OECD bölgesinde gayri safi yurtiçi hasıla geçen yılın son çeyreğinde %1.5 daraldı. Bu OECDde kayıtların tutulmaya başladığı 1960 yılından bu yana en büyük düşüş oldu. Euro bölgesi ise aynı dönemde yüzde 1,5, G-7 ülkeleri yüzde 1,9 küçüldü. ABDde Ocak 2009 itibariyle işsizlik oranı %7,6ya Euro bölgesinde %8,2ye OECD bölgesinde ise %6,9a çıktı. AB istatistik kurumu Eurostatin verilerine göre 27 üyeli ABnin sanayi üretimindeki yıllık gerileme geçtiğimiz aralık ayı itibariyle %11,5 oldu. Dünyanın en büyük ekonomisi ABDde ocak ayında %1,8 gerileyen sanayi üretimi aynı ay sonu itibariyle yıllık %10 düştü. ABD hazinesinin banka kurtarma planına göre bankaların bilançolarında tahribata yol açan toksit varlıkları alımı için finans sektörü kurtarma fonu TARPtan 75 ile 100 milyar dolar arasında kaynak ayrıldı. Yukarıdaki rakamların tercümesini yapar isek global krizin boyutlarının ve etki alanının dünyada hiçbir ülkenin dışında kalamayacağı derin ekonomik ve sosyal sonuçlara neden olduğu gerçeği ve bu gerçeğe karşı alınacak tedbirlerinde aynı ölçüde etkili, çok boyutlu, çok detaylı ve beklenenden daha uzun süreli olması gerekmektedir. Amerika ve Avrupa uygulamalarında krize karşı önlemlerin makro düzeyden başta finans sektörünün güçlendirilmesinden başlayarak yapısal önlemlerle ve özellikle devlet güvencesi ve korumacılığının daha da ileri giderek devlet kurtarıcılığının ön plana çıkartılmasıyla şekillendiği gözlemlenmektedir.
Diğer taraftan Türkiyede ki duruma bakar isek, Türkiye istatistik kurumu (TÜİK)in 2008 Aralık ayı sonuçlarına göre işsizlik oranı geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında işsizlik oranı %10.6dan %13.6ya yükseldi. İşsizlik sayısı bir önceki yıla oranla 838 bin artarak 3 milyon 274 bin kişiye çıktı. Dolayısıyla Türkiyede krizin en çok etkilendiği alan işletmeler ve bu işletmelerin çalışanları olmuştur. Bunun yanı sıra esnaf ve kendi hesabına çalışan kesimde de kapanan işyerleri sayısına bağlı olarak 10 kişiye kadar iş yaratma potansiyeli olan küçük işyerleri de sıkıntının merkezinde yer aldı.
Türkiyede krize karşı alınan önlemlerin batı dünyasından farklı olarak daha palyatif, sektör odaklı ve kademeli paket uygulamaları ile açıklanan önlemler zincirinden oluştuğu gözlemlenmektedir. Örneğin Türkiye de kriz önlemleri çerçevesinde yapılan ÖTV indirimi en çok otomotiv ve beyaz eşya sektörüne yaradı. Tüketimi artırma için ÖTV vasıtasıyla geçici olarak alınan önlemler piyasaları belirli ölçüde canlandırmakla birlikte benzer teşviklerin diğer iş kolları içinde yaygınlaştırılması talepleri işveren camiasından gelmeye başladı. Ancak global krizin daha uzun süreceğinin bir tahminden öte reel bir durum olması nedeniyle bundan sonraki süreçte öncelikli IMF ile yada IMFsiz bir ekonomik programın ortaya konması, makro düzeyde kamu yatırımı ve harcamalarının toplam talebi artıracak boyutta yeniden ele alınması, reel sektörün geçici teşviklerden ziyade uzun süreli yapısal reformlar, çalışma hayatı regülasyonları ve istihdam dostu maliyet düşürücü ulusal ve bölgesel politikalarla desteklenmesi gerekmektedir.
Kısacası, rakamlar abartmaz ve yalan söylemez sadece bazı gerçekleri tercüme etmemizi sağlar. Dolayısıyla kriz sonrası yeni bir ekonomik ve sosyal politikaya ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Geleceğimizi yeniden dizayn etmemizin yöntemi kriz var diye oturup ağıtlar yapmak yerine daha fazla çalışma, üretme ve krizin panzehrini bulup, mevcut durumu fırsata çevirmeliyiz. Unutmayalım ki hayatta yenilenler değil pes edenler kaybeder.