İçinde bulunduğumuz global kriz, başlangıcı finans sektörü olmasına karşın dalgası tüm sektörleri etkilemekte ve içine almaktadır. Globalleşmenin bir sonucu olarak da dünya ekonomisinde yaşanan olumsuzluklar bizim ülkemizi de yakından etkilemeye başlamıştır. Bunu kırmak ya da etkisini hafifletmek için ortak eylem planı içinde hareket edilmelidir.
Türk Beyaz Eşya Sektöründe ihracat hamlesi ve sıçramalı büyüme 2003lü yıllarda başlamış ve her yıl üstüne koyarak son 5 yıl içinde ana ve yan sanayileri ile birlikte Avrupa başta olmak üzere bir çok pazara markalaşarak girilmiştir. Dış pazarlarda beklentinin üzerindeki bu hızlı büyüme, genel olarak ihracat ivmesi yakalayan şirketlerin planlamalarının üzerinde oluşmuş ve bu da ek işletme sermayesi, kapasitif ve teknolojik yatırım gereği, dolayısıyla finans ihtiyacı doğurmuştur. Son yıllardaki aşırı ham madde fiyatları artışı da satışların artmasının yanında en az onun kadar ciddi bir işletme sermayesine ihtiyaç duyurmuştur. Şirketler bu dönem içindeki finans ihtiyaçlarını, öz sermayelerinin yanında büyük oranda krediler ile karşılamışlardır.
Sektörde bugün gelinen duruma bakıldığında; bir çok kazanımın elde edildiği görülecektir, bundan sonra ki, dönem bu kazanımların şirketlere maddi kaynak olarak geri döneceği dönemdir, yatırımların amortismanların karşılanacağı dönemdir. Şirketlerimizin ve ülkenin kaynakları harcanarak ciddi bir efor sonrası girilen bu pazarlarda kalıcı olunması sağlanmalı ve elde edilen kazanımlarımızın heba edilmemesi gereklidir.
Bu dönem hep birlikte akılcı politikalar ve stratejiler üreteceğimiz bir dönem olmalıdır. Kriz dönemi için stratejiler geliştirmeli, çok farklı ses ve eylemlerden kurtulmalıyız. Güvensiz bir ortam yaratmanın kimseye faydası olmayacağı aşikardır. Hatta, son yıllardaki tüm kazanımlarımızı kaybetmemiz içten bile değildir. Neler yapılmalıdır?
Müşteriler, iç tüketime önem vermeli, psikolojik etkisi olan krizi destekleyici eylemler içinde olmamalıdır.
Sanayici, dönemi kendi içinde değerlen-dirmeli, acilen yeni stratejiler oluşturmalı, hızla düşmüş olan hammadde ve diğer girdi kalemlerinin sağladığı avantajları da kullanarak bu kriz ortamına mahsus satış politikaları belirlemelidir. Ana sanayi ile yan sanayisi müşterek hareket etmeli ve kriz ortamından en az yara ile çıkmak için karşılıklı güven içinde birlikte kararlar almalıdır. Burada amaç şirketlerin uzun süre kapanmamasını sağlamaktır, kazanılan pazarları korumaktır, yıllar içinde yetişmiş olan beyaz ve mavi yaka kadroyu kaybetmemektir, ülkeye ek istihdam sorunu yaratmamaktır.
Finans/Banka sektörü, krizin başlamasıyla birlikte maalesef kredi musluklarını aniden kesmek gibi davranış içine girmişler, önlemlerini alırken reel sektörü germişler ve zaten kriz beklentisi içinde olan piyasalarda panik dalgası oluşturmuşlardır. Sergilenen bu tavır şirketlerimizi daralan pazarlardan daha fazla etkilemiştir. Zira daralan pazarlar eski haline gelecektir ancak mali yapısı bozulan şirketlerimizin maalesef geri dönüşü olamayacaktır. Bu nedenle, uzun yıllar içinde ülkenin sınırlı kaynakları kullanılarak oluşturulmuş olan şirketlerimizin mali yapılarını bozacak eylemlere asla girilmemelidir. Yakın bir zamana kadar şirketlerin kapılarını aşındıran bankacılık sektörünün geri çekilmesiyle reel sektör firmaları adeta tefecilerin eline bırakılmıştır. Kısa bir süre öncesine kadar birbirleri ile strateji ortak olan bankalar, şirketler üzerinde kriz desteğini şirketlerin mali yapıları bozulmadan devam ettirmeli, iyi gün dostu olmamalıdır. Bu dönem elbette geçecektir, ileride bankacılık sektörünün şirketlerimizin yüzüne bakacak hali kalmalıdır.
Devlet, önceliklerin hızla değiştiği bu ortamı kendi içinde değerlendirerek gerekirse sadece bu dönem için geçici karar ve yönetmeliklerle reel piyasalara ihtiyaç duydukları destekleri sağlamalıdır. İhtiyaç duyulan şeyler içinde moral faktörü önemlidir, iş dünyasında ve pazardaki nihai müşterinin psikolojisini düzeltecek eylemler içinde bulunulmalıdır. Şirketlerimizin, özellikle ihracat içindekilerin finans ihtiyaçları için bankacılık sektörü ile birlikte çözümler üretilmelidir, piyasalar sadece finans sektörünün kriz politikalarına terkedilmemelidir. Unutulmamalıdır ki ülkenin öncelikli temel sorunu işsizliktir ve bunun için işe, iş için de üretime ihtiyaç vardır !
Çalışanlarımız, iş dünyasının içinde bulunduğu durumu iyi anlamalı ve bu geçici döneme mahsus tedbirler içinde yapıcı roller oynamalıdırlar. Gerek kendilerine gerekse şirketlerine kalıcı zararlar getirecek eylemlerin dışında kalmalıdırlar. Bu süreçte karşılıklı güven ve işbirliği içinde hareket etmelidirler.
Sonuç olarak, hepimiz aynı geminin içersindeyiz, bu bilinçle ekonominin tüm aktörlerinin el ele vererek bu sürecin mümkün olan en az hasarla atlatılmasını sağlaması gerekmektedir.