu dinamizm ve başarı otomotiv endüstrimizi dünyanın 15. Avrupanın ise 5. büyük otomotiv endüstrisi haline getirdi. Detayda bakarsak Avrupanın bir numaralı otobüs, iki numaralı hafif ticari vasıta üreticisi olma başarısını da yakalamıştık. Bir milyon üretim barajını ilk defa 2007 yılında geçmiş, 2008 yılında krizin son dönemlerdeki acımasız etkisine rağmen 1.150.000 üretim yaparken bunun 910.000 adedini Avrupa başta olmak üzere tüm dünyaya ihraç etmiştik. Bu yüksek üretim ve ihracat sayesinde otomotiv endüstrimiz ülkemize yaklaşık 5,7 milyar dolar net döviz girdisi sağlamıştır. Bu katkı endüstrinin üretimini gerçekleştirmede kullandığı ara mamuller, hammaddeler ve tüketicimizin tercihi doğrultusunda ithal ettiği bitmiş araçlar da dahil olmak üzere ithalata verdiği döviz ile ana ve yan sanayimizin ihracatları neticesinde ülkemize giren döviz arasındaki net farktır. 2007 yılında da 3,5 milyar dolarlık bir artı katkı söz konusu idi. Tüm bu üretim hacmi aslında ülkemizin en önde gelen sorunlarından olan işsizliğede çok önemli olumlu katkı sağlamıştı. 2008 yılında yıllık 1.300.000 kapasitesine göre işgücünü oluşturmuş olan endüstrimiz ana sanayinde 50 bin, yan sanayinde 200 bin direkt istihdam sağlarken dolayılı olarak otomotiv endüstrisi ile ilintili taşıma, yakıt, lastik, tamirhane, servis, sigorta vs. gibi sektörlerde de tahminen 1 milyon istihdam sağlayarak toplamda 1.250.000 insanımıza ekmek kapısı olmuştu.
Tüm bu güzel gelişmeler öncelikle üretimimizin %80 oranında satıldığı dış pazarlarda, akabinde de iç pazarımızda oluşan kriz etkisi ve daralma sonucunda maalesef çok kısa sürede son yıllarda yaptığımız sürekli atılımlar ile hiçte alışık olmadığımız ve de hak etmediğimiz şekilde olumsuz bir tabloya dönüştü. Tüketicide oluşan güven ve likidite eksikliği pazardaki talebi bıçak gibi kesti, bunun sonucunda da arz talep dengesinin doğal sonucu olarak üretim durdu. Bu duruş ise biraz önce yukarıda bahsettiğimiz tüm olumlu nokta ve katkıları bu sefer ülkemiz ekonomisine bir olumsuzluk olarak yansıtmaya başladı. Bence en önemli ve sosyal açıdan en ciddi etkisi de istihdam kaybı ve işsizliğin artışına katkısı oldu. Geçtiğimiz yıl %9lar seviyelerine kadar gerileyen işsizlik oranı geçtiğimiz ay %13,6 gibi çok yüksek bir orana tırmandı. Otomotiv endüstrimizin ve bağlantılı sektörlerin istihdam kaybı maalesef geçen dönemde yüzbinler ile ifade edilir noktaya ulaştı.
2008 yılında tüm endüstrimizin kapasitesi aslında 1.500.000 seviyelerine ulaşmak üzereydi. Bu amaçla ana ve özellikle yan sanayi kuruluşları çok önemli yatırımlarını yapmış veya devam ederken bu krize yakalanmış olmaları işin en talihsiz noktalarından biri olmuştur. 2012 yılı için 2 milyon üretimi, 45 milyar dolar ihracatı hedef almış endüstrimizin 2023 yılı hedefi ise en az 100 milyar dolar ihracat, bir başka deyişle de 4.000.000 araç üretimi idi ve bu hedefe ulaşmak için tüm endüstri elinden geleni yapıyordu.
Yaşadığımız tüm bu olumsuzluklar bu hedeflerimizi ve önemlisi inancımızı değiştirmemektedir, yeterki bir maçın devre arası gibi tanımladığımız bu süreci etkin ve doğu biçimde değerlendirelim, önce kalıcı hasar ve kayıplara neden olmayalım ve paralel olarak geçirdiğimiz dönem zarfında hızlı artış sürecinde karşılaştığımız ancak gidermeye belkide fırsat bulamadığımız eksiklerimizi tamamlayabilelim...
Kısa vadeli tedbirler olarak, gecikmeli olsa da olumlu bir adım olarak nitelendirdiğimiz vergi indirimleri piyasaya bir hareket getirmiş, sektörün ve tüketicinin morali üzerinde çok olumlu tesir yaratmıştır. Ancak 3 ay süreli olan bu tedbirler ertelenen alım kararlarını hayata geçirirken ileriki dönemden de talebi hızlı olarak öne çekmiş, dönem sonunda daha ciddi bir daralma riskini de beraberinde getirmiştir. Yapılması gereken Avrupada başarılı uygulamasını gördüğümüz 10-15 yaş araçlar için uygulanabilecek bir hurda indirimidir. Bu şekilde hem teknolojisi eskide kalmış ve karbon emisyonları daha kötü olan araçlar yerini yeni teknoloji araçlara bırakacak hem de bu araçların piyasaya çıkması için üretim faaliyetleri önemli ölçüde canlanmış olacaktır. Aynı dönem zarfında ana ve yan sanayi üreticilerine verilecek istihdamı korumaya yönelik finansal destekler, vergi indirim ve ötelemeleri ise en önemli varlığımız olan iş gücümüzün korunmasını sağlayacaktır.
Bu çok kısa vade tedbirlerin yanısıra orta vade için ise lojistik alt yapımızda hızlı ve ciddi yatrımların yapılarak 2 milyon, sonrasında 4 milyon araç üretimi için, liman, havaalanı, demiryolu, karayolu, lojistik köyleri vb. eksiklerimizin bir makro plan dahilinde giderilmesi gerekmektedir. Bu konuda UTAYSİB ve OSD olarak Marmara Bölgesinin lojistik problemlerini inceleyen, darboğaz tespitleri ve çözüm önerileri yapan bir proje hazırlatılarak Dış Ticaret Müsteşarlığımıza sunulmuştur. Beklentimiz ilgili birimlerin koordinasyon ve orkestra şefliğinde bu eksiklerin koordine ve elimine edilmesidir.
Daha uzun dönem için ise ülkemiz artık oluşturduğu tecrübe ve kendine güven ile, içinde bulunduğumuz süreçte tüm dünyada hızlanan hibrid, elektrik, hidrojen vs. gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan araçların tasarım, geliştirme ve üretim faaliyetlerine zaman ayırması gereklidir. Dünyada belirli bir dönem içinde bitecek petrol ve bağlantılı olarak içten yanmalı motorlara alternatif teknolojiler hepimizin tahmininden çok daha hızlı biçimde gelişecek ve kullanıma geçecektir. Avrupada 120 yıl gibi bir sürede oluşan otomotiv teknolojisini ülkemiz çok geriden başlayarak 50 yıl gibi neredeyse üçte bir sürede yakalayabildiyse, edinmiş olduğu tecrübe, beceri ve özgüven ile neden bu yeni alanda da liderliğe soyunmasın? İçten yanmalı motorlarda kaçırdığımız bu önderlik şansını yeni teknolojilerde yakalama fırsatımız var.
Sonuç olarak biz istemesek te görünürde başarılı oynadığımız bir maç inkitaya uğramıştır, devre araları ise yeniden başlayacak ikinci yarı için eksikleri gözden geçirme ve gerekli taktik, teknik değişiklikleri icra etme zamanıdır. İşte krizi fırsata çevirme bu devre arasını en etkin biçimde kullanarak yakalanabilecektir.