Geçen yazımızda kriz ve mağdurlarını yazmamızdan bir süre sonra kriz kurbanlarının haberleri gelmeye başladı. Ekonomik kriz nedeniyle girdiği borç yükünün altında ezilen Ankara Özel Okullar Derneği Başkanı,Yüce Okullarının sahibi Yücel Kalınyazgan ve Yener Teknik fabrikasının sahibi Levent Yener borçlarını ödeyemedikleri ve bankalardan kredi temin edemedikleri için intihar ederek yaşamlarına son vermişlerdir.
Bu ölümcül trajedilerin yanı sıra işten çıkarılan binlerce işçi ve ailelerinin, fabrika işgallerinin dramatik görüntüleri her gece televizyonların vazgeçilmez haberleri arasına girerken, konu ile ilgili toplumsal yıkım devam etmektedir.
2009a yeni girdiğimiz bu günlerde tüm dileklerimizin ve beklentilerin krizin daha fazla derinleşmemesi ve en az hasarla atlatılmasıdır. Ancak tüm bu temennilerin gerçek olması için atılması gereken adımlar veya gerçekleştirilmesi elzem olan önemler vardır:
1. İstihdam ve emek yanlısı Keynesyen politikaların global dünyanın ve bugünün zamanının ruhuna uygun olarak yeniden revize edilerek gündeme taşınması gerekir. Başka bir ifade ile devlet destekli büyüme, istihdam ve gelişim politikaları ile birlikte toplam talebi canlandıracak kamusal önlem ve düzenlemelerin acilen alınması gerekir
2. Faizlerin düşürülmesine devam edilmelidir.
3. Mevduata tam güvence vermek yada güven arttırıcı diğer finansal yaklaşımları yeniden tartışmaya açmak gerekmektedir.
4. Reel sektör kredilerinin arttırılması, kredi borçlarının yeniden yapılandırılması ve mutlak suretle hacizlerin askıya alınması zaruridir. Amerika ve Avupada örneklerini gözlemlediğimiz şirket kurtarma ve iflasları önleme operasyonlarını ve bu sürece devletin direkt müdahale kanallarını bir an evvel oluşturmamız gerekir.
5. Reel sektör ve KOBİlere verilen desteğin yanısıra bankaların sermaye yapısınada takviye yapmak suretiyle güçlendirmek gerekmektedir. Özel sektör borçlarıda bu kapsamda değerlendirilmelidir.
6. IMF ile yapılacak yeni anlaşmada devlet altyapı yatırımlarında kısıtlamaya gidilmesine şiddetle karşı çıkılmalı aksine devletin kamusal alanda yapacağı yatırımlar teşvik edilmelidir. Özellikle, enerji, yerel ve bölgesel kalkınma projeleri, eğitim, sağlık vb.
7. Ücret seviyelerini dolayısıyla milli geliri arttırıcı ve yoksulluğu önleyici önlemleri geniş çaplı toplumsal konsensüs sözleşmeleri ile destekleyerek korparatist ve yeniden tanımlanmış sosyal refah devleti politikaları ile halkın harcama kapasitesi geliştirilmelidir.
8. İşsizliği önlemek için sadece işsizlik fonunda yatan paralar değil, sivil toplum örgütleri ve işçi-işveren sendikalarının kasalarında birikmiş ve muazzam rakamlara ulaşmış nakit kaynak akışını işsizliği önleme, mesleki eğitimi geliştirme ve işten çıkarmaları durdurucu yada en azından geciktirici önlemler için harcanması gerekir.
9. Kredi musluklarını açmayan bankaların acilen kamu otoriteleri tarafından disipline edilmesi ve bu beyefendilere kolayca ve alınteri olmadan paradan para kazanma döneminin kapandığının hatırlatılması gerekir.
Yukarıda yazdıklarımız krizden çıkış çözüm yolları için acil yapılması gerekenlerin sadece kısa bir özeti olup, bu önerilere itiraz edenlere yada beğenmeyenlere bir çift lafımız olacaktır. Bu da ülkenin içinde bulunduğu bu tür olağanüstü dönemlerde sadece eleştiri ve şikayet yapmayı alışanlık haline getirenlerin en azından bu kez daha iyisini biliyor yada öneriyorlarsa; bu toplumun bugünlerde her seviyedeki duyarlılığa, katkıya ve uzlaşmaya ihtiyaç duyması nedeniyle Türkiyenin içinde bulunduğu bu durumda hiç sorumluluk almak istemeyen ve bana dokunmayan kriz bin yaşasın diyenlerle ve hatta krizlerden beslenen toplumun asalak kesimi ile mukayese ile insanlık indinde ve kamu vicdanında daha fazla saygı ve itibarı hak edeceklerdir. Sonuç olarak, herkezin elini taşın altına koyma zamanı gelmiş ve hatta geçmek üzeredir...