SUBCONTURKEY: Makine satışları bakımından 2008 yılının son üç ayını 2007 yılına göre değerlendirir misiniz?
Hayrettin Kağnıcı: Takım tezgahı sanayileşmekte ve sanayileşmiş olan bütün ülkelerin temel taşıdır, her şey takım tezgahından başlar. Bugün bir üretim yapacaksanız, takım tezgahı ile yapacaksınız demektir ki bu bir yatırımı gerektirir. Herhangi bir finansal ve reel sektör kriz başlandığı anda öncelikle yatırımlar duruyor, her anlamdaki yatırımlar. Önce insanlar satın almayı durduruyor ondan sonra kendi mevcutlarını yapmaya çalışıyor. Makine sektörü krizi ilk göğüsleyen kısımdır. 2007ye göre 2008 yılının son üç ayı makine satışları %30-40 düştü denebilir. Bu sene Ocak ayının ilk 20 gününü referans alırsak eğer %50 azalma olduğunu görüyoruz. Bu ciddi bir oran ve büyümenin durduğunu gösteriyor. Bu sene açıklanan büyüme hızı -2dir. Yani birçok sektörün küçüleceğini gösteriyor.
SUBCONTURKEY: Takım tezgahları sektörünün 2008 yılı genel değerlendirmesini yapar mısınız?
Hayrettin Kağnıcı: 2008 yılının ikinci yarısında başlayan sinyaller giderek birbirini tetikleyerek bu hale geldi. Dünyada iki temel kriz var. Bir finansal kriz bir de reel sektör krizi. Geçmişteki istatistiklere ve günümüze baktığımızda finansal kriz yaşayan ülkelerin hepsi bunu bir senede aşıyorlar. Bir sene sonra sistem yerine oturuyor. Nitekim bizde 1994 ve 2001 yılında bunları yaşadık. Ama kriz reel sektöre yansırsa bu ortalama beş yıl süreceği bekleniyor. Bu bakımdan 2007 yılının başındaki dünyadaki ekonomik değerler Amerika için 2015 yılı, Avrupa için 2012 yılında beklenmektedir. Yani Avrupa 2012 yılında 2007 yılının standartlarına gelecek, Amerika ise 2007 yılındaki standartlara 2015 yılında gelecek. Amerika finansal krizin büyük bir kısmını çözdü, reel sektöründe sıkıntı var. Avrupada ise reel sektör çok daha güçlü ama bankacılık sektörü bizden de kötü. Bizde her ikisinde de sorun olduğu için çok dikkatli olmamız gerekiyor. Hepimiz bu işin farkına varıp, tedbirini almamız gerekiyor. Bu bir ölümcül hastalık değil ama eski alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Bütün bireysel harcamalarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Kredi kartı çok riskli bir araç, kullanmamaya çalışmamız gerekiyor. Kötümser anlamda değil ama bu kriz bize birçok şey öğretecektir, nitekim 2001 yılında yaşadığımız krizde Türkiye çok şey öğrenmiştir. Reel sektör ve finans sektörü çok şey öğrenmiştir. Bankacılık sektörü bugün Türkiyede çok sektöre göre daha güçlüdür. Sebebi de böyle bir krizi yaşadı, birçok şey öğrendi, yanlışlıkları eledi ve daha akıllı davranışlarda bulunmasındandır. Şuan reel sektör de bunu öğrenmeye başladı.
Yatırımlarımızı uzun vadeli kredilerle yapmalıyız
Biz kendi şirketlerimizde finansman yönetimini bilmiyoruz. 3 tip kredi var. Bir tanesi işletme kredisi, çek senet karşılığı olan kredidir ve kısa vadelidir yani bir yıllıktır. İkinci kredi tipi spot kredidir ve 3 aylık alırsınız ve o parayı 3 ayda geri ödersiniz. Üçüncü tip kredi şekli ise uzun vadeli yatırım kredisidir ve minimum 4-5 yıldan başlar. Son bir ayda öğrendiğimiz şey kısa vadeli kredilerle yatırım yapılmaması gerektiğini öğrendik. Makine dahil inşaat dahil yatırımlarımızı mutlaka uzun vadeli kredilerle yapmamız gerekiyor. Kısaca finansman yönetimini öğreneceğiz.
Bankalar da bir işletme ve parasını satmak istiyor. Bankalar da bu paranın büyük bir kısmını uluslararası pazardan, finans kuruluşlarından buluyorlar. Onlarda sıkışık, eskisi gibi istedikleri kadar parayı istedikleri fiyata alamıyorlar. Sendikasyon kredilerini %30 ila %50 kadar eksik aldılar. Onlarda panik halindeydi. Ama bugün onlarda kredi vermeye çalışıyorlar, onlarda elindeki parayı satarsa yaşarlar. Ama eskisi gibi daha rahat değil, çok daha sıkı kontrollerle, riski daha azaltıp kendini garantiye almaya çalışıyor. Tabii ki kredi fiyatları eskisinden daha yüksek şuanda.
Devlet alacaklarını ötelemeli, kendi bankaları ile sanayiciye destek vermelidir
SUBCONTURKEY: Cansuyu kredisi firmalar için yeterli oldu mu?
Hayrettin Kağnıcı: Cansuyu kredisi için yapılan büyük bir hata vardı bence. Cansuyu kredisi çıktığında bu konu için Kasım ayında Sanayi Bakanımız Zafer Çağlayan ile görüştük ve kredilerin uzun vadede olması gerektiğini, teşvikle olması gerektiği ve küçük esnafa küçük krediler verilmesi gerektiğine yönelik raporlar sunduk. Belki bu kredinin çıkmasında bizim de etkimiz olmuştur. Ancak bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Cansuyu kredisi 100 bin Lira ile başladı 250 bin Liraya kadar çıktı. 100 bin Liraya ihtiyacı olan firma orta ve küçük ölçekli firmalar. Bu firmaların bir kısmının SSKya borcu var, bir kısmının vergi borcu var, bir kısmının KDV borcu var. Devletle bu şekilde bir borç/alacak ilişkisi var. Burada atlanılan nokta, doğrusunu söylemek gerekirse bizimde raporumuzda atladığımız konu, bankaların firmalara geçtiği paraya devlet SSK borcun var diye paranın tamamına el koydu. Bu kredinin kime faydası olduğu belli olmadı.
Finansmanla ilgili yeni bir çerçeve anlaşması için uğraşılıyor. Buna bizde kısmen bir destek içerisindeyiz. Finans kuruluşları, sektörel dernekler ve mutlaka devletin de içinde olduğu bir çerçeve anlaşması. Yine benzer bir kredi olacak ama bunda devletin bir süre alacaklarını ertelemesini istiyoruz. Bazı vergilerin ötelenmesi için de birtakım çalışmalarımız devam ediyor.
SUBCONTURKEY: Bu anlamda hükümetten beklentileriniz nelerdir?
Hayrettin Kağnıcı: Gerçek olan bir finansman sorunu olduğudur. Gelişmekte olan ülkelerin hepsinde büyüme için paraya ihtiyacı vardır. Sanayicinin böyle bir büyüme için öz sermayesi yok. Devlet vergilerini biraz ötemeli, geçici bir süre küçük faizlerle alacaklarını ötelemelidir. Bankalar özel kuruluştur, bankaya kredi vereceksin diye zorlama olamaz ama devletin kendi bankaları üzerinden düşük krediler verilebilir. Firmaların batması devletin kendisine zarardır. O firmanın potansiyel vergisi, SSKsı bir sonraki sene olmayacaktır. Devlet bugün için olmalıdır. Öldürmek değil yaşatmak esas olandır. Devlet kendi imkanlarıyla sanayiciye bu anlamda destek vermelidir. Alacaklarını ötemeli, finansman olarak kendi bankasıyla destek vermelidir. Yapılması gereken budur. Gerisini sektörler kendi içerisinde halledecek, rekabet gücü bulacaktır.
Bir ülkenin kalkınmasının tek yolu imalattır
SUBCONTURKEY: 2009 yılının nasıl geçmesini bekliyorsunuz?
Hayrettin Kağnıcı: Benim görüşüm Türkiyenin bu krizden çok güçlenerek çıkacağı fakat aynı zamanda çok da yara alacağıdır. Henüz aşağıya iniş safhasını yaşıyoruz ve devlet hala müdahale etmiyor. Morale ihtiyacımız var, IMF ile anlaştık diye bir açıklama bile topluma moral verecektir. Firmalar ciddi bir şekilde küçülecek ve o şekilde yaşamayı öğreneceğiz. Daha yüksek verimle çalışmayı öğreneceğiz.
Mart-Nisan ayları gibi dibe vurup ondan sonra bu işin dibi yok deyip toparlanmaya başlayacağımızı düşünüyorum. 2009 yılının son çeyrekten sonra daha düzelir ama 2010 yılının başında hiçbir zaman 2008 başı gibi olmayacaktır.
Cebimizdeki parayla yaşamayı hepimiz öğreneceğiz
Sonuç olarak, bu seneyi bir şekilde hasarsız olarak geçirmemiz şart. 2010 yılının başında ayakta kalan firmalar çok güçlü ve pazar payını artırmış olarak çıkacaklardır. Bizde kendi şirketimizde yaptığımız temel şey ciddi bir yapılanmaya gitmek ve imalatta olduğu için firmamızda kalitemizi yükseltmek oluyor. Tek hedefimiz bu ve bunu başardığımız zaman krizi de aşmış olacağız.
Orta Doğuya yönelmeliyiz
Türkiye dünyayla entegre vaziyette. Bugün herhangi bir yerde bir olay olduğunda Türkiye bundan etkileniyor. Dünyada tam entegre olmamış bir bölge var, Orta Doğu. Bugün Avrupada ve Amerikada alacak olanlar azaldı. Orta Doğuda da rekabet arttı, çünkü herkes oraya yöneldi. Bizim Avrupa ve Amerikaya göre Orta Doğuda şansımızın daha fazla olduğunu düşünüyorum. Devlet ticari anlamda düzenlemeler yaparsa Orta Doğu pazarında şansımız artacaktır.
Eğitime önem veriyoruz
SUBCONTURKEY: TİAD olarak 2009 yılında neler planlıyorsunuz?
Hayrettin Kağnıcı: Bu sene TİAD olarak bizde yapılanma içerisindeyiz. Eğitime çok ağırlık verdik. Bu ülkede eğitim eksikliğimiz var ve sanırım öğrenmeye karşı toplumumuzda bir direnç var. Okumadan öğrenmek istiyoruz fakat böyle bir şey yok. Bu bakımdan bizde eğitime önem verdik. Bu sene iki tane kitap basıyoruz. Bir tanesi Makinalar Hakkındaki Topluluk Mevzuatı adında uluslararası bir kitap. Bir tarafı İngilizce bir tarafı Türkçedir. Makine imalatında olması gereken standartların hepsi yazıyor. Her imalatçının bunun kendisi ile ilgili olan kısmını mutlaka okuyup bilmesi gerekiyor. Bir kopyasını da bakanlığa gönderip böyle bir şey yaptığımızı ve uygunsa devam edeceğiz dedik. Bakanımız da bir yazıyla teşekkür etti, takdirlerini sundu ve kitabın ön yazısında kendisinin yazısını da koyduk. İhracat yapmak için, CE standardını almak için emniyet yönetmeliğine uymanız şart. Bu kitap bu anlamda çok önemlidir. Kitabı almak isteyenler derneğimizle irtibata geçebilir. Amacımız kesinlikle ticari değildir, tamamen baskı fiyatına veriyoruz. Zaten 100 ‘den fazlasını bakanlığa gönderdik ve bir kısmını da buradaki çalışma alanlarına verdik.
2008 yılında ciddi bir şekilde eğitime önem verdik. Bu işin başında da Profesör Doktor Mustafa Akkurt hocamız var. Türkiyede ilk defa teoriyle pratiğin çok iç içe olduğu kitaplar bastık. Takım tezgahlarındaki CNC programlama, kesme teknolojileri ile ilgili kitaplar bastık. Kendimizi yükseltmemiz lazım, eskisi gibi değil her şey. Yüksek verimle yaşamayı ve çalışmayı öğreneceğiz. Bunun da tek yolu eğitimdir. 2009 yılında da bu çalışmalarımıza devam edeceğiz. Daha profesyonel boyutta, Bayrampaşa Belediyesi ile birlikte daha geniş tabanlara duyurarak yapmaya çalışacağız.
Uluslararası alanda çalışmalarımız var. Uluslararası çalışmalarımız Türkiyenin tanıtımı içindir. Martın başında Tayvan fuarı var. Onlarla anlaştık ve ciddi bir finansman desteği veriyorlar derneğimize. İlk defa gerçekleştireceğiz, bu da bizlere daha farklı açıdan baktıklarını gösteriyor. TİAD üzerinden fuara gidecek ziyaretçilere konaklama hizmetini sağlıyorlar, uçak biletini alıp gelebilirsiniz diyorlar. TİADın refere ettiği firmalar ve kişiler bu konaklamadan yararlanabilecekler.
Bu sene Tatef fuarı için isteyen üyemiz katılsın, istemeyen katılmasın diye bir karar aldık. Bir zorlama ve yorum yapmıyoruz.
Ülkenin sivil toplum dernekleri çok güçlendi. Bir ülkeyi doğru yolda tutan sivil toplum dernekleridir. Ülkede bu dernekler ne kadar güçlüsü ise her şey daha kontrollü olur. Bütün sektörler kendi içerisinde dernekleşmeli, yapılanmalı, ortak kültürlerini oluşturup bunu savunmalıdır. Kalkınma modellerinden bir tanesi de budur. TİADda bunu yapıyor. Herkes birbirinin rakibi olduğu halde çıkarlarda ortak mücadeleyi vermeyi öğrendik. Bu kolay olmadı ama bunu öğrendik, bütün derneklerde de bu olmalıdır.