Ar-Ge ve tasarım laboratuarını kurarak piyasada üretilmeyen özel ürünleri de ürettiklerini söyleyen Nurmak Vida ortaklarından Vahit Özgül, 4000 çeşit ürünü yapabilecek kapasiteye ve bilgi birikimine sahip olduklarını belirtti.
SUBCONTURKEY: Nurmak Vidayı tanıyabilir miyiz?
Vahit Özgül: Nurmak Vida,1966 yılında her türlü makine imalatı yapmak üzere kuruldu. 1986 yılından sonra ise vida makinaları imalatında uzmanlaştı. 1993 yılına geldiğimizde satıcı ve montaj sanayindeki firmaların yoğun talebi üzerine her türlü vida imalatı üretmek üzere sektördeki yerini aldı. Çalıştığımız sektörler arasında en başta; otomotiv yan sanayi olmak üzere, beyaz eşya, elektrikli ev aletleri, elektrik-elektronik, mobilya, ayakkabı yan sanayi, hazır mutfak sanayi, plastik ve alüminyum doğrama sanayi, vitrifiye, paslanmaz mutfak gereçleri, gemi inşa sanayi ve makina sanayi gelmektedir. Ramide bulunan bu üretim tesisimizde yaklaşık 4000 çeşit değişik ürünü yapabilmekteyiz. Nurmak Vidanın kurulduğu günden beri vizyonu müşterilerimizin istekleri doğrultusunda farklı ürünler üretiyoruz. Sektöre göre ürünler yapabiliyoruz. Hem üretim kabiliyetimizin yüksek olması hem de Bayrampaşada kendimize ait satış ofisinin bulunması iç pazarda bize büyük avantaj sağlıyor. Yurtdışı için en büyük eksiğimiz, yabancı dil ve istenilen yüksek kaliteli ürünleri çıkaramamak. İki aşama olarak görüyoruz, birincisi gelen ihracat taleplerinde Çin ürünleri ile kıyaslanıyoruz o zaman da rekabete giremediğimizden pahalı kalıyoruz ve ihracat şansımız olmuyor, ikincisi ise katma değerli ürün yapmamız. Kaliteli ürün yapmamız gerekiyor ve yüksek katma değerli ürün yapmak için ise uzman personel ve pahalı kontrol cihazları gerekiyor. Maalesef ülkemizde bu tür ürün yapabilecek firma sayısı parmakla gösterilecek kadar az yani yeterli değil. Bu iki ana sebepten dolayı da ihracatta sorun yaşayabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü kalite kontrol teknolojimiz yeni yeni oluşuyor. 2004 yılındaki krizde Almanyaya ihracat yaptık, Rusyaya yıllarca ihracat yaptık. Ama kaliteyi kontrol etmedeki sıkıntıdan dolayı sorunlar yaşadık. Oradaki malın iadesinde çok büyük bedel ödüyorsunuz. Yurt dışına çalışan firmaların ödediği cezalar çok yüksek. Bu anlamda açıkçası değer mi değmez mi diye de düşünüyoruz. İç piyasada sorun yaşadığımız zaman kontrolünü daha kolay yapabiliyoruz. Yine de uzun vade de altyapımızı iyi oluşturup ihracat çalışmalarına da başlamamız gerekiyor. Bizim çalıştığımız müşterilerimizin %99u ihracat yapıyor. Onların tek adresi biziz. Yaptığımız işin kalite kontrolünü de artık kendi bünyemizde gerçekleştiriyor olmamız bize burada avantaj sağlıyor.
SUBCONTURKEY: Standart ürünler haricinde spesifik ürünler üretiyor musunuz?
Vahit Özgül: Nurmak Vidanın çalıştığı ürünlerin başında özel işler geliyor. Standart ürün de yapıyoruz ama değişik ürünler, piyasada üretilmeyen özel işler yapıyoruz. Kullanılan yerdeki sorunlara göre kalıplarımızı yapıyoruz. Birçok işlevi kendi bünyemizde gerçekleştiriyoruz. Yapılan özel ürünlerden dolayı proje kapsamında Türkiyede yapılmayan veya ithal edilen üç ürün göstererek KOSGEBten devlet desteği alarak Ar-Ge ve tasarım laboratuarımızı kurduk. Bu şekilde üç farklı özel ürünün ithalatını engelleyerek Türkiyeye bir katma değer sağladık. Atmosfer kontrollü Alman Aichelin marka bir ısıl işlem fırınımız da var. Oradan çıkan ürünlerin kalitesini de kendimiz kontrol edebiliyoruz.
SUBCONTURKEY: Üretim-ithalat ikilemini anlatabilir misiniz?
Vahit Özgül: Biz yerli imalatçıların üretim kapasitesi ülkemizin ihtiyacı olanın çok çok üstünde ama yurtdışından yapılan ithalatlar tam kapasite üretmemize engel oluyor. İthalatçı firmaların üçer aylık ihtiyacını getirmesinden dolayı ellerinde mevcut stokları satmak için yapılan rekabette cabası. Bu yüksek adetlerde yurtdışına verilen siparişlerde biliyorsunuz ödeme şekli nakit, yani karşı tarafın tahsilat sıkıntısı yok. Aynı koşullarda olamayabilir ama bu siparişler içerde kalsa belki zamanla biz de rekabeti yakalayabilir ve maliyetlerimiz aşağıya çekebiliriz. Ama yok yerli malı olunca siparişler dağınık ve ödemede olduğu zaman veriliyor. Ayrıca belki ülkemizdeki imalatçıları kalkındırmaktan korktukları için, düşük maliyetlerle ithalat yapılıyor. Her konteyner 25 ton olsa ve 4 konteyner ithalat yapılsa 100 ton eder ki bu da iç piyasada 7-8 makinalı, 15-20 kişi istihdam eden 2 firmanın işi demektir. Belki de direkt olarak 200 imalatçı firmanın ekmeğine mani olunuyor.
İç piyasanın rekabeti ile bu sorun giderilemez ancak devlet politikası ile çözülebilir. Biz imalatçılar bir yere kadar destek olabiliyoruz, bazen engelleri aşamıyoruz. Örnek olarak Çinden hammadde fiyatı istediğimiz zaman, hammadde fiyatı ile vida fiyatının aynı olduğunu görüyoruz. Aynı olduğu halde bu kadar ucuza nasıl vida üretebildiklerinin nedenini araştırıyoruz, karşımıza Çin hükümetinin, 50 dolara, 80 dolara işçi çalıştırıyor olmasına rağmen imalatçısına koruma sağlıyor olması çıkıyor. Hammaddenin katma değeri daha az ama imalata girdiği zaman 8-10 sektör harekete geçiyor. Demek ki Çin hükümeti buna destek sağlıyor. Fakat bizim devletimiz buna destek sağlamıyor.
2003 yılında gözetim uygulaması çıkarıldı. İthalat maliyetlerini %25 civarında artırdı ama bu da yeterli değil. Bağlantı elemanları sektörüne %100 koruma gelmesi gerekiyor. Avrupa Birliği bir çalışma yapıyormuş ve uluslararası anlaşmalar var ama ne düşünülüyor tam bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, biz burada randımanlı çalışamazsak, diğerleri çalışamazsa, ithalatçı getirdiği ürünü satabilecek birini bulabilecek mi? Eğer böyle bir ticaret varsa bizim de bunu bir an önce öğrenmemiz gerekiyor. Zaten global bir kriz var, destek gelene kadar iş işten geçmiş olacak. Can suyu kredisi güzel düşünce ama evrak tamamlamak çok uğraştırıyor. Bu kadar bürokrasi neden acaba diye düşünüyorum. Bu kredi KOSGEB veri tabanına üye olanlara veriliyor. Bir şartı da vergi ve SSK borcunun olmaması. Bırak olsun ne olacak sanki para gene TÜRKİYEde kalacak ve bir işe yarayacak. Tabiki biz de firma olarak bu krediye başvurduk ve onaylanmasını bekliyoruz. Firmalar için kredi rakamı da düşük geliyor, her firma başına aylık cirosu kadar kredi verilmesi gerekir. Bu para ülkemizin içinde kalacağı için o zaman koruma olur. İnsanlar biraz kendine gelir. Bankalar ürkek, bu bizi de korkutuyor. Bankalar, sizleri sıkıyoruz ama yarın daha büyük bir şey olmasın diye aslında size iyilik yapıyoruz diyorlar. Bu sisteme, kredilere alıştıran yine bankalardı! Vadeli çalışmak sektörümüzde büyük sorun. Aynı işi yapan iki firma bir müşteriye gidiyor, birisi 1 sene vadeli diyor, diğeri 4 ay vadeyi geçemem diyor. Müşteri iseniz tabiî ki bir sene vade yapanı seçiyorsunuz. Şuan herkes vade kısmaya çalışıyor ama o da zor. Sonuçta istihdam sağlıyoruz, eleman çalıştırıyoruz, vergi ödüyoruz. Bunun bilincindeyiz ve durmak yok diyoruz, üretimimize devam ediyoruz.
SUBCONTURKEY: Ana sanayiden kriz döneminde sipariş düşüren ya da iptal eden oldu mu?
Vahit Özgül: Biz yan sanayinin yan sanayisiyiz esasında. Sipariş iptali olmadı ama örneğin tost makinası yapan bir fabrika bütün malzemelerini stokladığı zaman vidadan dolayı montaj maliyeti çok pahalıya geliyor. Vidanın maliyeti yok, esas parayı işçiliğe harcadığı için o ürünü bitirmek zorunda. Örneğin bir trilyonluk ürün varsa ve bunun içinde vida 10 milyar tutuyorsa vidayı alıyor ama devamı gelmiyor. Gelen bazı işler var ama şu dönemde yeni müşteriler için bizler de maalesef ürkek davranıyoruz. Çalıştığımız ana sanayicilerin 300-500 milyar dönen evrakları olduğunu söyleniyor, onlar ürkek davranınca otomatik olarak bize de yansıyor. İşlerimize yansıtmayalım, çalışalım diyoruz ama o riski alacak sermayemiz yok. Bu bizim firmamızın sorunu ama Türkiyede kaç tane firmanın böyle bir sermayesi var tartışılır. Bu bakımdan sağlam gitmeyi tercih ediyoruz ve böyle olduğu için de sıkıntı yaşıyoruz. Bankacılar bizi bu sisteme alıştırdı şimdi de bu sistemden kendileri vazgeçirmeye çalışıyor. Yarın biz paramızla çalışmayı öğrenirsek, bankacılar nasıl bir sistem geliştirecek merak ediyorum. En güzel çalışma öz sermayedir ama büyüme hedefleri koyduğunuz zaman öz sermaye yetmiyor. Makina yatırımı yapmanız, kalıp yatırımı yapmanız, kadro kurmanız, hammadde yatırımı yapmanız gerekiyor. Bankalar şuanda haklı olarak kendilerini koruyorlar ama biz kendimizi nasıl koruyacağız belli değil. Sektörde birçok kişinin söylediği korku var. İşlerde durgunluk var, yılsonu da denk geldi, bir de kriz denilince sanki 2009 yılında hiç iş olmayacak gibi görünüyor. İnsanlar satın almalarını erteliyor. Şahıs olarak da düşünseniz, firma olarak ta düşünseniz durum aynı. Kısacası yurtdışından gelen ithal ürünleri bir şekilde azaltmak gerekiyor. 100 ürün getirilirken bunun 20si iç pazardan temin edilirse bu bile imalatçılara büyük bir destek sağlar.
30 tane makinamız var. Bu makinalar 24 saat 3 vardiya ile tam kapasite çalışırsa, istihdam artmış olacak, devlete daha çok vergi vereceğiz. Devletin ithalatı kesmekle belki başka kayıpları olacaktır ama bunu engelleyebilirse tüm sektörlere ürün yapan insanlar için önemli olacaktır. Biz yine çalışırız ama önemli olan örneğin televizyon üreticilerinin, otomotiv üreticilerinin çalışması gerekir. Bunlar çalışırken Çinden ürün gelmesi en büyük sorun olarak ortaya çıkıyor. Ana sanayilerin iç piyasadaki firmalarla çalışması ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır.
SUBCONTURKEY: BESİAD yönetimindesiniz, bu konularda çalışmalarınız var mı?
Vahit Özgül: Avrupa Birliği Çinden gelen bağlantı elemanlarına, kendi sanayicisini korumak için %87.3 oranında vergi koydu. Böyle bir durumda Türkiyenin ihracat şansı artacak. Aynı zamanda biz de bunu emsal göstererek başka tedbirler alabilir miyiz diye ilgili bakanlıklarla 2009 yılında görüşmeler yapmayı planlıyoruz. Bu bizim için büyük bir şans. Daha önceki açıklamalarımızda da belirtmiştik, kalifiye eleman için okula ihtiyaç var diye, okul projemizi hayata geçirdik. Türkiyenin en büyük sorunlarından biri de kalifiye eleman sorunudur. Bekli de Avrupaya yeterince açılamayışımızın başlıca nedenlerinden biridir. Kalifiye eleman sorununu çözersek çok daha başarılı olacağımızı düşünüyorum. Okul projemizin sürekliliği bu konuda çok önem kazanıyor.